Görüş

Mısır'ın Gazze savaşındaki rolü

Direniş gruplarının Mısır'ın ateşkes planını reddetmesi, Kahire'nin diplomatik başarısızlığıdır. Mursi'nin 2012'de taraflar arasında sağladığı ateşkes Filistinlileri biraz olsun rahatlatırken Sisi yönetimi Hamas'ı kendi güvenliği için tehlike olarak gördü ve İsrail'e yakınlaştı.

Sisi yönetimi Refah kapısından yardımların geçişine saldırılardan günler sonra sadece birkaç saatliğine izin vermişti. [Fotoğraf: EPA-Arşiv]

Mısır yönetimi, İsrail'in Gazze saldırısından 10 gün sonra kendi tabiriyle 'Filistin direnişi ile İsrail arasındaki saldırgan eylemlerin' durdurulması amacıyla bir girişim açıklamıştı. Direniş grupları ise bu girişimi reddetmişler veya temkinli yaklaşmışlardı.

Direnişin bu tutumu iki nedene dayanıyor. Birincisi şekille ilgili. Mısırlı yetkililer İsrail tarafıyla koordinasyon kurdular ancak Filistin direnişiyle bunu yapmadılar. İkincisi ise içerikle ilgili. Mısır'ın çağrısı öncesinde bu ateşkesin sonuçları üzerinde (İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını tekrarlamaması ve Gazze üzerindeki ablukanın kaldırılmasının garanti altına alınması gibi) bir anlaşmaya varılmadı.

Ayrıca belirtmek gerekir: Direnişin bu tutumu, İsrail'in kalbini ilk kez vuran, insansız uçaklarla hava sahasına girilmesi gibi geçmişte yaşanmamış askeri başarılar gerçekleştiren Filistin direnişinin sıra dışı performansının siyasi sonucudur.

Direnişin Mısır'ın girişimini reddetmesi, Kahire'nin kendi stratejik güvenliğiyle ilgili bir dosyada başarısızlığı olarak görülmektedir. Bu durum, eski cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin rolüyle karşılaştırılmaktadır. Mursi, direniş ve İsrail tarafından kabul edilebilir ve uluslararası takdir alan bir ateşkes anlaşmasına varmakta başarılı olmuştu.

Peki Mısır'ın Filistin direnişine yönelik tutumu nasıl değişti?

Mısır'ın geçmiş dönemlerde genelde Filistin sorunu ve özelde Gazze dosyasında belirgin bir rolü oldu. Bu rol şu iki yaklaşımdan dolayıdır:

1) Mısır'ın Filistin ve özellikle de Gazze'ye önem vermesi ulusal güvenliğinin çıkarınadır. Zira Gazze, İsrail saldırılarının püskürtülmesi ve korunması noktasında Mısır'ın doğu kapısıdır.

Mısır'ın Hüsnü Mübarek'ten günümüze kadar Filistin direnişine yönelik resmi tutumu, bazen Mısır vicdanıyla örtüştü ve İsrail saldırılarını frenlemeye çalıştı, bazen de İhvan'la siyasi husumetini dışarıya ihraç etti ve İsrail'in tutumuna yakınlaştı. 

by Cemal Nassar

2) Filistin sorununun Mısır halkının gönlünde bir değeri ve yeri vardır. Filistin'in Mısırlılar nezdindeki kutsiyetinin yanı sıra Mısırlı ve Gazzeli aileler arasında bir tür sosyal kenetlenme ve kurulan akrabalıklar bulunmaktadır.

Dolayısıyla Filistin sorunu, Mısır'da iktidarı destekleyen medyanın genelde Filistinlilere ve özelde Hamas'a yönelik tüm karalamalarına rağmen Mısır halkının vicdanından hiç çıkmamaktadır. Bu karalamaların sebebi Hamas ile Müslüman Kardeşler (İhvan) cemaati arasındaki sağlam ilişkidir. Zira bu medyaya göre İhvan'ın başına gelenler Hamas'ın da başına gelmelidir, İhvan 'terörist' görülürken Hamas da ona bağlı olduğu için terörist görülmelidir.

Bu kesimlerin gözden kaçırdıkları bir husus var. Mısır'da iktidara sandık ve demokrasiyle gelememiş siyasi güçler arasındaki siyasi anlaşmazlık ve bir cemaati tasfiye etme girişimi ile İsrail'in işgal yönetimi altındaki halkın meşru direniş hareketi olan Hamas arasında bir ayrımın yapılması gerekmektedir. Bu halk saldırılara direnmek için tüm gücünü kullanıyor ve bu yolda kurbanlar veriyor.

