Görüş

Çözüm Süreci'nde yaklaşım farklılıkları

Kobani’ye IŞİD saldırılarıyla başlayan, 6-7 Ekim kitlesel olayları ve sonuçlarıyla gelişen Hükümet-Öcalan-Kandil-HDP yaklaşımlarının yaratmakta olduğu görüntü ve niteliksel farklılıklar, çözümün paradigması, tarafları ve çözüm projesinin kapsamı üzerinde ortak bir mutabakatın yeterince sağlanamamış olduğunu gösterir mahiyettedir.

Cevat Öneş, HDP heyetinin hükümet kanadıyla yaptığı görüşmelerle sağlanan yumuşama ortamının Çözüm Süreci’ne devamlılık kazandırdığını belirtiyor. [Fotoğraf: AA]

Çözüm Süreci’nin Türkiye’nin yaşamsal bir meselesi olduğu hususunda çok güçlü, ortak bir toplumsal kabulün olduğunun tespiti önemlidir. Yöntem farklılıkları, siyasi çıkar beklentileri, iktidar mücadelesi hesapları, ideolojik-psikolojik etkenler, bölgesel gelişmelerle bağlantılı olarak çok karmaşık hâle gelen sorunun ağırlığına rağmen, toplumsal dinamiklerin ve taleplerin çözümü dayatan gelişimi, ‘barış’ şartlarının oluşturabilmesinin temel itici gücünü ortaya çıkarmaktadır. Bu durum farklı derecelerde de olsa, siyasi iktidara ve Türkiye siyasetlerine sorunun çözümü için öncelikli ve kaçınılamaz sorumluluklar, görevler yüklemektedir.

Yüz yıllık tarihsel arka planın, otuz yıllık şiddet ve sorunlu siyasetler üretiminin yarattığı kaotik ortamların, ülke-toplum-insan gerçekliğinde ve vicdanlarda şekillendirdiği yıkımlar karşısında, alternatifi olmayan çözüm için çaba göstermek ve işbirliği çalışmalarına katkıda bulunmak, bir onur mücadelesi gibi insani bir duyarlılığın gelişimini zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca çözüm için ihtiyaç duyulan ve sürekli geliştirilebilen kapsamlı, bütünlüklü çözüm projesinin; nitelikli, evrensel demokratikleşme zihniyeti-sistemi, kurumsal yapılaşma omurgası üzerinde hayata geçirilmesi ihtiyacının kaçınılmazlığının görülebilmesi hususu, öncelikli önemini korumaktadır. Burada, mevcut siyaset üretimindeki yetersizliklerin, Çözüm Süreci’nde sonuç alma beklentilerinde yeni gecikmelerin yanı sıra endişe ve tereddütleri artırmakta olduğuna da işaret edilmelidir.

Parlamentonun meşru bir parçası olan HDP’nin muhataplığına öncelik kazandırılması hususu, Kürt siyasetinin Türkiye’nin demokratik siyasetine entegrasyonu çalışmalarının vazgeçilemez tarafı olarak önemi haizdir.

