Haber analiz

Dağlık Karabağ'da çözüm girişimleri: AGİT Minsk Grubu'nun müzakere çıkmazı

Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'a yönelik sert söylemleri, Ermenistan'ın müzakere masasındaki elini güçlendiriyor.

İlham Aliyev ve Serj Sarkisyan Haziran 2011'de Kazan'da müzakere masasında.
İlham Aliyev ve Serj Sarkisyan'ın Haziran 2011'deki Kazan Zirvesi, çözüm umutlarını yükseltmişti. [AP]

Minsk Grubu, Azerbaycan ve Ermenistan’ın taraf olduğu Dağlık Karabağ sorununa çözüm üretmek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT/OSCE) çerçevesinde oluşturulan bir müzakere ekibidir. Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye, Almanya, İtalya, İsveç, Finlandiya ve Belarus’un daimi üye olduğu Minsk Grubu’nun eş başkanlığını Fransa, Rusya ve ABD yürütmektedir. Eş başkanlar, Azerbaycan ve Ermenistan temsilcileriyle üst düzey müzakereler yürütmek üzere bölgeye düzenli olarak ziyaretlerde bulunmak ve Minsk Grubu üyesi diğer ülkelerin temsilcilerine gelişmeler hakkında bilgi vermekle vazifelidirler. Fransa Büyükelçisi Jacques Faure, Rusya Büyükelçisi Igor Popov ve ABD Büyükelçisi Robert Bradtke Minsk Grubu Eş Başkanları olarak görev yapıyorlar.


AGİT Eş Başkanları Faure (solda), Bradtke (ortada) ve Popov, sürecin
20. yıl dönümünde değerlendirme yaptılar. [David Challenger/OSCE]

1992 Şubatı’nda Dağlık Karabağ’da çatışmalar başlayınca, 24 Mart 1992 tarihinde Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de, o zamanki adı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK/CSCE) olan uluslararası örgüt bünyesinde bir toplantı düzenlendi. Bu toplantında, Dağlık Karabağ çatışmasının barışçıl çözümü için görüşmelere zemin hazırlayacak bir ortamın oluşturulması fikri gündeme geldi. Bu doğrultuda, mümkün olan en kısa sürede Belarus’un başkenti Minsk’te bir konferans düzenlenmesi kararlaştırıldı. Konferans öngörülen tarihte gerçekleştirilemedi fakat Minsk Grubu, Dağlık Karabağ ihtilafının çözümünü takip eden resmi uluslararası toplum organı haline geldi.

Minsk Grubu, Mayıs 1994’te ilan edilen ateşkes ile birlikte bir tür ‘donmuş çatışma’ olarak görülmeye başlayan Dağlık Karabağ meselesinde kalıcı bir barış sağlanması için Azeriler ile Ermenileri diplomasi masasında bir araya getiriyor. Dağlık Karabağ’ın konumu ve savaş sırasında bölgeden kaçmak zorunda kalan binlerce Azeri mültecinin geleceği belirsizliğini korurken, hem Dağlık Karabağ-Azerbaycan temas hattında hem de Azerbaycan-Ermenistan sınırında karşılıklı ateş açılması türü sıcak temaslar, gittikçe sıklaşıyor. Dolayısıyla bu zorlu sorunun çözüm çabaları, Güney Kafkasya’nın istikrarı için hayati önem taşıyor.


Merkezi Viyana'da bulunan AGİT'in Minsk Bürosu, Dağlık Karabağ
gelişmelerini yakından takip ediyor. [karabakh.az]

Barış görüşmeleri çıkmazı

2012 ilkbaharında 20. yılını dolduran Minsk Grubu, geçen süre zarfında taraflara, ‘çok uluslu bir barış gücü oluşturulması’ da dahil, çeşitli çözüm önerileri içeren paketler sundu. Fakat bu paketler ya Azerbaycan ya Ermenistan ya da her iki ülkenin birden tepkisine yol açtı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında, iki ülkenin de üzerinde hak iddia ettiği Dağlık Karabağ bölgesinin paylaşımı nedeniyle yaşanan gerilim, Şubat 1992’de sıcak savaşa dönüşmüştü. Savaşı bitiren ateşkes anlaşması Temmuz 1994’te yürürlüğe girdiğinde, Azerbaycan topraklarının, Dağlık Karabağ ve komşu yedi ilçe (rayon) ile beraber, yaklaşık %20’si Ermenistan’ın kontrolü altındaydı. O tarihten itibaren taraflar, AGİT Minsk Grubu arabuluculuğunda, özellikle de eş başkanlar Rusya, Fransa ve ABD’nin çabalarıyla yoğun bir müzakere sürecine girdiler. Bu müzakereler her ne kadar belirli bir periyodda yürütüldüyse de henüz kayda değer bir çözüme ulaşılamadı.

