Görüş

Yeni ÇED Yönetmeliği'nin yansıttığı anlayış

AB'ye giriş umudu azalınca, çevreci önlemlere uyulmasına gerek kalmadı. Son dönemde uygulanan politikalara, başlatılan yatırımlara ve çıkarılan yasalara bakıldığında, söz konusu değişimi görmek mümkün. Yeni ÇED Yönetmeliği, bunların yalnızca küçük bir örneği.

Konular: Türkiye, Çevre, Ekonomi
25 Kasım 2014'te yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği uyarınca golf tesisi projelerinin ÇED sürecine girip girmeyeceğine Çevre Bakanlığı karar verecek. [Fotoğraf: AA/Arşiv]

Son günlerin kent ve çevre gündemini, yeni Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği oluşturuyor. Normalde, başlığında çevre sözcüğü bulunan bir düzenlemenin daha korumacı bir nitelik taşıması, daha ekolojik bir bakış açısıyla hazırlanmasını beklememiz gerekirdi. Ancak uzun süredir bu durumu kanıksamış bulunuyoruz.

Türkiye’de çevreyle ilgili düzenlemeler, artık çevrenin nasıl korunacağı yerine ondan nasıl yararlanılacağına dair kurallar getiriyor. Ayrıntıları aşağıda incelenecek yeni düzenleme de söz konusu sürecin küçük bir parçasından başka bir şey değil. Yönetmeliğin değerlendirmesine geçmeden önce süreç hakkında birkaç küçük bilgi vermek, yeni kuralların daha rahat anlaşılmasını sağlayabilir.

ÇED’in işlevi ve uygulanışı

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED); ekonomik girişimlerin ekolojik etkilerinin ölçülmesini sağlayan, herhangi bir yatırım faaliyetine başlamadan önce ilgili projenin çevreye vereceği olası zararları ortaya çıkarmaya yarayan bir araç. Önce, projenin çevreye olası etkilerini gösteren bir rapor hazırlanır. Ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, o raporu değerlendirerek yatırımın uygun olup olmadığına karar verir. Böylece doğal yapıyı bozacak, çevre üzerinde yıkıma yol açacak faaliyetlerin önü kesilir.

ÇED, yatırımların önündeki aşılması gereken bir engel olarak görülüyor. O yüzden de sistemin işleyişini düzenleyen kurallar, yatırımları kolaylaştıracak yönde yeniden biçimlendiriliyor.

by Bülent Duru

Türkiye değil de çevresel kaygıları bulunan bir ülkede yaşıyor olsaydık, ekolojik dengeyi olumsuz yönde etkileyecek faaliyetler daha ÇED aşamasında engellenir ya da çevreyle az çok uyumlu hale getirilirdi. Oysa söz konusu süreç, Türkiye’nin kendine özgü koşulları nedeniyle geçerliliği ve anlamını yitirmiş durumda. Bugün ÇED, daha çok, yatırımların önündeki aşılması gereken bir engel, bir tür formalite olarak görülüyor. O yüzden de sistemin işleyişini düzenleyen kurallar, yatırımları kolaylaştıracak yönde belirli aralıklarla yeniden biçimlendiriliyor.

ÇED Yönetmeliği, ilk yayınlandığı 1993 yılından bu yana tam 17 kez değiştirildi; yönetmelik üzerindeki hemen her değişiklik, kendi dönemine özgü yatırımlara yol açmak üzere yapıldı. Bunun sonucunda süreç, içeriğinden boşaltılıp birtakım bürokratik işlerin yerine getirilmesi işine dönüştü. 1993’ten 2012’ye kadar yalnızca 32 projenin ÇED sürecinin olumsuz sonuçlanması boşuna değil. 25 Kasım 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak karşımıza çıkan yönetmelik değişikliği de aynı eğilimin yeni bir parçası aslında.

Genel hatlarıyla ÇED Yönetmeliği’nin biçim ve içeriğe ilişkin iki önemli boyutunun olduğu söylenebilir: Önce sistemin nasıl işleyeceği, raporun nasıl hazırlanacağı ve yetkili kurumların hangileri olacağı anlatılır, ardından da uzun bir ek liste verilerek hangi tür projeler için ÇED Raporu hazırlanması gerektiği belirtilir. Bugüne değin karşımıza çıkan yönetmelik değişikliklerinin çoğu, bahsedilen iki bölümü zayıflatmak ve esnekleştirmek amacıyla yapıldı.

Bu bağlamda ya sürecin işleyişi hakkındaki kurallar kolaylaştırıldı ya da ÇED’e tabi tutulması gereken yatırım türleri azaltıldı. İktidarın programında hangi yatırım alanları varsa, ÇED ile ilgili yönetmelik de o projelerin gereklerine göre yeniden biçimlendirildi. Bu kez gündemde, tahmin edilebileceği gibi üçüncü köprü, havaalanları, toplu konutlar ve alışveriş merkezleri bulunuyor.