Mısır'ın Hüsnü Mübarek'ten günümüze kadar Filistin direnişine yönelik resmi tutumu, bu iki yaklaşım arasını buluşturmak suretiyle değişkenlik gösterdi. Bu tutum bazen Mısır vicdanıyla örtüştü ve İsrail saldırılarını frenlemeye çalıştı, bazen de İhvan'la siyasi husumetini dışarıya ihraç etti ve İsrail'in tutumuna yakınlaştı.

Mübarek: Minimum siyaset

Mübarek rejimi, ABD yönetiminin İsrail'in güvenliğini sağlama ve farklı direniş gruplarının olası saldırılarından koruma eğilimine kendini adadı. Mübarek rejimi, şu noktalarda ABD yönetiminin iradesi dışına çıkamadı:

1) Hamas'a karşı Filistin yönetiminin ve daha doğru ifade ile Fetih hareketinin desteklenmesi, sadece siyaset diplomasisi yönteminin seçilmesi, Hamas'la mücadele edilmesi, Refah sınır kapısının kapatılarak hareketin sıkıştırılması, sınırlı durumlar hariç insani yardımların geçişine izin verilmemesi. Bu durum Filistin halkını, Hamas'ın Gazze'yi yönetme gücünü olumsuz etkilemekte, alt yapısını yıkmakta ve Filistin yönetiminin bir kez daha Gazze'nin kaderini eline almasına imkân vermekteydi.

2) Hamas yönetiminin özellikle 2006 yılında seçimleri kazanıp Gazze'yi kontrol altına alması sonrası siyasi düzlemde tanınmaması. Bu tanımazlık, Mübarek'in Hamas liderleriyle bir araya gelmemesinde ve Hamaslılarla güvenlik dosyası üzerinden Mısır istihbaratının görüşmesinde görüldü. Mübarek'in dışişleri bakanı Ahmed Ebu Gayt '2004-2011 Mısır dış politikası' adlı kitabında bu noktaya işaret ederek Mübarek'in, iktidara gelmeleri sonrası Hamas liderleriyle görüşmeyi reddettiğini belirtiyor. 

Gazze'nin kanlı kronolojisi

3) Hamas'a yerel, bölgesel ve uluslararası desteğe engel olmak. Kurumlar, örgütler ve hükümetlerin yardımları, Mübarek yönetimin itirazıyla karşılaşıyordu; yardımların trafiği sınırlandırılıyor, gıda ve tıbbi yardımların geçişi için akciğer görevi gören tüneller kapatılıyordu. İş, üniversitelerde, meslek sendikalarında, hayır cemiyetlerinde ve hatta mecliste Filistin halkını destekleyen Mısır halkı ve faaliyetleri üzerinde baskı yapmaya kadar vardı. Buna karşın İsrail'le istihbarat eşgüdümüne ağırlık verildi.

4) Mısır yönetiminin İsrail'in Gazze saldırısına zımnen onay vermesi. Bunun en belirgin örneği 2008 yılında Tzibi Livni'nin Gazze'ye yönelik operasyondan önce Kahire'de Mübarek, meslektaşı Ebu Gayt ve istihbarat başkanı Ömer Süleyman'la bir araya gelmesi ve Hamas'ı devirme niyetini açıklamasıdır. Gazze'deki durumun değişmesi kaçınılmazdı ve İsrail bunu gerçekleştirmeye çalışacaktı. Tüm bunların altında silahlı direnişle ve (İhvan'a baskısının bir parçası olarak) Hamas'la ilişkiye ilkesel karşı çıkış yatmaktadır.

Mursi: Kısa süreli rahatlama

Dr. Muhammed Mursi'nin 2012'de cumhurbaşkanı seçilmesi sonrası Filistinlilerin ve özellikle Gazze'nin, Filistin sorununda bir açılım yaşanacağı yönünde umudu arttı. Özellikle Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve Mursi'nin İslamcı arka planı Filistinlilere ve direnişe yarayabilirdi. 

Mursi'nin içinden geldiği İhvan'ı takip edenler, Filistin sorununun cemaatin ilgi alanında olduğunu, Müslümanlar nezdindeki öneminden dolayı Filistin sorununa hizmet için İhvan'ın birçok siyasi kavgaya girdiğini bilirler.

