Görüş

Çözüm Süreci'nde CHP: Üçüncü yol mümkün mü?

CHP'nin Kürt sorununa çözüm önerisi bireysel özgürlüklerin genişletilmesiyle sınırlı ve bu şekliyle de aslında Kürt sorununun özüyle ilgili değil. Bu yaklaşımın değişmesi CHP'nin "sözde değil, özde" bir "üçüncü yolu" inşa etmesine neden olabilir.

Akademisyen Yunus Emre'ye göre CHP Kürt sorunuyla ilgili etraflı bir çözüm önerisi ortaya koymuyor, bu nedenle çoğu seçmeni ikna edemiyor. [Fotoğraf: AA/Arşiv]

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Çözüm Süreci'ne ve Kürt sorununa nasıl bakıyor? CHP'nin Kürt sorunu hakkındaki politikası nedir? Çözüm Süreci'nde CHP'nin rolünün nedir/ne olmalıdır?

Bu ve benzeri sorular çözüm tartışmaları ekseninde sıklıkla gündeme geliyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çözüm süreci ve PKK'nın silah bırakması tartışmalarına “Dünyanın hiçbir yerinde silahların gölgesinde bir barıştan söz edemezsiniz. Silah bırakma, bu topraklara huzur getirecek bir adımdır” tweetiyle katıldı. Bu tweetten iki gün sonra da "Bu anlayışla ben barışın geleceğine inanmıyorum. Güvensizlik üzerine inşa edilen bir süreç, Türkiye'ye barış getirmez" sözleriyle sürece ilişkin görüşlerini ortaya koydu. Kabul etmek gerekir ki CHP'nin çözüme bakışı ve Çözüm Süreci'nde oynadığı rol bu açıklamalarda ortaya konulan yaklaşımdan daha karmaşık. Bu kısa yazı da bu karmaşıklığı açıklamak için yazıldı.

Çözüm Süreci'nin başlangıcını Mart 2009'da dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün "Kürt sorunuyla ilgili önümüzdeki günlerde çok iyi şeyler olacak" demecine kadar götürmek mümkün. Peki neredeyse beş yıl süren ve önemli gelgitlerin yaşandığı bu süreçte CHP'nin politikası neydi? CHP sözcülerinin sıklıkla gündeme getirdiği "Kürt sorununu CHP çözer" tezi doğru mu? CHP'nin, Kürt sorununun çözümünde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Kürt hareketi dışında üçüncü bir yolun mümkün olduğu iddiası doğru mu? CHP, bu üçüncü yolu nasıl inşa edebilir? Bu soruları cevaplamaya çalışalım.

Kılıçdaroğlu liderliğinde CHP, Çözüm Süreci'ne doğrudan karşı çıkma politikasını terk etti. Bununla birlikte çözüm için İmralı'da ya da Kandil'le sürdürülen temasları eleştirdi. CHP'ye göre çözüm TBMM çatısı altında mümkündü. 

by Yunus Emre

Kılıçdaroğlu ile gelen değişiklik

Mayıs 2010'da CHP'de yaşanan lider değişikliğinin ardından CHP'nin Çözüm Süreci politikasında belirgin bir değişiklik gözlendi. Deniz Baykal, genel başkanlığı sırasında açılım politikasına sert bir tonda karşı çıkıyordu. Öyle ki Aralık 2009'da yaşanan olayların ardından açılıma devam edilmesini “Hiçbir şey yokmuş gibi bu yola devam edilmesi, Mustafa Kemal’in Nutuk’ta da dediği gibi gaflet ve dalalet olmaktan çıkmakta, bir hıyanete dönüşmektedir” sözleriyle eleştirmiş ve iktidar partisini ihanetle suçlamıştı. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde CHP, Çözüm Süreci'ne doğrudan karşı çıkma politikasını terk etti.

Bununla birlikte CHP, çözüm için İmralı'da Abdullah Öcalan'la ya da PKK yönetimiyle, yani Kandil'le sürdürülen temasları eleştirdi. CHP'ye göre çözüm TBMM çatısı altında mümkündü. Haziran 2012'de CHP tarafından Meclis Başkanlığına sunulan "Toplumsal Mutabakat Komisyonu" kurulması önerisi tam da bu amaca yönelikti. Bu öneriden başka CHP, Mayıs 2013'te "Demokrasi, Hukuk, Toplumsal Barış için CHP'nin Önerileriyle Öncelikleri" başlıklı bir bildiri yayınladı. Bu bildirinin sonunda da CHP'nin çözüm önerileri 19 madde hâlinde sıralandı. CHP sözcüleri gerek 19 maddelik önerilerini gerek 1990 SHP raporuyla başlayan arayışlarını hatırlatarak Kürt sorununu ancak CHP'nin çözebileceği iddiasını sıklıkla gündeme getirdiler. Gerçekten de CHP çizgisi, 1990 SHP raporundan başlayarak Kürt sorunu üzerine birçok rapor yayınlamış ve öneri ve tespitlerini kamuoyuyla paylaşmıştı.