by Cevat Öneş

Suriye-Kobani’ye IŞİD saldırılarıyla başlayan, 6-7 Ekim kitlesel olayları ve sonuçlarıyla gelişen Hükümet-Öcalan-Kandil-HDP yaklaşımlarının yaratmakta olduğu görüntü ve niteliksel farklılıklar, çözümün paradigması, tarafları ve çözüm projesinin kapsamı üzerinde, ortak bir mutabakatın yeterince sağlanamamış olduğunu gösterir mahiyettedir. Nitekim, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun meseleye “Çözüm Süreci bu sorunun eşit vatandaşlık ilkesi içinde ortadan kalkması, örgütün silah bırakması ve her türlü talebin ifade edileceği siyasi yolların açılmasıdır. Çözüm Süreci’nin gelmesi gereken yer, her türlü talebin rahatlıkla ifade edildiği özgürlük ortamının sağlanmasıdır. Talepler barışçıl biçimde ifade ediliyorsa kimsenin tekrar şiddet ve silah dili kullanmamasıdır…” yaklaşımı karşısında Kürt siyasetinin ekseninde yer alan tüm yönetim kadrolarının, “ana dilde eğitim, özerklik, eşit vatandaşlık, genel af, siyasete katılım” gibi yeni bir anayasa inşasını zorunlu kılan taleplerine verilecek cevabın, ortak bir karara ulaşabilme yöntemlerinin zorunlu kıldığı farklılıkları giderici çalışmalar ihtiyacını açıklıkla göstermektedir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) heyetinin, hükümet kanadıyla yaptığı görüşmelerle sağlanan yumuşama ortamı Çözüm Süreci’ne devamlılık kazandırmıştır. Bununla birlikte İmralı’ya gidiş, sekretarya, üçüncü göz izleme heyetinin teşkili hususlarındaki polemikler, hükümetle, özellikle Kandil ve HDP arasında müzakere şartlarını zedeleyen olumsuzlukların varlığını göstermektedir. Bu durum, Abdullah Öcalan’ın meseleye müdahale şartlarını da güçleştirebilecek bir gelişmedir. Her şartta, parlamentonun meşru bir parçası olan HDP’nin muhataplığına öncelik kazandırılması hususu, Kürt siyasetinin Türkiye’nin demokratik siyasetine entegrasyonu çalışmalarının vazgeçilemez tarafı olarak önemi haizdir.

24 Kasım 2014 tarihli, PKK’ya yakın ANF'de (Fırat Haber Ajansı), KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok tarafından yapılan açıklamalar ise hükümetle Kandil arasındaki yaklaşım farklılıklarına dikkatleri çekmektedir. Sabri Ok “Hiç kimsenin silah iradesi elinde olan bizler adına konuşması doğru değildir. Bizim böyle bir şeyden haberimiz yok. Önderlik silahların bırakılması için çağrı yapacak, şunu yapacak, PKK bunu yapacak şunu yapacak gibi bir durum bilgimiz dâhilinde değildir. Gündemimizde de böyle bir şey yok zaten. Bunlar hareketimiz yönetiminin bilgisi dâhilinde, ancak olabilecek şeylerdir. Kürt sorununun çözümü konusunda ciddi adım atılmadan, önder Apo özgürleşip, bizzat gerillayla görüşmeden bu tür şeyler tartışılamaz. Gerilla da hiçbir biçimde silah bırakmaz.” ifadeleriyle, aynı zamanda HDP’nin yetki ve sorumluluk çerçevesini çizmektedir. Bu ve benzeri açıklamalara siyasi pazarlık olarak bakılmasına rağmen, silahsızlanma ile demokratikleşme adımlarındaki paralellik ve zamanlama konusunda önemli farklılıklar bulunduğu bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Muhtemel gelişmeler

Aktüel gelişmeler de dikkate alındığında, 6-7 Ekim olaylarını, kitle psikolojisinin kazanabileceği boyutun canlı bir göstergesi olarak tanımlayabiliriz. Ortaya çıkışındaki Kobani etkeni, spontanlık ve kısmi siyasi yönlendirme ile eylemlerin sonlandırılmasında Öcalan’ın belirleyiciliği dikkatleri çekmiştir. Bugün için aşılmış gözüken yol kazasının, çözümsüzlük-çatışma hâlinde, karşılaşılabilecek ciddi risklerin emareleri olarak gösterilmesi, meselenin ciddiyetine vurgu yapılması bakımından önemlidir.

