Görüş

Karayılan ne demiş oldu?

Murat Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na verdiği ve AKP ile koalisyon îmâsı yaptığı uzun söyleşide döne döne tekrar edilen bir nokta var: Kürt meselesinin hızla çözüme kavuşturulması ve bu amaçla çözüm sürecinin duraklatılmasının önüne geçilmesi...

Murat Karayılan, KCK Yürütme Konseyi Başkanı'yken Abdullah Öcalan’ın talimatıyla örgütün silahlı kanadının başına geçti. [Fotoğraf: Reuters]

KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na verdiği, bugün de Al Jazeera Türk’te kısa bir özetini okuduğunuz demecine biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Çünkü bu demeç, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) belirlediği, a) iktidara ortak olmama ve b) olunacaksa bile Adalet ve Kalkınma Partisi’yle (AKP / AK Parti) zinhar ortak olmama biçimindeki temel çizgiye çok net eleştiriler getiriyor.

Bu beklenmeyen çıkışın hangi siyasi değerlendirmeler zemininde yeşerdiğine geçmeden önce, Karayılan’ın HDP’nin koalisyon çizgisine getirdiği eleştirileri, söyleşinin çeşitli yerlerine serpilmiş bölümleri bir araya getirerek ve sözlerini anlamlandırmaya çalışarak topluca gözden geçirelim...

‘HDP’nin dar yaklaşımları’

“HDP’nin de bu konuda dar yaklaşımları vardır. Bir kere her şeyden önce HDP en temel konu olarak verdiği sözün gereğini zaten barajı büyük bir ekseriyetle aşmış olmasıyla yerine getirmiştir. Yani HDP’nin barajı geçmesi ve AKP’nin de tek başına hükümet kuramama sonucuyla birlikte, ‘seni başkan yaptırmayacağız!’ sözü pratikte uygulanmış oldu. Bugün başkanlık sistemi Türkiye’nin gündeminden tamamıyla çıkmıştır. Bu açıdan HDP verdiği sözü aslında yerine getirdi. Bundan sonra daha ileriye dönük girişimleri gündemleştirmesi gerekmektedir. Toplumun eğilimi demokratik bir değişimden yanadır ve HDP’nin buna öncülük etmesi gerekmektedir. Bu açıdan daha güçlü bir performansa ve tempoya ihtiyaç vardır.”

Hemen bu paragrafı izleyen ve HDP’nin koalisyon tartışmalarındaki kırmızı çizgisini (“AKP ile koalisyona hayır!”) hedef aldığı anlaşılan cümlelere de bakalım:

“Bu konuda ‘ben filan kesimle koalisyona girmem’ türünden açıklama ve tutumlarda da bana göre duygusallık vardır. Bu siyaseten pek doğru da değildir. Öyle kendini bazı şeylere hapsetme yerine ilkeler üzerine konuşmak önemlidir.”

Borcun yok, rahat ol!

HDP’nin “koalisyona girmeyeceğini” kesin bir biçimde zikrettiği sadece bir “filan kesim” var, dolayısıyla bu eleştirinin nereye gittiği çok açık.

Karayılan, HDP’den gelebilecek, “fakat biz bu yönde söz vermiştik” eleştirilerine de peşin bir cevap veriyor. Hayır, diyor, siz Erdoğan’ı başkan yaptırmama sözü vermiştiniz ve bu sözünüzü tuttunuz, eliniz serbesttir, rahat olun!

Bu çıkışın, seçim gecesi önce Sırır Süreyya Önder’in, ardından da Selahattin Demirtaş’ın dile getirdiği “emanet oylara ihanet etmeyeceğiz” vaadini akla getirmemesi imkânsız. Hatta, Kürt siyasetinin legal kanadından gelen bu vaatlere karşı, Karayılan’ın demecini önceleyen ve illegal kanattan gelen “emanet oyları abartmama” düzeltmesini de bu çerçevede okumak lâzım.

Anlaşılan KCK ve Kandil, HDP’nin emanet oy sahiplerine olan borcun başkanlık tartışmalarının Türkiye’nin gündeminden çıkmasıyla ödendiğini düşünüyor ve HDP’nin kendisini onlara karşı borçlu hissetmemesi gerektiğini savunuyor.

Te’vili mümkün mü?

HDP yöneticilerinin seçim gecesinde dile getirdikleri “emanet oy sahiplerine verilen sözü tutacağız” cümlesinin anlamı açık: AK Parti’yle bir koalisyondan uzak durmak. Peki, KCK ve Kandil’in emanet oylar-borçlar denklemini yukarıdaki gibi yorumlaması karşısında HDP yöneticileri ne yapabilirler? Te’vil (bir söz veya davranışa bilinen anlamından başka bir anlam verme, başka bir mânâ ile yorumlama) yoluna giderlerse, emanet oy sahiplerini ikna edebilirler mi?