Fakat bu noktada CHP'ye dostça bir eleştiri yöneltmek gerekiyor. CHP günümüz için bir çözüm teklifi sunmuyor ve sorunun aslına girmiyor. Etraflı bir çözüm önerisi ortaya koymadan, bir çözüm önerisi varmış gibi yapıyor. SHP'nin 1990 raporunu hatırlatarak bu konuyu biraz açalım.

1990'daki önerilerin birçoğu gerçekleşti

SHP'nin 1990 raporu, hazırlandığı dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda, gerçekten çok cesur tespit ve önerileri gündeme getiriyordu. Örneğin rapor, Kürt sorununun asimilasyon politikalarıyla çözülemeyeceğini belirtiyor; anadil yasağının, radyo-TV yayını önündeki engellerin, olağanüstü hâl valiliğinin ve köy koruculuğun kaldırılmasını öneriyordu. Yani SHP'nin önerileri genel bir demokratikleşme perspektifi içeriyordu ama özünde Kürt sorunuyla ilgili somut, yapılabilir ve toplumsal taleplere karşılık oluşturan öneriler ortaya konuluyordu.

2000'li yıllarda SHP'nin önerilerinin birçoğu gerçekleştirildi ve bugün Kürt sorununda yeni bir aşamaya girildi. CHP'nin 2013'te ortaya koyduğu 19 maddelik çözüm önerisine gelince durum biraz farklılaşıyor. CHP'nin 19 maddelik paketi Kürt sorununa bir çözüm oluşturmak yerine Türkiye'nin daha demokratik bir ülke olmasına yönelik öneriler. Bu 19 madde arasında sıralanan lider sultasına son verilmesi, ifade hürriyeti önündeki engellerin kaldırılması, basın özgürlüğünün sağlanması, gösteri hürriyetinin güçlendirilmesi gibi öneriler Kürt sorunuyla doğrudan ilgili değil. Yine bu maddeler arasında bulunan Uludere'nin hesabının sorulması, Diyarbakır Cezaevi'nin müze yapılması, Nevruz'un tatil ilan edilmesi gibi öneriler sorunun aslına ilişkin değil. Peki sorunun aslı ne?

CHP önerileriyle 'Türkiye demokratik bir ülke olsun ve özgürlükler genişletilsin' diyor. Ama bu öneriler Kürt sorunu gibi politikleşmiş ve kronikleşmiş bir meselede temenniden öte bir anlam taşımıyor.

by Yunus Emre

CHP sorunun özünü ıskalıyor

Günümüzde sorunun aslı ya da hükümetle Öcalan arasındaki müzakerenin temeli Kürtlere ilişkin kolektif hakların tanınması/tanınmaması ya da ne dereceye kadar tanınabileceği sorunu. CHP bildirisinde bireysel hak ve özgürlüklerin demokrasinin, eşitliğin, üniter devlet yapısının harçları olduğu belirtiliyor ve “kolektif haklar” kavramının ise toplumsal ayrışmanın bir ön habercisi olduğu iddia ediliyor. Yani CHP'nin yaklaşımında Kürt sorununun çözümü bireysel özgürlüklerin genişletilmesi bağlamında ele alınıyor. Bu tespit belki 25 yıl önce geçerliydi ama günümüzde Kürt sorununun çözüm zemininde artık sadece bireysel hak ve özgürlükler tartışılmıyor. CHP önerileriyle "Türkiye demokratik bir ülke olsun ve özgürlükler genişletilsin" diyor. Ama bu öneriler Kürt sorunu gibi politikleşmiş ve kronikleşmiş bir meselede temenniden öte bir anlam taşımıyor. Bu nedenle CHP'nin Kürtlerin hakları üzerine ne söylediği ve Çözüm Süreci'ne nasıl baktığı geniş kesimler tarafından çok da iyi anlaşılamıyor. Özetle CHP'nin Kürt sorununa çözüm önerisi bireysel özgürlüklerin genişletilmesiyle sınırlı ve bu şekliyle de aslında Kürt sorununun özüyle ilgili değil.

Diğer yandan bir konuda CHP'nin hakkını teslim etmek gerekiyor. Ana muhalefet partisi olarak CHP'nin Çözüm Süreci'ne ilişkin tavrı, sürecin işleyişini ve Kürt sorununun çözümünü olumsuz etkileyen bir tavır değil. CHP ihanet suçlamalarıyla iktidarın üzerine gitmiyor. Milliyetçi hassasiyetleri kışkırtmıyor. Öyle ki CHP'nin bu politikası parti içinde ve dışında milliyetçi kesimler tarafından sıklıkla eleştiriliyor. Kabul etmek gerekir ki CHP, iktidara karşı Çözüm Süreci üzerinden milliyetçi bir kampanya başlatsa genel kamuoyu ve AKP seçmeni üzerinde bu kampanya etkili olabilir. 2009'da Habur sürecinde yaşananlar hatırlanırsa CHP yönetiminin bu politikasının önemi açıklıkla görülür. CHP'nin eleştirisi sürecin yürütülme biçimiyle ilgili. CHP, süreçte TBMM'nin daha etkin kılınması ve şeffaflıkla sınırlı bir eleştiri yürütüyor. Doğal olarak iktidar partisi bu türden eleştirilere açık olmalı ve daha yapıcı davranmalı. Ancak iktidar sözcülerinin kadar kullandığı dil pek de ümit vermiyor.