Seçim süreci içerisinde, Kürt sorununun anayasal çerçevede çözümünün mümkün olmaması, hatta bu konuda, yeterli güvencelerin sağlanabilmesinin imkânsızlığı ve bölgesel gelişmeler dikkate alındığında, PKK’nın silahsızlandırılması şartlarının sonuçlandırılmasının mümkün olmadığı görülebilecektir. Sadece nitelikli demokratikleşme projesine uygun olarak, güven artırıcı önlemler konusunda atılacak adımlarla, Türkiye’den silahlı güçlerin çekilmesi, Türkiye’de silahlı mücadelenin sonlandırılması ve anayasal güvencelerin sağlanmasına paralel olarak, genel silahsızlanma şartlarına geçiş konusunda Öcalan tarafından 2015 Nevruz’unda bir açıklama yapılması ihtimali gerçekleşebilir bir durumdur. HDP heyetinin genişletilmesi, üçüncü göz izleme heyetinin teşkili, silahsızlanma şartları için İmralı’da müzakerelerin başlaması ve bazı güven artırıcı adımların (yüzde 10 barajı, hasta tutuklu ve mahkûmların salıverilmesi gibi) atılmasıyla, Çözüm Süreci’nde yeni bir döneme girme potansiyeli mevcuttur. Bu durum tabii ki nitelikli siyaset üretimini zorunlu kılmaktadır. Keza, seçimler sonrası, kaçınılmaz ve ertelenemez olan anayasal demokratikleşme adımlarında, en geniş ‘demokratik güç birliği’ şartlarının oluşturulması gayretlerinin hayati önemini göstermektedir.

HDP heyetinin genişletilmesi, üçüncü göz izleme heyetinin teşkili, silahsızlanma şartları için İmralı’da müzakerelerin başlaması ve bazı güven artırıcı adımların atılmasıyla, Çözüm Süreci’nde yeni bir döneme girme potansiyeli mevcuttur. 

by Cevat Öneş

Bugün için, İmralı ve Kandil arasında stratejik yaklaşım bakımından bir görüş farklılığı bulunduğunu gösterir bir emare mevcut değildir. Öcalan’ın silahlı mücadele döneminden, demokratik mücadele sürecine geçiş şartlarının stratejik boyutları, müzakere masasının devamlılığının sağlanması bakımından önem kazanmaktadır. Kürt siyasetinin legal ve illegal yapılarının, Öcalan’ın elini güçlendirici şekilde rollerini oynamakta oldukları bir gerçektir. Hükümetin ve parlamentonun, topyekûn nitelikli demokratikleşme, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi, insani yaklaşımlarla meseleye bakabilme kabiliyetini hayata geçirebilme becerisi, beklenen pozitif sonuçları alabilecek en önemli potansiyel güç olarak varlığını korumaktadır. PKK’nın günümüz şartlarında meşruiyet kazanma, demokratik sisteme entegre olabilme ihtiyacı da çözüm çalışmaları içerisinde önemli veri olarak dikkatleri çekmektedir. Kürt siyasetinin demokratik beklentilerinin başarısının, aynı zamanda ideolojik-örgütsel otoriter-vesayetçi yapısını tasfiye etme sürecine girmesiyle mümkün olabileceğinin görülmesi de bir kehanet olmayacaktır.

Süreçte gelinen nokta, müzakere şartları, şeffaflık konusuna önem kazandırmaktadır. PKK’nın silahsızlandırılması meselesinin zorunlu kıldığı kapalı görüşmelerin varlığı korunurken, meselenin demokratikleşme ayağının, normalleşme süreçlerinin kaçınılmazlığı olan parlamento ve sivil toplum çalışmalarının, şeffaf ortamlarda, demokratik güçlerle işbirliği içerisinde gerçekleştirilmesi ihtiyacı, önemle varlığını korumaktadır. Türkiye’nin gelişme ve demokratikleşme sürecinin en önemli engelinin aşılması konusunda, hâlâ siyaset ve devlet zirvesinin ortak bir masa etrafında buluşamamış oluşu, bir talihsizlik olduğu kadar genel olarak siyasetimizin nitelikleriyle de bağlantılı bir meseledir. Bir bilim adamı olan Başbakan Davutoğlu’nun bu konuda atacağı bir adım, çözüm psikolojisi içerisinde önemli ve öncelikli yer alması gereken konulardandır.

Cevat Öneş, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Eski Müsteşar Yardımcısı. İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 1966-2005 yıllarında MİT'te görev yaptı ve İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı pozisyonundan emekli oldu. Öneş'in 'Türkiye Ekseni - Tabular Yıkılıyor' (Yakın Plan Yayınları, 2010) isimli bir kitabı bulunuyor.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Cevat Öneş

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Eski Müsteşar Yardımcısı. İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 1966-2005 yıllarında MİT'te görev yaptı ve İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı pozisyonundan emekli oldu. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;