Ermeniler, Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını ellerinde tutmaya ve bunu müzakerelerde koz olarak kullanmayı sürdürüyorlar. Erivan, bu toprakların özgür bırakılması halinde Dağlık Karabağ’ın tam bağımsız bir ülke olarak tanınmasını istiyor. Azeriler ise Dağlık Karabağ için üst düzey özerklik vaat ediyorlar. Bakü’nün tutumu, Ermeni askerlerinin işgal altındaki topraklardan tamamen çekilmesi talebi etrafında şekilleniyor.


Minsk Grubu'ndan umudunu kesen Azerbaycan Cumhurbaşkanı, 
Dağlık Karabağ için güç kullanabileceklerini ima ediyor. [AA]

Barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi, tarafların güvensizliği ve hayal kırıklığını artırarak Güney Kafkasya’nın zaten yeterince karmaşık olan ortamını daha da hassaslaştırıyor. Diplomatik çözümden umudunu kesen Azerbaycan’ın askeri gücü ve söylemi yoğunlaştıkça, bölgedeki gerilim ve meselenin biran evvel kalıcı çözüme kavuşmasının gerekliliği de yoğunlaşıyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 1 Kasım 2012’deki konuşmasında, Dağlık Karabağ için zafer gününün yakın olduğunu söylemesi, Azerilerin statükoyu asla kabul etmeyeceklerinin net bir işaretiydi. İlham Aliyev, sözlerinin devamında ülkesinin askeri gücüne vurgu yapmıştı. Bu vurgu, diplomatik çözümden ümidini kesen Azerbaycan’ın askeri çözüme gittikçe yaklaştığının göstergesi niteliğinde: “Askeri gücümüz artıyor, toprak bütünlüğümüz temin edilecek.”

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ meselesindeki kararlılığını göstermeyi hedefleyen bu tarz söylemleri, Ermenistan’ın güvensizliğini çoğaltıyor. Bu güvensizlik halini iyi değerlendiren Ermenistan ise müzakerelerde elini güçlendiriyor. Erivan’ın Ermenistan ve hatta diasporadan gelen Ermeni aileleri Dağlık Karabağ’a yerleştirerek popülasyonu değiştirme çabalarına büyük tepki duyan Bakü, fiili (de facto) durumun hukuki (de jure) duruma dönüşmesini engellemek için söylemlerini sertleştiriyor.

Bütün bu faktörler, sonuç itibarıyla her iki ülkenin de diplomatik alanda katı bir söylem içine girmesine ve her fırsatta karşı tarafı suçlamasına neden oluyor. Diğer yandan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sınır ihlallerinin de gittikçe fazlalaştığı göze çarpıyor.

Minsk Grubu’nun çözüm önerileri

Minsk Grubu, son yıllarda Dağlık Karabağ sorununun taraflarına çok sayıda çözüm önerisi sundu. Tarafların ya biri ya diğeri ya da her ikisinin birden çeşitli sebepler öne sürerek reddettiği bu öneriler, şu başlıklar altında toplanabilir:


Koçaryan ile halefi Sarkisyan, 2006'da Dağlık Karabağ'daki birlikleri
denetliyorlar. [Martin Shahbazyan/The Armenian Reporter] 

‘Adım Adım’ (Step by Step) Yaklaşımı:

Adım Adım Yaklaşımı uyarınca, öncelikle Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları üzerindeki Ermeni işgali sona erdirilecek, yerlerinden olmuş Azeri halkı evlerine geri dönecekti. Ekonomik ve insani ilişkiler yeniden kurulacak, daha sonra Dağlık Karabağ’ın statüsüne karar verilecekti. Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın konumunu garanti altına almadan elindeki önemli bir kozu kaybedeceği için bu öneriyi reddetti.

