Portre

Portre: Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan olana kadar önüne türlü engeller çıktı. Koltuğuna oturduktan sonra da Türk siyasi tarihinde rekorlara imza attı ve Türkiye'nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Konular: Türkiye, AKP
Erdoğan 28 Ağustos 2014'te yemin ederek cumhurbaşkanlığı görevine başladı. [Fotoğraf: AFP-Arsiv]

Siyaset felsefesini 'muhafazakâr demokrat' olarak belirleyen Recep Tayyip Erdoğan, ideolojik parti geleneğinden gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AKP / AK Parti) Türkiye'de siyasetin merkezine oturttu. Bunu yaparken de iktidarda geçirdiği üç dönem boyunca, yönetim süreçlerinde bütünüyle söz sahibi bir lider oldu.

Kimse futbol oynadığı yıllarda, İstanbul Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan'ın bir gün ülkenin en önemli ismi olacağını bilemezdi. Ama siyasetin basamaklarını adım adım çıkan Erdoğan, 2002 yılında Türkiye'nin 25. Başbakanı oldu, 10 Ağustos 2014'te de cumhurbaşkanı seçildi.

Recep Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Kasımpaşa semtinde doğdu. Aslen Rizeli olan Erdoğan’ın babası Denizyolları'nda kıyı kaptanı, annesi ev hanımıydı. Erdoğan, Beyoğlu’ndaki Piyale Paşa İlköğretim Okulu’nu bitirdi. 1965’te parasız yatılı sınavını kazanarak İstanbul İmam Hatip Lisesi'ne kaydoldu. Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliği’ne (MTTB) gidip gelmeye ve siyasetle ilgilenmeye de bu yıllarda başladı.

Spora düşkünlüğüyle bilinen ve gençliğinde arkadaşlarının oyun stilini ünlü Alman futbolcuya benzeterek 'İmam Beckenbauer' dediği Erdoğan, Camialtı ve İETT gibi kulüplerde futbol oynadı. Ancak babası profesyonel futbolcu olmasına izin vermedi.

1973 yılında, hem imam hatip, hem de dışarıdan fark derslerini vererek Eyüp Lisesi’nden diploma aldı. O dönemde imam hatip mezunlarının yükseköğrenim için tek seçeneği Yüksek İslam Enstitüsü’ydü. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden 1981 yılında önlisans derecesiyle mezun oldu. 1978’de Siirtli Emine Gülbaran ile evlendi ve ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk sahibi oldu.

Siyasete girişi

Siyasete Necmettin Erbakan’ın genel başkanlığını yaptığı Milli Selamet Partisi’nin (MSP) Gençlik Kolları’na üye olarak resmen atıldı. 1976’de MSP Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanı oldu. Teşkilatta kısa sürede yükseldi. MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildiğinde 22 yaşındaydı. Bu görevini siyasi partilerin kapatıldığı 12 Eylül askeri darbesine kadar sürdürdü. Darbeden kısa süre sonra askere gitti. Dönüşünde, tüm siyasi faaliyetler yasaklandığı için bir dönem özel sektörde müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı.

7 Kasım 1982'deki referandumla cuntanın hazırlattığı anayasa onaylandı ve 1980 öncesinin bazı politikacılar yasaklı kalkmak kaydıyla siyasetin önü açıldı. Erdoğan da 1983 yılında, MSP’nin devamı niteliğindeki Refah Partisi (RP) ile siyasete geri döndü.

1984’de RP Beyoğlu İlçe Başkanı'ydı. Milli Görüş Hareketi’nde gençlik yıllarından itibaren aktif rol alan Erdoğan, 12 Eylül öncesi olduğu gibi yeni dönemde de partisinde hızla yükseldi. 1985’de İstanbul İl Başkanı ve partinin yetkili organlarından Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi seçildi.

