Dosya

Öncesi ve sonrasıyla Karabağ Savaşı

Azerbaycan ve Ermenistan arasında 1992 ile 1994 yılları arasında yaşanan savaş, paylaşılamayan bölgedeki sorunları yalnızca askıya aldı.

Ermeni askerleri temas hattındaki siperlerde devriye geziyor.
İki yıl süren savaşa, 1988'den beri devam eden çatışmalar zemin hazırladı. Günümüzde Ermeni askerleri temas hattındaki siperlerde devriye geziyor. [AFP/Getty]

60 yılı aşkın bir süre boyunca Azerbaycan’a bağlı olarak özerkliğini koruyan Dağlık Karabağ, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çöküşe geçtiği 1980’li yılların sonları itibariyle sıcak bir mesele haline geldi. İki ülke arasında, daha sonralarda savaşa dönüşecek olan gerginliğin temelleri, Azerbaycan’ın kuzeybatısındaki Çardaklı kasabasında yaşayan Ermenilerin Ekim 1987'de, Bakü yönetiminin altında olmayı reddetmeleriyle birlikte atıldı.

Çardaklı olaylarının başlangıcıyla birlikte Ermenistan'da sürekli olarak rahatsız edilen Azeriler, Azerbaycan’ın başkenti Bakü çevresindeki sanayi bölgesi Sumgayıt’a göç etmek zorunda kaldı. Bu esnada Dağlık Karabağ nüfusunun yüzde 70 civarını oluşturan Ermenilerin, Azerilerin yönetiminden ayrılarak Ermenistan’a bağlanma talebine Bakü yönetimi karşı çıktı. 20 Şubat 1988'de ise, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nin Ermeni temsilcileri bölgenin Ermenistan ile birleşmesi yönünde oy kullandı.

Oylamayı takip eden dört günde bir milyon civarında vatandaşın sokaklara döküldüğünü bildiren Ermeni diasporası kaynakları, Sovyetler Birliği’nin, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını desteklediği yönünde bir dezenformasyon yaydı. Şiddetin karıştığı bir dizi protesto, tarihe 'Sumgayıt Pogromu' olarak kaydedilen ve Azerilerin Ermenileri hedef aldığı yağmalama olaylarını tetikledi. Üç gün süren olaylar sonucu resmi makamlara göre 26’sı Ermeni 32 kişi hayatını kaybetti.

Önüne geçilemeyen çatışmaları, tarafların devlet başkanlarının değiştirilmesi de durdurmadı. Azerbaycan’da Kamran Bagirov’un yerine Abdülrahman Vezirov ve Ermenistan lideri Karen Demirciyan’ın yerine ise Suren Arutyunyan getirildi. Resmi olmayan kaynaklara göre 180 bin Ermeni Azerbaycan’ı, 160 bin Azeri ise bir ay içerisinde Ermenistan’ı terketti.

Ancak Ermenistan’dan gidenlerin sayısı Azerilere göre 78 bin iken, Ermeni kaynakları da bu sayının aynı sırayla 31 ve 40 bin olduğunu duyurdu. O dönem Dağlık Karabağ Ermenilerinin Erivan’a bağlanma talepleri reddedildi. Can kayıplarıyla sonuçlanan çatışmaların yanı sıra çok sayıda insan evinden oldu. Moskova yönetimi, Ermenilerin birlik talebine karşılık Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü teyit etti.

Siyasi girişimler ve şiddetin tırmanışı

12 Ocak 1989'da, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'ni Azerbaycan'a bağlayan kanunda herhangi bir değişiklik yapılamamasına rağmen, Moskova, bölgenin kontrolünün doğrudan kendisine bağlı özel yönetimine devredilmesine karar verdi. Şiddetin durulduğu dört aylık sürenin ardından Mayıs ayında, hareketlilik yeniden yükselişe geçti. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde etnik temelli sokak çatışmaları yeniden başlarken, bir süredir Erivan'da hapiste tutulan 'Karabağ Komitesi' üyeleri, serbest bırakılmalarının ardından çeşitli siyasi gruplarla işbirliği içine girdi.