‘Paket Anlaşma’ (Package Deal) Önerisi:

Paket Anlaşma Önerisi, esasen Dağlık Karabağ’ın statüsü ve Ermeni askerlerinin bölgeden geri çekilmesi gibi kapsamlı sorunların tamamının bir arada çözülmesini planlanıyordu. Bu öneri, savaşta evlerini terk etmek zorunda kalan Azeri aileler Dağlık Karabağ'a geri dönmeden bölgenin statüsünü tartışmaya hazır olmayan Azerbaycan tarafından reddedildi.

‘Ortak Devlet’ (Commonwealth) Önerisi:

Ortak Devlet Önerisi, Azerbaycan ve Dağlık Karabağ’ın ortak federal bir devlet kurması yönündeydi. Azerbaycan öneriyi reddetti.

DOSYA - KAFKASYA'NIN AÇIK HESABI: DAĞLIK KARABAĞ

‘Temel Prensipler/Madrid Prensipleri’ (Madrid Principles): 

2005 yılından sonraki müzakereler, 'Temel Prensipler' adıyla bilinen ve ilk iki öneriyi bir araya toplayan ilkeler üzerinde odaklandı. İlk defa 2006 yazında gündeme gelen ‘Temel Prensipler’, iki tarafı da memnun edecek ve her iki tarafın da kaygılarını giderecek bir şema oluşturuyordu. Bu şemayı içeren tasarı, Kasım 2007'de İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen AGİT Zirvesi’nde Ermeni ve Azeri hükümetlerine resmen sunuldu. 'Temel Prensipler' bu vesileyle ‘Madrid Prensipleri’ adıyla anılmaya başladı.

‘Madrid Prensipleri’ne göre, Dağlık Karabağ’ın nihai statüsü konusu askıya alınmalı ve işgal altındaki toprakların özgürleşmesi, Azeri nüfusun bölgeye geri dönmesi, hayati toplumsal kurumlar ve ulaşım altyapılarının oluşturulması gibi konulara öncelik verilmeliydi. Aynı zamanda tüm bu safhaların, Dağlık Karabağ’ın nihai statüsünü belirlemeye yarayacak mekanizma ile ilgili anlaşmaların imzalanmasının ardından başlaması öngörülüyordu. Bu şatlarda, Azerbaycan da ilk kez de facto Dağlık Karabağ hükümetini tanıyarak onunla birlikte çalışacaktı.

Azerbaycan, 'Madrid Prensipleri'ni kabul etmeye genel itibarıyla rıza gösterdi. Ermenistan ise önerinin kaleme alınması sürecindeki katkılarına rağmen aniden plandan uzaklaştı ve somut bir karşılık vermeye yanaşmadı.

AGİT'in bu kapsamlı barış önerisi, Minsk Grubu Eş Başkanları olan Fransa, Rusya ve ABD’den büyük destek gördü. Fransız, Rus ve Amerikan liderleri, Temmuz 2009'da İtalya ve Haziran 2010'da Kanada’da yapılan G8 zirvelerinde, ‘Madrid Prensipleri'ne yönelik desteklerini ortaya koydular.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Ermeni mevkidaşı Serj Sarkisyan, 25 Ocak 2010’da Rusya'nın Soçi kentinde, dönemin Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ev sahipliğinde masaya oturdular. ‘Madrid Prensipleri’ çerçevesinde yapılan görüşmelerin ardından Erivan, barış önerisini yanıtlamak için iki hafta istedi ama sürenin sonunda hiçbir karşılık vermedi. Sarkisyan yönetiminin bu tavrının, öneriyi kabul ederek siyasi bir risk üstlenmeyi göze alamamaktan kaynaklandığı öne sürüldü.

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, 1 Ekim 2010’da Brüksel’de düzenlenen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Zirvesi'nde, Ermenistan'ın ‘Madrid Prensipleri' temelinde bir barış planından vazgeçmesine yönelik şöyle bir açıklamada bulunmuştu: “Bu, Ermenistan’ın AGİT Minsk Grubu'nun önerisini kabul etmesi ya da etmemesi ile ilgili değildir. Bu, Ermenistan’ın statükoyu hiçbir şekilde, hiçbir koşul altında değiştirmek istememesiyle ilgilidir. Ermenistan’ın bölgede barışçıl çözüm istemediğine dair birçok endişe verici sinyal mevcut.”