29 Kasım 1987'deki genel seçimde ilk kez milletvekilliği için aday oldu fakat Meclis'e giremedi.

26 Mart 1989 yerel seçimlerinde RP Genel Merkezi'nin itirazlarına rağmen Beyoğlu Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Seçim sürecinde, Milli Görüş kadınlarının ilk kez aktif olarak sahada görev alması, haftalık anketler kullanılması RP’de tartışmalara neden oldu. Basının 'İstanbul Modeli' adını verdiği süreç sonunda Erdoğan seçimi bin 500 oy farkıyla kaybetti. RP seçimden ikinci parti olarak çıktı. İki seçim üst üste beklediği sonucu alamayan Erdoğan, 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde tekrar milletvekili adayıydı. Partisinin yüzde 16 oyla çıkardığı 63 milletvekilinden biri oldu, mazbatasını aldı. Ancak partisinin ikinci sıradaki adayı Mustafa Baş, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itiraz edince Erdoğan’ın mazbatası iptal edildi.

Belediye başkanlığı

Siyasi kariyerindeki dönüm noktası, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığı 1994'teki yerel seçimlerdi. Erdoğan'ın RP'den adaylığını koyma girişimiyse yine kolay olmadı. RP Genel Merkezi o dönemde Anavatan Partisi’nde (ANAP) yer alan ancak RP’ye geçme hazırlığındaki Ali Coşkun’u aday göstermek istedi. RP İstanbul İl Teşkilatı ise Erdoğan adında ısrarcı oldu. Genel Merkez adaylık süresinin dolmasına bir gün kala onay verince Erdoğan son anda aday olabildi. RP'nin seçim kampanyasında, 'Tamam inşallah' ve 'Sessiz yığınların sesi' sloganları kullanıldı. Erdoğan ileride kuracağı hükümetlerde de icraatlarının temelini oluşturacak Acil Eylem Planı’nın ilk örneğini bu seçimde hazırladı.

27 Mart 1994'te düzenlenen yerel seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 25,19 oyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Dört buçuk yıl süren belediye başkanlığı, okuduğu bir şiirden dolayı hapse girmesiyle son buldu. 12 Aralık 1997’de, Siirt'te yaptığı bir konuşmada okuduğu 'Asker Duası' adlı şiirin "Minareler süngü, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü'minler asker / Bu ilâhi ordu dinimi bekler / Allahu Ekber, Allahu Ekber" dizeleri savcıları harekete geçirdi.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 'halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği' gerekçesiyle hakkında dava açtı. 21 Nisan 1998'de bir yıl hapis ve 860 bin lira ağır para cezasına çarptırılmasının yanı sıra siyasetten de men edildi. O sırada 44 yaşındaydı. Karar açıklandıktan sonra belediye binası önünde başlayan gösteriler bir süre devam etti. 26 Mart 1999 günü Pınarhisar Cezaevi’ne giren Erdoğan, İnfaz Yasası gereği dört aya düşen ceza süresini burada geçirdi.

AK Parti’nin kuruluşu

Erdoğan’ın şiir davası devam ederken, 16 Ocak 1998’de RP "lâiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak" suçlamasıyla kapatıldı. Yeni kurulan Fazilet Partisi’nde (FP) gelenekçi-yenilikçi ayrımı iyice su yüzüne çıktı.

Erdoğan hapiste boş durmadı. Farklı ülkelerden siyasi partilerin tüzük ve programlarını inceledi. Bu incelemelerini şu sözlerle anlatır: "Milli Görüş’ten ayrı bir siyaseti ve liderliği ilk kez hapishanede düşündüm. Yoksa benim bir gün lider olacağım olumlu – olumsuz hep konuşulurdu."

RP'nin yerine kurulan Fazilet Partisi'nin 4 Mayıs 2000’deki 1. Kongresi’ne siyasi yasaklı Erdoğan katılamadı. Yenilikçi kanat, Recai Kutan’ın karşısına Abdullah Gül’ü çıkardı. Gül kongreyi kaybetse de yenilikçiler güçlerini ispat etme fırsatı buldu. FP de 22 Haziran 2001’de 'RP’nin devamı ve lâiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak' suçlamasıyla kapatıldı. Gelenekçiler ve yenilikçilerin yolları FP'nin de kapatılmasından sonra tamamen ayrıldı.