Ermenistan’da bu ittifak, ülkede 1990 yılında düzenlenen ilk çok partili seçimlerde, meclisin çoğunluğunu oluşturacak Ermeni Ulusal Hareketi'ni (HHS) doğururken, benzer şekilde Azerbaycan’da da Azeri Halk Cephesi (AXC) kuruldu. 'Demokratikleşme', 'çoğulculuk' ve 'insan hakları konusunda ilerleme' hedefiyle kurulan AXC, Dağlık Karabağ Sorunu’nun ikinci tarafı olan Ermenistan’a karşı bir politika yürüttü.

SSCB'nin, bölgeye doğrudan müdahalesini 'hata' olarak değerlendirmesi ve 28 Kasım'da Dağlık Karabağ’dan çekilmesi ardından özerk bölgenin söz sahibi yeniden Bakü oldu. Tesis edilen askeri yönetime cevaben Sovyet Ermeni yönetimi, Dağlık Karabağ'ın 1 Aralık 1989'da Ermenistan'a bağlandığını ilan etti. Bunun üzerine Azerbaycan’da bulunan Goygol ve Geranboy/Şaumyan bölgelerindeki Ermenilerin neredeyse tamamı bölgeden gönderilirken, Ermenilerin yerinden ettiği ve Azerbaycan’a sığınan Azeriler ise, 88 Ermeni’nin ölümüyle sonuçlanan gösteriler düzenledi.

AXC'nin yaşanan olayları kınamasının ve ülkede yeniden huzurun sağlanacağını taahhüt etmesinin ardından, 20 Ocak 1990’da 29 bin Sovyet birliği Bakü’ye sevk edildi ve olağanüstü hal ilan edilen Dağlık Karabağ’da da binlerce asker konuşlandırıldı. Bu durum, toprak bütünlüğünü korumak isteyen Bakü ile, özerk bölgedekilerin kendi geleceklerini tayin etme hakkına sahip olduğunu savunan Erivan arasında askeri çatışma sürecinini tetikledi. Ağustos ayında, Ermeni milisleri Azerbaycan’ın kuzeybatısındaki sekiz yerleşim bölgesine saldırı düzenledi. Bakü’nün de Goygol Bölgesi'nde hakimiyet sağlamaya çalışması sonucu çıkan çatışmalarda onlarca kişi öldü.

Münferit çatışmalar 1991 yılı boyunca yükseliş gösterdi. Ermeni tarafı daha çok paramiliter örgütlenmeler ile çatışmalara girerken, Azerbaycan tarafı daha çok Moskova'nın desteğiyle hareket ediyordu. Goygol ve Geranboy/Şaumyan bölgelerine, buradalarki yerel nüfus yapısını değiştirmek amacıyla yapılan yasadışı Ermeni göçü nedeniyle 1991 ilkbahar ve yazında Azeri-Sovyet ortaklığında askeri ve polisiye operasyonlar düzenlendi. Kimlik kontrolleri ile başlayan süreç, 24 Ermeni köyünün tamamen boşaltılmasına kadar uzandı ve silahlanıp geri dönen Ermeniler ile Azeri birlikleri arasında yaşanan çatışmaların ciddi düzeyde insan hakları ihlalleri ile sonuçlandığı kaydedildi.

Kasım ayında Azerbaycan Meclisi Dağlık Karabağ'ın otonom statüsünü kaldırdı ve topraklarını bölgedeki yerel yönetimlere devretti. Bölgedeki askeri kontrolün giderek Bakü'nün elinden çıkmasından dolayı bu gelişme pratikte pek bir anlam ifade etmedi. 10 Aralık 1991 tarihinde düzenlenen ve Azerilerin boykot ettiği referandumda bölgeden bağımsızlık kararı çıktı. 6 Ocak 1992'de Dağlık Karabağ, Azerbaycan'dan ayrıldığını ve bağımsızlığını ilan etti.