2014 ÇED Yönetmeliği

25 Kasım 2014 tarihli ÇED Yönetmeliği için toptan bir değerlendirme yapmak gerekirse, "Biçim ve içerik açısından ÇED sürecini hızlandırarak yatırımların önünü açmak üzere hazırlanmıştır." demek yanlış olmaz. Bu amaç doğrultusunda, "biçim açısından" projelerin incelenme süreci kolaylaştırılıyor; "içerik açısından" ise mevcut ekonomi politikalarının vitrinini oluşturan yatırım alanları çevresel değerlendirme sürecinin dışına çıkarılıyor.

Yönetmeliğin çarpıcı yönlerine biraz daha yakından baktığımızda, karşımıza şu noktalar çıkıyor:

1) Yeni düzenlemenin en tartışmalı ve en ağır sonuçlar doğuracak yönü, bazı yatırım alanlarını ÇED sürecinin dışında bırakması. Esasen, önemli görülen projelerin, ÇED uygulanacak projeler listesinden çıkarılması ya da seçme-eleme kriterleri uygulanacak projeler listesine alınması söz konusu. Örneğin; artık 100 kilometreden daha kısa demiryolu projeleri, 500 konutun altındaki toplu konut inşaatları, golf tesisleri ya da alışveriş merkezleri için ÇED süreci hemen başlatılmayacak. Bunlardan hangilerinin ÇED’e tabi olacağını, ön inceleme sonrası Çevre ve Şehircilik Bakanlığı belirleyecek.

2) Yeni yönetmelik, "ÇED gerekli değildir." kararının tanımını değiştiriyor. Eski tanıma göre, herhangi bir proje, olumsuz çevresel etkileri yoksa ÇED’e tabi olmuyordu. Yapılan tanım değişikliğiyle, "…projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğine…" karar verme yetkisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na veriliyor. Daha anlaşılır biçimde söylemek gerekirse, eğer bir projenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri kabul edilebilir düzeydeyse yatırıma başlanabilecek. Türkiye’de "kabul edilebilir düzey" gibi belirsiz bir ölçütün nasıl yorumlanacağı üzerine fazla bir şey söylemeye gerek yok herhalde.

3) Yeni yönetmelikle, ÇED sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için yatırımdan etkilenecek yöre halkının sürece katılımının sağlaması ve konunun taraflarının bilgilendirilmesine ilişkin kuralları düzenleyen madde değiştiriliyor. Yatırımcı işletme, hazırladığı başvuru dosyasını artık yayımlamak zorunda değil.

4) Eski yönetmelikte, ÇED Raporu’nu inceleyecek komisyonun, projeyi değerlendirirken "…yapılan incelemelerin, hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri, bilgi ve belgeye dayandırılıp dayandırılmadığı…" kuralına dayanması gerektiği belirtiliyordu. Yeni yönetmelik metninde, böylesine temel bir ölçüt yer almıyor.

Yeni ÇED Yönetmeliği bir bakıma, eğer bir projenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri kabul edilebilir düzeydeyse yatırıma başlanabileceği anlamına geliyor.

by Bülent Duru

5) Önceki düzenlemeye göre, ÇED sürecini başarıyla atlayıp sonrasında yatırıma geçecek işletmelere, "ÇED Raporu veya Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda…" en fazla 90 günlük süre verilerek eksikliklerinin giderilmesi istenebiliyor, aksi halde yatırım durdurulabiliyordu. Yeni düzenlemede, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın süre vermesindeki 90 gün sınırı kaldırılarak idareye belirsiz bir süre boyunca izin verme yetkisi getiriliyor.

Çevreyi koruma-ekonomik büyüme dengesi

Danıştay’ın normal koşullarda, ÇED Yönetmeliği ile yapılan bu değişiklikleri, çevreyi korumaya ilişkin temel yasalara aykırı bularak iptal etmesi beklenirdi. Fakat kent ve çevreye ilişkin sayıları giderek artan davaların ülkedeki yatırımları engellemesini önlemek amacıyla idari yargı sistemi ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan son değişiklikler, bu konuda iyimser olmamızı engelliyor.

Ekoloji ile ekonomi arasındaki çelişkinin somut olarak ortaya çıktığı alanlardaki sorunları çözümleyen bir süreç olan Çevresel Etki Değerlendirmesi'nin (ÇED) uygulanış biçimi, Türkiye’de çevre politikalarının nasıl yürütüldüğünü de açık biçimde gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), iktidara geldiği ilk yıllarda Avrupa Birliği'ne (AB) giriş sürecinin zorunlu kıldığı çevresel düzenlemeler ile ekonomik büyümenin gerektirdiği yatırımlar arasında az çok denge kurmaya çalışıyordu. Bu sayede birtakım çevreci yasal düzenlemeler de yaşama şansı bulabiliyordu.

Aradan geçen sürede AB'ye giriş umudu azalınca, zaten gönülsüz biçimde gündemimize aldığımız çevreci önlemlere uyulmasına gerek kalmadı. Son dönemde uygulanan politikalara, başlatılan yatırımlara ve çıkarılan yasalara bakıldığında, söz konusu değişimi görmek mümkün. Yeni ÇED Yönetmeliği, bunların yalnızca küçük bir örneği olarak değerlendirilmeli.

Doç. Dr. Bülent Duru, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi. Kentleşme, yerel yönetimler ve çevre politikaları üzerinde yoğunlaşan Duru'nun bu konularda kaleme aldığı birçok makale ve kitabı var.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bülent Duru

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;