Erdoğan hapisten çıktıktan sonra farklı görüşlerden insanları bir araya getirecek bir siyasi parti için çalışmalarını hızlandırdı. Aralarında Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Hayati Yazıcı gibi isimlerin yer aldığı grupla Anadolu'nun farklı bölgelerinde toplantılar düzenledi.

Milli Görüş fikriyatını değiştirmeyen gelenekçi kanat, Recai Kutan’ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001’de Saadet Partisi’ni (SP) kurdu. Yenilikçiler ise 14 Ağustos 2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP / AK Parti) çatısı altında bir araya geldiler.

AK Parti'nin 14 Ağustos 2001'de kuruluşunun ilan edildiği basın toplantısında Erdoğan ile Gül yan yana.
[[Fotoğraf: AA-Arşiv]]

Parti içinde hem Milli Görüş’ün yenilikçi yüzleri, hem de merkez sağ ve özellikle ANAP kökenli isimler bulunuyordu. Erdoğan partinin durduğu yeri 'muhafazakâr demokrat' olarak açıkladı, meydanlarda eski lideri Erbakan yerine Turgut Özal ve Adnan Menderes ile bağ kurdu.

AKP’nin kuruluş çalışmaları sürerken, Hasan Celal Güzel’in siyasi yasaklı olmadığını netleştiren Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı Erdoğan için de örnek teşkil etti. Siyasi yasağı kalktı. Erdoğan, AKP'nin 16 Ağustos 2001’deki ilk Kurucular Kurulu toplantısında genel başkan seçildi. Ama bir süre sonra parti kurucu üyeliğinden ve genel başkanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Bunun nedeni, daha sonra partinin kapatılması için de dava açacak olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurulardı. Anayasa Mahkemesi'nin kararı doğrultusunda önce istifa eden Erdoğan, bir gün sonra partisi tarafından tekrar genel başkan seçildi.

2002 genel seçimleri öncesinde, Erdoğan’ın adli sicil kaydının silinmesi başvurusu kabul edildi. Fakat Yargıtay, Savcı Kanadoğlu’nun yeni bir başvurusu üzerine kaydın silinmesini yok hükmünde saydı. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) da Erdoğan için 'seçimlerde aday olamaz' kararı verdi. Kuruluşundan 14 ay sonra yapılan 3 Kasım 2002 genel seçimlerinden AKP yüzde 34,29 oyla tek başına iktidar olarak çıktı. Erdoğan milletvekili olmadığı için 58. Hükümet, AKP Kayseri Milletvekili Abdullah Gül liderliğinde kuruldu. Deniz Baykal liderliğindeki ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) desteğiyle yapılan anayasa değişikliği Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin önündeki engeli kaldırdı.

AKP Siirt Milletvekili Fadıl Akgündüz'ün milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından, 9 Mart 2003'te Siirt’te tekrar seçime gidildi. AK Parti’nin birinci sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi, yerine Erdoğan girdi ve oyların yüzde 85’ini alarak 22. Dönem Siirt Milletvekili seçildi. 58. Gül Hükümeti istifa etti. Hükümeti kurma görevini alan Recep Tayyip Erdoğan, 59. Hükümet'in başbakanı oldu.

Seçim zaferleri

Erdoğan göreve başladığında Türkiye ekonomik krizin etkisindeydi. İşsizlik artarken, ekonomik büyüme durma noktasına gelmişti. 'Piyasalara dost' ekonomi anlayışıyla iktidara gelen AKP ilk döneminde ekonomiye odaklandı. Kemal Derviş'in uygulamaya koyduğu reform programlarına sahip çıkmanın ötesine geçip bunları geliştirdi. Eğitim, sağlık, ulaştırma ve sosyal politika gibi alanlarda yoğun yatırımlar gerçekleştirirken Avrupa Birliği (AB) perspektifine bağlı kaldı. Yine de lâiklik tartışmaları, siyasette askerin rolü gibi konular, birinci AKP iktidarını sık sık meşgul etti.