Filistinliler, Mursi'nin Filistin şartlarına daha fazla sempati duyup anlayışlı yaklaşacağına bel bağladılar. Refah kapısında çalışma şartlarını düzeltmek, yakıt ve elektrik sorununu hafifletmek, tünelleri devre dışı bırakarak ve belki Mısır ile Gazze arasında serbest bölge kurma düşüncesini etkinleştirip iki taraf arasında ticareti kolaylaştırmak suretiyle Gazze'deki hayat koşullarını iyileştirmek için Filistinliler lehinde adımlar atacağını düşündüler.

Mursi'nin Gazze saldırısına tepkisi Mübarek rejiminkinden gözle görülür bir farklılık gösterdi. İsrail saldırılarına karşı çıktı, siyasi ve ahlaki olarak direnişin yanında yer aldı.

by Cemal Nassar

Bu durumun İsrail'in Gazze'ye saldırma 'özgürlüğünü' olumsuz etkilemesi konusunda İsrail karar alma organında iki bakış açısı ortaya çıktı. Birinci bakış açısına göre İsrail, Mısır'la ilişkileri minimum düzeyde muhafaza etmek ve siyasi kopukluğa gitmemek için 'kendini tutmalı' ve 2008 sonlarında açtığı savaş gibi Gazze'ye büyük askeri operasyonlar yapmaktan kaçınmalıydı. Diğer bakış açısı ise Mısır'la olumlu ilişkileri korumanın bir zaruret olduğunu kabul etti; ancak aynı zamanda yeni Mısır rejiminin güç dengelerine alıştırılması, Gazze'ye saldırarak Kahire'nin tepkisinin veya adaptasyon boyutunun ölçülmesi ve Mısır'la kopukluk yaşamadan olayların gelişimine göre bu tepkilerin ele alınması çağrısı yaptı.

Mısır'daki yeni rejimin Gazze saldırısına tepkisi Mübarek rejiminkinden gözle görülür bir farklılık gösterdi. Zira Mısır, İsrail saldırılarına karşı çıktı, siyasi ve ahlaki olarak direnişin yanında yer aldı; saldırıların durması, direnişin temel şartlarını ve taleplerini garanti altına alan ve gerçekleştiren bir ateşkes anlaşmasına varılması için Arap, bölgesel ve uluslararası düzlemlerde diplomatik ve siyasi faaliyetlerde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı 21 Kasım 2012 akşamı Hamas ile İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varıldığını ve saldırıların durduğunu açıkladı. Anlaşma, İsrail'in işgaller ve kişilerin hedef alınması da dahil Gazze'ye yönelik kara, deniz ve havadan bütün operasyonlarını durdurmasını, buna karşın Filistinli grupların da sınırların hedef alınması da dahil Gazze'den İsrail'e yönelik bütün saldırgan eylemleri durdurmasını içerdi.

Ayrıca, kapıların açılması, insan ve mal geçişinin kolaylaştırılması ve insanların hareket alanının kısıtlanmaması veya sınır bölgelerinde hedef alınmamasıyla ilgili maddeler yer aldı. Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden 24 saat sonra bu maddelerin uygulanması kararlaştırıldı.

Anlaşma şu üç mekanizmanın uygulanmasını içeriyordu:

1) Anlaşmanın yürürlüğe gireceği saatin belirlenmesi.

2) Mısır'ın tüm taraflardan anlaşmaya bağlı kalacaklarına dair garantiler alması.

3) Tarafların anlaşma ile ilgili mülahazaları olması halinde müzakerelerin takibi için bu mülahazaları Mısır'a götürmeleri. 

Bu dönemde durum farklıydı. Mursi, sınır kapısını açmak, halktan ve resmi heyetler göndermek suretiyle Gazze'ye bütün maddi ve manevi desteğini gösterdi. Bu ziyaretlerin başında eski başbakan Hişam Kandil'in Kasım 2012'de İsrail saldırısı sırasında Gazze'ye gitmesini hatırlatmak gerekir.