Şüphesiz ki hayır. Bu durumda HDP yöneticilerinin KCK ve Kandil ile emanet oy sahiplerine verdikleri söz arasında sıkışıp kalmaları kaçınılmaz; en azından şu an itibariyle durum böyle.

Öte yandan Murat Karayılan, HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın birkaç gün önce dile getirdiği daha esnek koalisyon yaklaşımlarını yetersiz görse de olumlayarak HDP içindeki “koalisyonda katı tutum” sahiplerine “doğru yol”u bir de buradan gösteriyor:

“Gerçi Eşbaşkan Figen Yüksekdağ’ın basına dönük yaptığı açıklama HDP’nin bu konularda dar tutumları aşma çabası içinde olduğunu gösteriyor ama bunu daha hızlı ve çarpıcı bir biçimde yapmaları daha isabetli olacaktır.”

Hatırlayalım, Figen Yüksekdağ, kimsenin kırmızı çizgi öne sürme lüksünün olmadığını belirtip, şöyle konuşmuştu:

“Biz gelebilecek bütün önerileri, hükümet kurma, koalisyon oluşturma eksenindeki bütün görüşmelere açığız. Doğabilecek krizlerin çözümü noktasında biz üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz.”

Neden?

Artık başta dile getirdiğimiz, Karayılan’ın beklenmedik çıkışının hangi siyasi değerlendirmeler zemininde yeşerdiğine dair bazı tahminlerde bulunabiliriz...

Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na verdiği uzun söyleşinin hemen her tarafına serpiştirilmiş, döne döne tekrar edilen bir nokta var: Kürt meselesinin hızla çözüme kavuşturulması ve bu amaçla çözüm sürecinin duraklatılmasının önüne geçilmesi...

Karayılan, söyleşi boyunca bu meselenin her şeyin önünde olduğunu ve onu erteleyecek hiçbir siyasi gelişmenin kabul edilemeyeceğini defalarca tekrarlıyor.

HDP’ye ve Kürt sorununun çözümünün “Türkiye’nin demokratikleşmesi”nden sonraya ertelenmesini isteyen çevrelere karşı Karayılan sert eleştiriler getiriyor:

“Kimse bize, ‘HDP seçimlerde başarılı sonuç elde etti; daha ne istiyorsunuz?’ demesin. Doğru; bu başarı küçümsenecek bir başarı değildir. (...) Ama Kürt sorunu çok ağır ve derinlikli bir sorundur. Bu başarı Kürt sorununun çözümünü dayatmış, çözüm koşullarını olgunlaştırmıştır.”

Bu eleştiri de doğrudan HDP’ye:

“Bu devlet bu sorunu çözüp Türkiye’yi demokratikleştirmek istiyor mu, istemiyor mu? Çünkü koalisyonların kurulmasında ana eksen budur. HDP’nin yaklaşımlarının dar olduğunu da zaten bu açıdan belirttim. HDP sanki böyle bir sorun yokmuş gibi, ‘biz onurlu mücadeleci bir muhalefet olacağız’ diyor. Hele önce sorunun çözümünü netleştirelim. Çözüm nasıl olacak? Kürt sorunu çözülmeden Türk devleti ileriye dönük tek bir adım atamaz. Kürt sorunu çözülmeden demokratikleşme namına ne söylenirse palavra olur.”

Karayılan, Kürt sorununun çözüm perspektifini “koalisyonların kurulmasında ana eksen” olarak gördüğü için doğal olarak sürecin çanına ot tıkayacak koalisyon önerilerine de açık bir biçimde karşı çıkıyor. Bir AKP-MHP koalisyonu için de “Kuşkusuz savaş demektir” diyor.

Peki, Karayılan’ın bu yönde bir çıkış yapmasının ve bir AKP-HDP ortaklığını imâ etmesinin bir nedeni de AK Parti-MHP ortaklığının giderek güçlendiğine dair siyasi kulislerdeki söylentiler olabilir mi?

Olabilir. 

Alper Görmüş, gazeteciliğe 1978'de Aydınlık'ta başladı. Nokta ve Aktüel dergilerinde çalıştı. Taraf ve Türkiye gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

 

Alper Görmüş

Gazeteciliğe 1978'de Aydınlık gazetesinde başladı. Nokta ve Aktüel dergilerinde çalıştı. Taraf ve Türkiye gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.Yeni Şafak'ta Kürşat Bumin'le birlikte medya eleştirisi yapan 'Medyakronik' köşesini hazırladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;