Erdoğan liderliğindeki AKP, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde oylarını yüzde 47'ye yükseltti. Seçimler öncesinde 'e-muhtıra' olarak bilinen, Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde 27 Nisan 2007 günü hükümete karşı yayınlanan bildiri, yeni dönemde asker sivil ilişkisini başka bir boyuta taşıdı. AK Parti kurmaylarının yaptıkları toplantı sonrasında, ordunun bu müdahalesi karşısında geri adım atılmaması tavrı benimsendi. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek'in yaptığı açıklamada, "Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığının herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik hukuk devletinde düşünülemez" dendi. İkinci AKP iktidarına 'Ergenekon' ve 'Balyoz' davaları gibi askerlerin başı çektiği çok sayıda ismin yargılandığı kapsamlı ve tartışmalı hukuki süreçler damga vurdu. 29 Mart 2009'daki yerel seçimlerde AKP, Türkiye genelinde yüzde 38 oy alarak bir önceki seçime göre gerilediği görüntüsü verse de çoğu il ve ilçenin belediye başkanlığını kazanarak aslında ciddi bir başarı elde etti.

Dış politikadaki rolü

Erdoğan, hükümetlerinin dış politikasında aktif bir rol üstlendi. Önce Erdoğan'ın danışmanlığını yapan, 2009'da ise Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturan Ahmet Davutoğlu'nun formüle ettiği yeni dış politika parametreleri benimsendi.

İktidarının ilk yıllarında Kıbrıs meselesinin çözümü amacıyla, dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan plana destek verdi. 24 Nisan 2004 günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde 'Annan Planı' referanduma sunuldu. Türk tarafında plan onaylanırken Rum Kesimi'nde reddedildi. Türkiye'nin AB üyeliğinde en önemli engellerden birini oluşturan Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması şansını rafa kaldıran bu sonuç, Erdoğan tarafından AB platformlarında sıkça dile getirilecekti.

AKP'nin ikinci döneminde İsrail ile ilişkiler gerginleşirken, Erdoğan’ın Arap dünyasında popülerliği arttı. Çok sayıda ülkeyle yeni ticari ilişkiler geliştirildi, karşılıklı olarak vizeler kaldırıldı. Erdoğan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap Baharı olarak bilinen ayaklanmaları, 'halkların meşru talebi' şeklinde nitelendirerek destekledi.

Ustalık dönemi ve krizler

"Erdoğan'ın ustalık dönemi" olarak adlandırılan üçüncü AKP iktidarı, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde AKP'nin oyların yüzde 49,8'ini almasıyla başladı. Dönemin başlangıcına, Erdoğan'ın başkanlık sisteminin Türkiye’yi yönetmek için uygun olduğu ve bunun tartışılması gerektiği yönündeki sözleri damgasını vurdu. Cumhuriyet tarihinde Adnan Menderes'ten sonra üst üste üç dönem seçim kazanan ve başbakanlık görevini yürüten ikinci isim oldu. Dahası Erdoğan bunu Menderes'ten farklı olarak 'iktidardayken oylarını artırarak'  yaptı.  AK Parti'nin milletvekili seçilmeyi üç dönemle sınırlayan tüzük kuralını sık sık vurgulamaya başladı. Erdoğan'ın Ağustos 2014'te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmak istediği, hem AK Parti hem de muhalefet çevrelerinde sürekli dillendirilse de Erdoğan bu konuda net bir ifade kullanmadı. Keza Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de yeniden aday olup olmayacağına açıklık getirmedi.