Sisi: Sıkıştırmanın artması

Mübarek ve Sisi rejimleri arasındaki tek farklılık şu olabilir: Mübarek döneminde tıbbı yardımların girişi için tünellere kısmen izin veriliyordu. Sisi döneminde ise yüzlerce tünel imha edildi ve Refah kapısı neredeyse daimi suretle kapatıldı.

by Cemal Nassar

Mareşal Abdulfettah Sisi'nin performansını takip edenler, Gazze ve Hamas'a karşı yaklaşımını belirlemek için pek sıkıntı yaşamazlar. Sisi, Mübarek döneminde askerî istihbaratın başkanıydı. İsrail'le güvenlik koordinasyonuna katıldı. Mübarek sonrasında Yüksek Askeri Konsey'de etkin bir isimdi ve Camp David anlaşmasından sorumluydu. Bu görevi, İsrail güvenlik birimiyle güçlü ilişki kurmasını sağladı. 

Sisi'nin başını çektiği darbe yönetimi, Filistin direnişine karşı İsrail'inkine benzer bir tutum benimsedi. Hamas, Mısır'ın güvenliğini tehdit eden düşman ve bir terör örgütü olarak görüldü. Aynı tanımlar, İsrail yönetiminin söyleminde de tekrarlanmaktadır. Bunun yanı sıra darbe yönetimi, İsrail'in tünellerin kapatılması yönündeki talebini Mısır'ı Hamas tehlikesinden korumak iddiasıyla kabul etti.

Mübarek ve Sisi rejimleri arasındaki tek farklılık olarak şu söylenebilir: Mübarek döneminde istihbaratın bilgisi dahilinde tıbbı yardımların girişi için tünellere kısmen izin veriliyordu. Sisi döneminde ise yüzlerce tünel imha edildi ve Refah kapısı neredeyse daimi suretle kapatıldı.

Gazze'de insani, eğitim, iş ve başka amaçlarla çıkışları engellenerek mahsur bırakılanların sayısı 15 bine çıktı. Gazze'deki yaşam şartları ve ekonomik durum benzeri görülmemiş bir sefalet düzeyine ulaştı. İsrail bu şartlar içinde Gazze'ye saldırdı.

Sisi döneminde Mısır'ın tepkisi, ABD'nin dayattığı kısıtlamalar ve Hamas hareketine olan şahsi düşmanlığı sebebiyle sınırlı kalmaktadır. Hâlâ Hamas'ı benzeri görülmemiş şekilde karalayan, İhvan'la ilişkisi gereği suçlu sayan, yaşanan sorunların sebebi olarak göstermeye çalışan ve Mısır'da yaşanan tüm 'terör eylemlerinin' arkasında gören medya organları Sisi'ye destek verdi. Hatta El Ezher şeyhi Gazze saldırılarını üç gün sonra kınadı. 

Önceki saldırılarda (2008 ve 2012) Refah kapısı yaralıların nakli, uluslararası yardımların ve dayanışma heyetlerinin girişi için kısmen açılıyordu ancak bugün sınır kapısı saldırılardan günler sonra birkaç saatliğine açıldı, destek kuruluşlarının ve yardımların Gazze'ye girişi engellendi.

İsrail gazeteleri Mısır tutumundaki bu değişimi yansıttılar. Jerusalem Post gazetesi "Mısır İsrail'in saldırılarını kınadı ve görüntüde savaşa karşı çıktığını açıkladı ancak aslında Sina'ya silahlı saldırılarda bulunduğunu iddia ettiği İslamcı hareket Hamas'a zarar verilmesinden hoşnut olabilir" diye yazdı.

İsrail'in eski Mısır büyükelçisi Zvi Mazel bu noktanın altını çizerek şöyle dedi: "Mısır hâlihazırdaki çekişmenin sonunu görmek için işi aceleye getirmiyor. İsrail, Hamas'a saldırırken Mısırlıların göz yaşı akıttıklarını düşünmüyorum. Hatta Mısır'ın İsrail'in saldırılarını kınaması, Sisi'nin medyada bu konuda hiçbir yorum yapmaması sebebiyle biraz mahcubiyetten kaynaklandı."

O halde Kahire bu süreçte Hamas'ı zayıf görmekte kararlı. Bunun yanı sıra Mısır'ın Katar ve Türkiye gibi bazı bölgesel güçlerle ilişkilerinin gergin olması Mısır rejimini daha da inatlaştırdı.

Bundan sonra ne olabilir?