Aliyev ve Sarkisyan, 24 Haziran 2011’de Rusya'ya bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da, Medvedev’in ev sahipliğinde bir kez daha bir araya geldiler. Uluslararası toplumun büyük beklentilerine karşın burada da, Güney Kafkasya’nın bu uzun ve zorlu sorununu kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturmak için bir fırsat daha kaçırıldı. Ermenistan, daha önce müzakere masasında belirlenen, Ermeni güçlerinin geri çekilmesiyle ilgili formül ve takvim gibi maddelere karşı çıktı. Minsk Grubu arabulucuları, Kazan’a ‘Madrid Prensipleri’ metnini değiştirerek gelmişlerdi. Bu sefer de Azerbaycan revize edilen metinleri kabul etmedi.


Dağlık Karabağ'da çözüme çok yaklaşan Haydar Aliyev ile Robert Koçaryan, müzakerelerin sonunu getiremediler. [AA]

Barış Umudunun Güçlendiği Anlar

Dağlık Karabağ Savaşı (1992-94) üzerinden fazla uzun bir zaman geçmeden başlayan bazı müzakere süreçleri de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bunlar içinde tarafların anlaşmaya oldukça yaklaştıkları nadir anlara karşılık gelen bir süreç, üzerinde durulmayı gerektiriyor.

Söz konusu süreç, 1990’ların sonunda gündeme gelen ABD’nin öncülüğündeki barış girişimin ürünüydü. Bill Clinton yönetiminin Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott’un, Haziran 1997’deki Bakü ziyaretinde, Ermenilerin işgal edilen Azeri topraklarından çekilmesi çağrısında bulunmasının yol haritasını çizdiği süreç kısa zamanda hızlandı. 1999’dan itibaren dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, doğrudan görüşmelere başladılar. 27 Ekim 1999’da silahlı bir kişi Ermenistan parlamentosunu basarak aralarında başbakan ve parlamento sözcüsünün de yer aldığı sekiz üst düzey yetkiliyi öldürdü. Bu olay, Erivan’da büyük bir sarsıntıya yol açtıysa da, Dağlık Karabağ meselesini çözmeye istekli görünen Koçaryan’a hemen geri adım attırmadı.

Aliyev ile Koçaryan, 4-5 Mart 2001’de Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın ev sahipliğinde Paris’te buluştular. Olumlu geçen Paris Zirvesi, hem Ermenistan ve Azerbaycan hem de Türkiye basınında büyük bir heyecan dalgası yarattı. Hemen ardından ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, iki lideri müzakereleri sonuçlandırmak için ülkesine davet etti. Aliyev ve Koçaryan’ın yanı sıra Minsk Grubu Eş Başkanları ile konuyla ilgili uzmanların katıldığı müzakereler, 3-7 Nisan 2001 tarihlerinde ABD’nin Florida Eyaleti’ndeki Key-West kentinde gerçekleşti. Liderlerin resmen bir araya gelmedikleri Key-West Görüşmeleri’nde çok güçlü bir anlaşma ümidi belirmişti. Fakat hem Aliyev hem de Koçaryan, kısa süre sonra çözüm yanlısı tavırlarından vazgeçtiler.


Azeri yetkili Elnur Aslanov, Minsk Grubu'nun 20 yıldır bir sonuca
ulaşamamasını, baskı araçlarının yokluğuna bağlıyor. [News.Az] 

Minsk Grubu ve Azerbaycan

AGİT Minsk Grubu’nun müzakerelerinde bir türlü somut sonuca ulaşılamaması, Azerbaycan tarafından her fırsatta eleştiriliyor. 17-18 Mayıs 2012’de ikincisi gerçekleştirilen İstanbul Dünya Siyaset Forumu (Istanbul World Political Forum) katılımcıları arasında yer alan Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Siyasi Analiz ve İstihbarat Dairesi Başkanı Elnur Aslanov, buradaki konuşmasında Bakü’nün Dağlık Karabağ stratejisinin ana hatlarını ortaya koymuştu. (haberin orijinal İngilizce metni). Minsk Grubu aracılığıyla gerçekleştirilen görüşmelerden sonuç alınamamasını, Ermenistan’ın yapıcı olmayan tavrı ve statükoyu muhafaza etme kaygısına bağlayan Aslanov, AGİT’in Dağlık Karabağ sorununu çözme girişimleri hakkında şu çarpıcı ifadeyi kullanmıştı: “Minsk Grubu, Ermenistan’ın saldırgan tutumu karşısında arabulucu rolünü oynuyor ve herhangi bir baskı aracından yoksun.”