2012 yılı sonunda başlayan ve PKK'nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler üzerinden ilerleyen 'Çözüm Süreci' ile Kürt Sorunu'nun Türkiye'nin bütünlüğü çerçevesinde sonuca erdirilmesi yolunda önemli bir adım atıldı. Fakat Haziran 2013'e damga vuran Gezi Parkı protestoları ve Erdoğan'ın bu protestolara karşı takındığı sert tavır toplumsal kutuplaşmayı tırmandırdı. Bu gerginlik, yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla 17 Aralık 2013'te bazı bakanların çocukları ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan'a yönelik operasyonla başka bir boyuta evrildi. 25 Aralık'ta savcı Muammer Akkaş, aralarında bazı işadamlarının da bulunduğu 41 kişilik bir gözaltı listesi hazırladı. Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan için de şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrı evrakı hazırladı. Ancak Emniyet, Savcı'nın talimatlarını yerine getirmedi. AKP ile Fethullah Gülen Cemaati arasında çatışma başladı. AK Parti çevreleri, Cemaat'in yargı ve Emniyet bürokrasisi içerisindeki yapılanmasıyla "sivil bir vesayet" kurmaya çalıştıklarını söyledi. Erdoğan gelişmeleri, 'paralel devletin seçilmiş hükümete karşı darbe girişimi' şeklinde tanımladı. Çok sayıda polis ve yargı mensubunun görev yeri değiştirildi.

Erdoğan, 30 Mart 2014 gecesinde seçimlerden sonra gelenekselleşen balkon konuşmasını yaparken, bu sefer yanında ailesi de vardı.
[[Fotoğraf: Zeki Öztürk - Al Jazeera]]

Erdoğan liderliğindeki AK Parti bu ortamda gidilen yerel seçimlerden yine zaferle ayrıldı. 21 büyükşehir ve 32 ilde belediye başkanlığını kazanan AKP Türkiye genelinde yüzde 45'e yakın oy aldı. Erdoğan balkon konuşmasında Gülen Cemaati'ni hedef aldı ve hükümete kurulan tuzakları milletin bozduğunu söyledi.

Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı

Erdoğan 10 Ağustos 2014 günü birinci turu düzenlenen ve halkın ilk kez doğrudan cumhurbaşkanını belirlemek için sandık başına gittiği seçimlerde oyların yüzde 52'sini alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı seçildi. 

28 Ağustos 2014’te yemin ederek Cumhurbaşkanlığı görevine başladı. Görevde geçirdiği ilk yıl  tarafsız olup olmadığı, hükümet üzerindeki etkisi ve Çankaya Köşkü yerine kullanmaya başladığı Beştepe’deki Saray/ Külliye ile ilgili  eleştiri ve suçlamalarla geçti.

Türkiye 7 Haziran seçimlerine giderken o da sahaya indi. Toplu açılış ve halkla buluşma adı altında yaptığı mitinglerde Başkanlık sistemini anlattı ve iktidar için 400 milletvekili istedi:

“Şimdi millete gitmek zorundayız. O zaman diyorum ki iktidara 400 milletvekilini milletimiz inşallah versin ve bu yeni Anayasa inşallah bu parlamentodan geçsin, bununla birlikte başkanlık sistemi inşa edilsin, ihya edilsin ve prangalardan bu ülke kurtulsun.”

AK Parti ilk kez Erdoğan başında olmadan girdiği 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden oy oranında dokuz puanlık bir  düşüşle çıktı. Yüzde 41 oy ile yine en çok oy alan parti oldu ama çıkardığı 258 milletvekili ile tek başına iktidara gelemedi.

Cumhurbaşkanı  Erdoğan seçimden sonra hükümeti kurmak için görev verdiği AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu koalisyon görüşmelerinde sonuca ulaşamayınca başka bir isme görev vermedi. Anayasa'daki yetkisini kullanarak seçimlerin yenilenmesine karar verdi.