Washington'un bu kez Gazze savaşında İsrail'in uğradığı stratejik ve psikolojik kaybın boyutunu anladığını gözlemliyoruz. Bu durum ABD Başkanı Barack Obama'yı Netanyahu'ya çatışmaların durması ve 2012 anlaşmasına dönülmesi için açıkça ve benzeri görülmemiş şekilde arabuluculuk teklif etmeye sevk etti.

Yalnız ortada bu kez savaşın durmasını geçmiştekinden farklı kılan temel gelişmeler var. Direnişin ateşkes şartlarını yansıtan güç dengelerindeki değişim bu gelişmelerdendir. Ayrıca savaş öncesinin şartlarına dönüş (tünellerin kapatılması sonrası abluka), İsrail saldırılarının sürmesi, uzlaşı hükümetinin siyasi başarısızlığı ve uzlaşının başarılı olamaması ve Mısır'la yaşanan çıkmaz Hamas'ın istemediği bir durum.

O halde hiç kimse İsrail'in Gazze saldırısının sürmesi ve muhtemel senaryoları etrafında kehanette bulunamaz ancak önceki iki savaşın deneyimleri bazı muhtemel sonuçlar ve tahminlere varılmasına destek olabilir:

Mısır, Hamas'ı kendi güvenliği için tehdit olarak görmekte ve güçlenmesinden endişe etmektedir. İsrail ise Hamas'ı bitirme kararlılığını gizlemiyor. Mısır ve İsrail, direnişin kazanımlarını mümkün olduğunca azaltmaya çalışacaklardır. 

by Cemal Nassar

1) Gazze'den füzelerin atıldığı bölgelerin havadan bombalanarak hedef alınması. Bu senaryo İsrail ordusunca can kayıplarını azaltabilir ancak Gazze'deki savaşı bitirmez. İsrail ordusunun yapmaya çalıştığı bu ancak İsrail kasabalarının direnişin bombardımanına maruz kalma süresini uzatacağı için maliyeti ağır olacaktır.

2) İsrail'in Hamas'ı vurma ısrarını göstermek için Gazze'ye sınırlı kara müdahalesini sürdürmesi. Bu senaryonun en olumsuz yönü her iki taraftan çok sayıda can kaybının olmasıdır.

3) Gazze Şeridi'nin tamamen ve yeniden işgal edilmesi. Beklenen ağır maliyetinden dolayı bunu ne İsrail ordusu tercih edebilir ne de İsrail kamuoyu.  Hamas da İsrail'in böyle bir adım atması halinde bedelinin ağır olacağı tehdidinde bulunmuştu.

Buna ek olarak Gazze'nin bir kez daha işgali, Cenevre sözleşmelerine göre İsrail'i Gazze halkının temel insani ihtiyaçlarını karşılama noktasında doğrudan sorumlu kılacaktır. Böylelikle İsrail kurtulmakta başarılı olduğunu düşündüğü saatli bombayı tekrar taşıyacaktır. Bu da hesapları altüst edecek ve herkesi sıfır noktasına götürecek olan Üçüncü İntifada'yı hızlandırabilir.

4) İsrail'in tek taraflı ateşkes ilan etmesi dünya karşısındaki pozisyonunu iyileştirecektir. Ancak bu durumda uluslararası baskılara boyun eğmiş bir görüntü verecek ve bununla hiçbir siyasi kazanım elde edemeyecektir.

5) Uluslararası arabuluculuklarla ateşkes anlaşmasına varılması. Böyle bir anlaşmanın direniş hareketlerinin taleplerini kapsaması gerekir. Ancak ortada Hamas'ın ve diğer direniş tugaylarının askeri başarılarına karşılık siyasi sonuçlar elde etmesinin önünde bir Mısır ve İsrail çıkarı söz konusudur.

Mısır, Hamas'ı kendi güvenliği için tehdit olarak görmekte ve güçlenmesinden endişe etmektedir. İsrail ise Hamas'ı bitirme kararlılığını gizlemiyor. Mısır ve İsrail, direnişin kazanımlarını mümkün olduğunca azaltmaya çalışacaklardır. Baskın senaryo bu gibi görünüyor.

Dr. Cemal Nassar, Mısırlı yazar ve akademisyen, Al Jazeera Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı. 

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Cemal Nassar

Al Jazeera Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı. Cemal Fethi Muhammed Nassar, lisans eğitimini Kahire Üniversitesinde yaptı. Yine aynı üniversitede İslam felsefesi alanında doktorasını tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;