Dünyadaki örneklere bakıldığında, bu konuyu çözmenin en doğru yolunun ‘özerklik’ olduğunu kaydeden Aslanov, “Ermeni devleti, güç kullanımı ile şekillenecek bir durumun modern dünyanın prensipleri ve kurallarıyla çelişeceğinin farkına varmalı.” diyerek açıklamalarını sürdürmüştü. Hali hazırdaki durumun Ermenistan’ı tecrit ettiğini ve gelişmesini engellediğini kaydeden Aslanov, Erivan’ın Ankara ile ilişkileri normalleştirmek için de yeterli ölçüde çaba harcamadığını dile getirmişti.

Erivan ve Ankara arasında 2009 yılında imzalanan ama hayata geçirilemeyen Zürih Protokolü’nün Ermenistan’ın kendi iradesini yansıtmadığını iddia eden Aslanov, Minsk Grubu’nun büyük desteğini alan bu diplomatik girişimi de eleştirmişti: “ABD’nin ısrarı ise ilerleyen süreç başarısızlıkla sonuçlandı. Bu da tüm çabanın boşa gittiği anlamına geliyor. Ancak bu çaba ve enerji bölgede barışı sağlamaya ve sınırın kapanmasına neden olan Dağlık Karabağ sorununu çözmeye kanalize edilebilirdi.”

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Memmedyarov ise Ekim 2012’de Almanya’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında, ülkenin önde gelen düşünce kuruluşlarından Deutsche Gesellschaft Für Auswartige Politik (DGAP) tarafından düzenlenen bir etkinlikte, Ermenistan'ı eleştiren ayrıntılı bir konuşma yapmıştı. (haberin orijinal Almanca metni). Ermenistan’ın saldırgan politikasının, Kafkasya bölgesinin Avrupa ve Euro-Atlantik sahasıyla bütünleşmesinin önündeki başlıca engel teşkil olduğunu vurgulayan Memmedyarov, Dağlık Karabağ ihtilafının, uluslararası hukukun kural ve ilkeleri temelinde çözülmesi gerektiğini söylemişti.

 
Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan, Dağlık Karabağ'ın
çözülememesinden Azerbaycan'ı sorumlu tutuyor. [mzv.cz]

Minsk Grubu ve Ermenistan

Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan, 24 Mart 2012'de bir bildiri yayımlamış ve AGİT Minsk Grubu’nun çalışmalarına başlamasının 20. yıldönümünü kutlamıştı. Bildiride, Minsk Grubu’nun barış çabalarının başarısızlığından sadece Azerbaycan’ı sorumlu tutan şu ifadelere yer veriliyordu:

“Bugüne kadar çatışmanın çözümlenmesinde başarıya ulaşılamadıysa, buna AGİT Minsk Grubu Eş Başkanları (Fransa, Rusya ve ABD) değil ancak taraflardan birinin yapıcı olmayan yaklaşımı neden olmuştur. Bu taraf, eş başkanların önerilerini düzenli şekilde reddetmekte, çatışmanın güç kullanılarak çözüleceği sanrısına inanmakta ve sorunun taraflarından biri olan Dağlık Karabağ’ı görmezden gelmektedir.” 

Nalbandyan, 24 Eylül 2012’de ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından Los Angeles World Affairs Council (LAWAC) bünyesinde bir toplantıya katılmıştı. Buradaki konuşmasında, (haberin orijinal İngilizce metni), Azerbaycan’ın güç kullanma tehditlerinin, askeri bütçesini artırmasının, sınır bölgesindeki provokasyonlarının ve Ermeni kültür mirasına yönelik saldırgan eylemlerinin, bölgesel istikrar için tehdit oluşturduğunu ifade etmişti. Nalbandyan’a göre, Dağlık Karabağ’ın çözülememesinin yegane nedeni, Azerbaycan’ın AGİT Minsk Grubu’nun önerilerini görmezden gelmesiydi.