Davutoğlu ile ayrışma

'Farklı' bir Cumhurbaşkanı olacağını söyleyen Erdoğan, birçok konudaki müdahalesi ile, kendisinden sonra partiyi ve hükümeti emanet ettiği Davutoğlu ile ayrıştı.

Şeffaflık Tasarısı'nın rafa kaldırılması, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın AK Parti milletvekili olmak için istifa edip sonra istifasını geri almak zorunda kalması, Merkez Bankası yönetimi ve faiz politikası, yolsuzlukla suçlanan bakanların Yüce Divan'da yargılanmaları konularıyla, Çözüm Süreci'nin unsurlarından İzleme Kurulu'nun Cumhurbaşkanının itirazıyla hayata geçirilememesi gibi kamuoyuna yansıyan ve görüş ayrılıklarını yansıtan örnekler yaşandı.

Ancak en önemlisi, 2015 Eylül ayında toplanan AK Parti 5. Olağan Kongresi'nde parti yönetimine girecek isimlerde Erdoğan ile yaşanan görüş ayrılığıydı. Bu olay, aynı zamanda Erdoğan’ın parti üzerindeki etkisinin en önemli göstergesi oldu.

Erdoğan, Davutoğlu’nun hazırladığı MKYK listesini kabul etmedi. Danışmanı Binali Yıldırım’ı genel başkanlığa aday olarak göstermeye hazırlandı. Davutoğlu’nun geri adım atması üzerine kongrede parti Genel Başkanı sıfatıyla Davutoğlu koltuğunu korudu ama parti yönetimine Erdoğan şekil verdi. Kongre’de Erdoğan’ın hazırladığı ve kendisine yakın isimlerden oluşan liste kabul edildi.

Bu dönemde Erdoğan'la Davutoğlu arasındaki ilişkiler kamuoyuna yansıtmamaya gayret etseler de sıkıntılı şekilde devam etti. Başkanlık sistemi, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, terörle mücadele, akademisyenlerin tutuklanması ve en sonunda da parti teşkilatında Erdoğan'a rağmen yapılan değişiklikler yaşanan sıkıntılara olarak öne çıktı.

29 Nisan 2016'da toplanan AK Parti MKYK, Cumhurbaşkanı - Başbakan ilişkilerinde yeni bir kırılmaya sahne oldu. Çoğunluğu Erdoğan'a yakın MKYK üyeleri teşkilâtlara atama yapma yetkisinin ilgili genel başkan yardımcısından alınıp yeniden MKYK'ya devredilmesini talep ettiler. Bu genel başkana yönelik bir darbe olarak nitelendirildi.

Talebin altında Genel Başkan'ın dışındaki 50 MKYK üyesinden 47'sinin imzası vardı. Metinde imzası olmayan üç isimden ikisi, Davutoğlu'nun hemşehrisi olan Konya milletvekilleri Selçuk Öztürk ve Mehmet Babağoğlu, üçüncü isim ise Cemil Çiçek idi.

2. Olağanüstü Kongre, 2. Erdoğan tercihi

Davutoğlu bu girişimi kabullenmedi. Partisinin grup toplantısında verdiği istifa sinyalini 4 Mayıs 2016'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından netleştirdi. O gün yapılan 1 saat 40 dakikalık görüşmede, AK Parti'nin ikinci kez genel başkan değişikliği için olağanüstü kongreye gitmesine karar verildi.
Davutoğlu, 22 Mayıs 2016'da yapılmasına karar verilen kongrede aday olmayacağını açıkladı. Davutoğlu veda ziyaretlerine, parti yönetimi ise kongre hazırlıklarına başladı. Aday arayışı çok uzun sürmedi. İşaret zaten bir önceki kongrede verilmişti. Yine de parti teşkilâtında temayüller yapıldı. 800'e yakın partilinin yüzde 80'i Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'dan yani Erdoğan'a en yakın isimden yana tercihte bulundu.
Yıldırım'ın ismi 19 Mayıs 2016'da partide düzenlenen toplantı ile resmen açıklandı. 

Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;