CHP'ye göre AKP’nin CHP’yi süreçle ilişkilendirme çabasının iki amacı var. Bunlar "hukuksuzluğa meşruiyet kazandırma isteği" ve "olası bir başarısızlıkta, suçlanacak bir günah keçisi yaratma ihtiyacı". Bunun yanında sürecin gizli yürütülmesi nedeniyle CHP'nin sürece katılımının pratik olarak da mümkün olmadığı parti sözcüleri tarafından sıklıkla gündeme getiriliyor. Yani hem Çözüm Süreci'nin işleyiş biçimi CHP'nin katılmasına çok imkân vermiyor hem de süreçte iktidar partisinin samimiyeti hakkında CHP'nin güçlü şüpheleri bulunuyor.

İkili yapının etkisi

Bunun yanında CHP'nin çözüm için geçerli öneriler ortaya koyamaması partinin bölünmüş yapısıyla da doğrudan ilgili. Özellikle yeni anayasa tartışmalarında açıklıkla görüldüğü gibi CHP içinde biri tutucu diğeri yenilikçi iki eğilim gözleniyor. Tutucu eğilim partinin kurucu köklerini vurgulayarak farklı kimliklerin tanınma taleplerine karşı çıkıyor. Bunun yanında yenilikçi yaklaşım sahipleri partinin başta kimlik sorunları olmak üzere geleneksel yaklaşımını revize etmesini öneriyor. Bu ikili yapının bir sonucu olarak parti yönetimi Kürt sorununda cesur adımlar atamıyor. Bu nedenle CHP çözüme dönük somut politika önerileri ortaya koyamıyor. Şu nokta açık ki önceki denemeleri bir yana koyarak CHP ivedilikle yeni öneriler gündeme getirmeli.

CHP içinde biri tutucu diğeri yenilikçi iki eğilim gözleniyor. Bu ikili yapının bir sonucu olarak parti yönetimi Kürt sorununda cesur adımlar atamıyor.

by Yunus Emre

Ayrıca CHP'de bir yönetim değişikliği olsa ve Kılıçdaroğlu liderlikten ayrılsa CHP Kürt sorununda eski devletçi ve güvenlikçi yaklaşımı ne kadar daha savunmaya devam edebilir? Kürt sorunu böyle bir aşamadayken ve Ortadoğu bu durumdayken eski kalıplarla CHP ne kadar yol alabilir? Doğal olarak olası bir yönetim değişikliğinde yeni oluşacak heyet de yeni bir politika oluşturma sorumluluğuyla karşı karşıya kalacaktır. Özetle CHP için yeni bir Kürt politikası oluşturma zorunluluğunu yaratan etkenler var. Bu etkenler Ortadoğu'nun güncel durumu ve Kürt sorununun içinde bulunduğu aşamayla ilgili. Bu şartlar ortadayken yeni bir politika zorunluluğu da orta yerde duruyor. CHP, "Acaba kim ne der?" diye düşünmek yerine "Uzun vadede doğru politika hangisi?" diye düşünmeli.

Sonuç olarak PKK'nın silah bırakması için müzakere zemini olarak gündeme getirilen on madde içinde can alıcı konular kolektif haklarla ve yurttaş/toplum/devlet ilişkileri hakkındaki maddelerle ilgili. CHP, sürecin başından beri bu konulara girmeden bireysel özgürlüklerin genişletilmesi ve demokratik siyasal yaşamın temellerin güçlendirilmesinin Kürt sorununun çözümü için yeterli olduğunu iddia ediyor. Bu nedenle de geniş bir seçmen kitlesini ikna edemiyor. Bu yaklaşımın değişmesi CHP'nin "sözde değil, özde" bir "üçüncü yolu" inşa etmesine neden olabilir. Bu gerçek "üçüncü yol" da uzun erimde CHP'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geniş bir destek bulmasına yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki tarih meleği yaratıcı politikalar ortaya koyan yenilikçi politikacıların yanında duruyor.

Yrd. Doç. Dr. Yunus Emre, İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü Kurucu Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı. Türkiye’de siyasal hayat ve kurumlar, tarih yazımı ve karşılaştırmalı siyaset alanlarında çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Emre'nin 'CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol' (İletişim Yayınları, 2013) isimli kitabı, 2014 yılında 'The Emergence of Social Democracy in Turkey' başlığıyla IB Tauris tarafından İngilizce basıldı.

Twitter'dan takip edin: @yunusemre

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yunus Emre

Doç. Dr. Yunus Emre İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü Kurucu Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;