Minsk Grubu ve Türkiye

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AGİT Minsk Grubu'nun çalışmalarını birçok kez eleştirdiler. 1993’te Ermenistan ile arasındaki sınırı kapatan Türkiye, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi için Dağlık Karabağ konusunda ciddi bir mesafe alınmasını şart koşuyor. Osmanlı Devleti yöneticilerinin 1915 yılında, Ana­do­lu’da ya­şa­yan Erme­ni­le­ri tehcir etme kararı alması sonrası yaşananların soykırım olduğunu iddia eden Ermeni diasporasının, bu tezlerini özellikle Batılı ülkelerin parlamentolarında onaylatma yönündeki çabaları, Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir diğer kırılma noktası.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında dış politikasında yeni açılımlar yapan Türkiye, Ermenistan ile yaşadığı gerilimi düşürmek için 2008’de harekete geçmiş ve iki ülke arasında uzun bir müzakere sürecine girilmişti. ABD’nin teşvik ve desteği altında yürütülen müzakereler, 10 Ekim 2009'da İsviçre'nin Zürih kentinde, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Ermeni mevkidaşı Nalbandyan’ın "Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol" adını taşıyan belgeyi imzalamalarıyla neticelendi.

Türkiye-Ermenistan sınırının açılması ve Ermenilerin soykırım iddialarını inceleyecek bir tarih komisyonu kurulması gibi maddelerin bulunduğu Zürih Protokolü’nde, ayrı bir madde olarak Dağlık Karabağ’ın çözümü doğrudan yer almıyordu. Azerbaycan’ın bu yüzden çok büyük tepki gösterdiği Zürih Protokolü, Türk kamuoyunda da soğuk karşılandı. Soykırım tezinin tartışmaya açılmasını kabul etmeyen Ermeni diasporası da Sarkisyan yönetimi üzerinde ağır baskı kurdu. Sonuçta protokol, Türkiye ve Ermenistan parlamentolarında onaylanmadı ve yürürlüğe girmedi.


SAM Başkanı Bülent Aras'a göre, Kafkasya'nın gelişmesi esasen
Dağlık Karabağ'daki bir çözüme bağlı. [News.Az]

 

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Bülent Aras, Azerbaycan’da İngilizce yayın yapan News.Az haber sitesinde yer alan 1 Ekim 2012 tarihli röportajında, Karabağ sorunun çözümünün Türkiye için Güney Kafkasya’nın temel konularından biri olduğunu açıkladı. (röportajın orijinal İngilizce metni).

“Biz maalesef AGİT Minsk Grubu'nun sorunun çözümüyle ilgili pratikte hiçbir adım attığını görmedik.” diyen Aras, Dağlık Karabağlı Azeri mültecilerin durumuna dikkat çekti: “Azerbaycan’a seyahatimiz sırasında ana yurtlarından sürülmüş Azerbaycanlıları gördük. Onların, ülkelerine dönme umutları hala canlı ve bu umut yok edilemez. Bu insanlar ata topraklarına geri dönmeliler.” 

Bülent Aras, Ankara ve Erivan arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi hedefleyen Zürih Protokolü’nün ardından uluslararası toplumun, Türk-Ermeni sorunlarının çözümünün Dağlık Karabağ’a bağlı olduğunu anladığını belirtti. Bu dönemde Dağlık Karabağ sorununun barışçıl çözümü sürecinde canlanma yaşandığına dikkat çeken Aras, Türkiye’nin diğer bölge ülkeleri Rusya ve İran ile bu yöndeki çalışmalarını sürdürdüğünü ve en iyi seçeneğin barışçıl seçenek olduğunu defaten vurguladı.

Uluslararası toplumun Ermenistan’a, işgal ettiği Azerbaycan topraklarını geri vermesi konusunda baskı yapması gerektiğini ve bu çatışmanın çözülmesi halinde bölgenin çok daha hızla gelişeceğini savunan Aras’ın şu cümlesi, genel hatlarıyla Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ stratejisiyle paralellik arz eden Türkiye’nin politikasını özetlemektedir: “Kafkasya’nın gelişmesi, Dağlık Karabağ çatışmasının çözümüne bağlıdır.” 

Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;