Hocalı Katliamı

Sovyetler Birliği'nin de facto dağılışı ve birliklerinin bölgeden çekilmesi, Azerbaycan ve Ermeni birlikleri arasında savaşın zeminin hazırladı. Şubat 1992'de, Karabağ’daki Ermeniler, buradaki Azerilere karşı, savaş sonrasında Azeri tarafınca 'etnik temizlik' olarak nitelendirilecek bir şiddete başvurdular. Bu şiddetin ilk aşaması Hocalı kasabasında gerçekleşti.


Ölenlerin anısına, Azerbaycan'ın Lenkeran şehrinde dikilen anıt.
[Ds02006, Wikimedia]

New York merkezli, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 'en kapsamlı sivil katliam' olarak nitelediği olayda yüzlerce kişi öldürüldü, 7 binlik bölge nüfusunun diğer bölümü ise dağlara kaçıp Azerbaycan'a sığınmak zorunda kaldı. Azerbaycan kaynakları, Stepanakert/Hankendi'de konuşlu 366. Muhafız Motorize Alayı’nın yardımıyla yapılan katliamda, aralarında 106 kadın ve 83 çocuğun bulunduğu toplam 613 kişinin öldürüldüğünü ve 487 kişinin ise ağır yaralandığını belirtiyor. Azerilerin bu sayıyı yükselttiğini iddia eden Ermeni kaynakları ise, bu sayının 100’ün altında olduğunu savunuyor.

Değişen güçler dengesi

Hocalı Katliamı’nı takip eden aylarda (yerini daha sonra zorunlu katılım esasına dayandığı düzenli bir orduya bırakacak olan) gönüllüler, Azerilere yönelik baskıyı sürdürdü. Mayıs ayında Suşa ve Laçin kasabalarının ele geçirilmesi, bölgelerin Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında bir koridor olarak kullanılmasını beraberinde getirdi. O zamana kadar Azerbaycan’ın kontrolünde olan bu küçük bölgeler, Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasındaki iletişimi kesiyordu. Ancak stratejik noktaların ele geçirilmesi ve Erivan’ın bölgeyle ilgili kararı uluslararası topluma bırakmayı reddetmesi şiddetin tırmanışını arttıran etken oldu. Ermenistan’ın kazanımlarına karşı Azerbaycan, Haziran 1992'de karşı saldırıya geçti. Savaşın ilk yarısında Kuzey Karabağ’da yer alan Ağdere (Mardakert) ve Şaumyan bölgelerini geri alan Azerilerin başarısı kısa ömürlü oldu. Ordusunu yeniden düzenleyen Ermenistan, Şubat 1993 itibariyle başlattığı geniş çaplı saldırılarla Dağlık Karabağ’da bulunan Ağdere’nin yanı sıra, bölge dışında kalan Kelbecer’in doğusunda da kontrolü ele geçirdi.

Ağdere’nin kaybedilmesiyle başlayan başarısızlıkta, Azerbaycan’ın iç siyasetindeki dinamiklerin de etkili olduğu söylenebilir. Olayın sorumluluğunun, o dönem albay olan Süret Hüseynov’a yüklenmesi ve bunun ardından 16 Haziran 1992’da göreve gelen Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey tarafından görevden alınması, saldırıların sürdüğü dönemde Azerbaycan’ı daha da savunmasız hale getirdi. Hüseynov’un desteğiyle başlatılan isyan sonucu görevi bırakmak zorunda kalan Elçibey’in ardından başkanlık koltuğuna, dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le yakın ilişkisi olan Haydar Aliyev oturdu.

Savaşın akışı

Dağlık Karabağ’daki Ermeni güçleri, 27 Mart - 5 Nisan 1993 arasında Kelbecer Rayonu'nu ele geçirdi ve 16 Nisan 1993’te ateşkes ilan etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin aldığı 822 no'lu karar tarafları, silahlı güçlerini Kelbecer'den çekmeye çağırdı. Devam eden günlerde RusyaABD ve Türkiye'nin ortaklaşa sunduğu barış planı Azerbaycan ve Ermenistan tarafından kabul edildi. Ancak Karabağlı Ermeniler planı kabul etmedi. Bu durum iki şekilde yorumlandı: Planın reddi bir taraftan Ermenistan'ın, Karabağlı müttefikleri üzerindeki kontrolünün azaldığı şeklinde algılandı. Öte yandan ise Ermeni yönetiminin Karabağlı yetkilileri kontrol edememe durumu, statükoyu sürdürme ve diplomatik bir yenilgiyi bertaraf etme bahanesi olarak görüldü.

Azerbaycan'daki siyasi istikrarsızlığın Karabağ'daki savaş üzerinde olumlu bir etkisi olmadı. Uluslararası tepkilere rağmen Ermeniler tek taraflı ateşkeslerini iptal edip, komuta kademesi neredeyse işlemez hale gelmiş Azerbaycan ordusuna karşı tekrar saldırıya geçtiler. Ermenistan'ın yeni hedefi, Karabağ'ın doğusunda yer alan ve civarıyla birlikte nüfusu yaklaşık 150 bin olan Ağdam oldu. 23 Temmuz’daki kuşatmanın ardından halk bölgeyi terk etti. Bunun ardından Cebrail, Kubatli, ve Zengilan rayonlarının da işgal edilmesinin ardından Emeniler, hem Dağlık Karabağ’ı hem de dışındaki Laçin ve Kelbecar’ı kontrol altına almış oldu. O dönem Bakü’de bulunan Batılı bir diplomat ise süreçle ilgili olarak "Ben Ermenilerin operasyonlarına işgal diyemem. Daha çok silahlı turizm gibi. Çünkü Azeri yönetimi yalpalıyor ve neredeyse hiç direniş gösteremiyor" yorumunda bulundu. Ermeni güçleri bir süre saldırılara ara verse de, Ekim 1993'te İran-Azerbaycan sınırındaki Goradiz kasabasını ele geçirdi.

1993’ün son ayına gelindiğinde, karşı saldırıya geçen ve belli cephelerde Ermenilere karşı üstünlük sağlayan Azeri güçleri, farklı kaynaklara göre 5 bin ilan 8 bin arasında askerini kaybetti. İki ay süren bu taaruzda yüksek Azeri kayıplarının karşısında Ermeni sadece birkaç yüz kişilik bir kayıp verdi ve operasyonlar nihai bir başarısızlıkla sonuçlandı. 4 - 5 Mayıs 1994'de Bağımsız Devletler Topluluğu Parlamentolararası Meclisi, Rusya Federasyonu Federal Meclisi ve Dışişleri Bakanlığı'nın inisiyatifleri ve Kırgızistan Cumhuriyeti Meclisi'nin ev sahipliğiyle, savaşın tarafları arasında görüşmeler düzenlendi.

Bundan iki ay sonra Moskova'da, Bakü ve Erivan’ı temsilen tarafların dışişleri bakanları ile Dağlık Karabağ Savunma Ordusu başkumandanı ateşkes anlaşmasını imzaladı. Anlaşma, bütün Karabağ bölgesi ve çevresindeki sekiz rayonu Ermenistan’ın denetimine soktu. Savaşı sonlandıran ve halen yürürlükte olan Bişkek Protokolü, paylaşılamayan topraklarla ilgili sorunu askıya almış oldu. Aralık 1994'te Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bölgeye üç bin kişilik çok uluslu bir barış gücü konulandırılmasını kararlaştırdı.

Savaştan sonra

Ateşkesin imzalanmasının ardından, Azerbaycan yeniden darbe girişimlerine tanıklık etti. Bağımsız Azerbaycan'ın ilk devlet başkanı olan ve 1992'de koltuğundan zorla indirilen Ayaz Mutalibov'la birlik olan Süret Hüseynov, Aliyev'i devirme teşebbüsünde bulundu. Azerbaycan'ın, Hazar Denizi'nde arama yapmak amacıyla Batılı petrol şirketleri ile imzaladığı yedi milyar dolarlık anlaşmanın hemen ardından yaşanan bu gelişme, arkasında Rusya ve İran'ın olduğu şüphesi uyandırdı.

Aliyev yönetimine karşı ikinci darbe girişimi 13 Mart 1995 tarihinde, ilk darbe girişiminde iktidarın karşısında yer alan Ruşen Cevadov ve ona bağlı Özel Amaçlı Polis Birliği mensupları tarafından gerçekleştirildi. Cevadov ve yandaşları Aliyev ve Meclis Sözcüsü Resul Kuliyev'in istifalarını istedi. Bu sefer ilk darbe girişimine kıyasla daha sert bir tepki gösteren Aliyev, kendisine sadık milislere Özel Amaçlı Polis Birliği karargahına saldırı emri verdi. Yirmi dört saat süren çatışmanın ardından taraflar, Süleyman Demirel'in girişimiyle müzakereye davet edildi. Aliyev ile görüşmek üzere yola çıkan Cevadov, Aliyev'e bağlı milislerin saldırısına uğrayarak yaralandı. Hastaneye kaldırıldığında tedavi edilmesi engellendi ve burada öldü. Bazı Türkiye vatandaşları darbe girişimine katıldıkları gerekçesiyle tutuklandı.

DOSYA - KAFKASYA'NIN AÇIK HESABI: DAĞLIK KARABAĞ

İç karışıklılarla uğraşan Azerbaycan'ın aksine, Ermenistan, Dağlık Karabağ'daki Ermenilerle entegrasyonun sağlanması sürecinde adım adım ilerledi. Hava ve demiryolu ulaşımının olmaması, Ermeni diasporasını 11 milyon dolarlık destekle, dağlık bölgedeki karayollarını daha güvenli hale getirmeye yöneltti. Azerbaycan kontrolünden çıkarak Ermenilere geçen topraklarda pasaport kontrolünün yapılmaması da bölgedeki geçişi kolaylaştırdı. Dağlık Karabağ ve Ermenistan'ın bütçelerini tek bir çatı altında toplanması, Azerbaycan'ın kaybettiği toprakların kontrolünü diplomatik yollarla geri almasının önünde engel oluşturuyor.

Bu nedenlerden ötürü Bişkek Protokolü'nün ardından bölgenin durumunda büyük değişiklik olmadı. Anlaşma sonrası yaşanan en büyük şiddet olayı 2008’deki Mardakert'deki (Ağdere) kısa süreli çatışmalar oldu. Bölgede, Erivan kaynaklarına göre iki Ermeni gücü yaralandı, sekiz Azeri gücü öldürüldü. Bakü kaynakları ise olayda, kendi tarafında dört, Ermeni cephesinden ise 12 askerin öldüğünü söyledi.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında arabuluculuk yapan AGİT Minsk grubunun taraflarının kınadığı bu çatışmanın üzerine bugüne kadar benzer bir olay yaşanmadı.

Savaş sırasında bölgeye yerleştirilmiş mayınlar halen büyük bir tehlike arz ediyor. 1995-2010 yılları arasında mayın ve patlayıcı kalıntıları sonucunda meydana gelen 330 olay kaydedildi. Bu olaylarda 74 kişi hayatını kaybederken, 254 kişi de yaralandı.

Kaynaklar: Al Jazeera ve ajanslar

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;