Dosya

Adalet ve Kalkınma Partisi

2002'den bu yana tek başına iktidar olan AKP, 'muhafazakâr demokrat' kimliğiyle ülkenin temel meseleleriyle ilgili radikal değişikliklere imza attı. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Davutoğlu'nun tek aday olduğu olağanüstü kongreyle yeni döneme başladı. Ancak Davutoğlu, genel başkanlık görevinde iki yılı tamamlayamadan yine olağanüstü bir kongre ile koltuğunu devrediyor.

Konular: Recep Tayyip Erdoğan, AKP
AKP, Erdoğan liderliğinde 2002'den bu yana girdiği bütün seçimleri kazanmayı başardı. [Fotoğraf: AA]

Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik açıdan son derece çalkantılı bir dönemi olan 2000’li yılların başında kuruldu.

Önderliğini Necmettin Erbakan’ın yaptığı 'Milli Görüş' hareketinin, 28 Şubat süreci ve sonrasında peş peşe gelen parti kapatma kararlarının ardından zayıflamasıyla, oluşum içindeki yenilikçi kanat daha merkez tabanlı bir siyasi parti arayışına girdi.

Bu arayışın sonucunda, Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde, ağırlığını Milli Görüş tabanının oluşturduğu ancak merkez sağ siyasetçilerinin de yer aldığı bir çalışmayla yeni bir teşkilat oluşturuldu.

Parti, kurulduktan yalnızca bir yıl sonra 2002’de yapılan genel seçimleri kazanarak, cumhuriyet tarihinin çok partili döneminde tek başına iktidarı elde eden dördüncü parti olmayı ve devam eden süreçte girdiği tüm seçimleri kazanmayı başardı.

Siyasi duruşunu, ‘muhafazakâr demokrat’ olarak belirleyen partinin amblemindeki ampul, ışığı, aydınlığı ve şeffaf yönetimi temsil ediyor.

AK Parti’nin 12 yıldır devam eden iktidarında, ekonomik istikrar, darbe davaları, Kürt Sorunu, laiklik tartışmaları ve sivil-asker ilişkileri gibi konular ön plana çıktı.

TARİHÇE
 

Türkiye’de 2002’den bu yana tek başına iktidar olan AKP, 14 Ağustos 2001’de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kuruldu.

AKP, 1972’de kurulan ve Necmettin Erbakan’ın liderliğini yaptığı Milli Selamet Partisi’nin (MSP) ardından, ‘Milli Görüş’ hareketini temsil eden Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi’nin (FP) ‘yenilikçi mirasçısı’ olarak ortaya çıktı.

Erdoğan, partinin kuruluş çalışmalarına, okuduğu bir şiirden dolayı aldığı hapis cezasının infaz edildiği Kırklareli Pınarhisar Cezaevi'nde başladı.

Fazilet Partisi’nin 2000’de, Refah Partisi’nin devamı olduğu gerekçesiyle kapatılmasının ardından, partinin içindeki ‘yenilikçi’ kanat yeni siyasi parti arayışının parçası oldu.


AKP, 2001'de Erdoğan'ın önderliğinde kuruldu. [AA]

Erdoğan hapisten çıktıktan sonra 'Milli Görüş'ün yanı sıra, farklı görüşlerden insanları bir araya getirecek bir siyasi parti kurmayı hedefledi. Aralarında Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Hayati Yazıcı gibi isimlerin yer aldığı grup, Anadolu'nun farklı bölgelerinde yeni oluşum için halkın nabzını yoklamaya başladı.

Bu yeni oluşum, uzun süren planlama sürecinin sonunda, 14 Ağustos 2001’de partinin kurulduğunu ilan etti. Parti içinde Milli Görüş’ün yenilikçi yüzlerinin yanı sıra, özellikle merkez sağ ve Anavatan Partisi kökenli isimler yer aldı. Yeni çizgisini ‘muhafazakâr demokrat’ olarak belirledi.

Partinin 16 Ağustos 2001’deki ilk genel kongresinde Erdoğan genel başkan seçildi.

Bu dönemde iktidarda olan koalisyon hükümetinde yaşanan siyasi kriz ve ekonomik bunalım nedeniyle, AK Parti, 2002 Genel Seçimleri için kısa süre içinde anketlerde öne çıkan parti konumuna geldi.

Seçimlerden 10 gün önce, dönemin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ‘Siyasi Partiler Yasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle AKP’nin kapatılması istemiyle dava açtı.

Ancak davaya rağmen kuruluşunun üzerinden yaklaşık 14 ay geçtikten sonra 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlere katılan AKP, yüzde 34,29 oyla tek başına iktidar oldu.

İş başına geldikten sonra ekonomik gelişime ağırlık veren parti, bu alanda önemli bir ilerleme sağladı. 2001 ekonomik krizinin etkileri zamanla hafiflerken işsizlik ve enflasyonda düşüş yaşandı.

Ekonomide sağlanan bu ilerleme sonrasında AK Parti, 2004’te yapılan yerel seçimlerde de sandıktaki başarısını sürdürdü.

Parti, kritik seçimlerde oy oranını yüzde 42’ye yükselterek, İstanbul, Ankara ve Adana gibi önemli şehirlerde belediye başkanlıklarını elde etti. Üst üste ikinci seçimi de kazandıktan sonra ekonomi ve dış politika ağırlıklı siyasetini sürdürdü.

Bu süreçte laiklik tartışmaları, siyasette askerin rolü gibi konular, partinin özellikle ilk döneminde sık sık gündeme geldi; AKP bu konularda yoğun biçimde eleştirildi.

Siyasi taraflar arasındaki gerginlik 2007’de en üst noktaya ulaştı. Geniş katılımla farklı şehirlerde gerçekleştirilen Cumhuriyet mitinglerinde hükümete sert tepki gösterilirken, Erdoğan ve Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkıldı.

Aynı yılki genel seçimler öncesinde 'e-muhtıra' olarak bilinen, 27 Nisan tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde hükümete karşı yayınlanan bildiri seçimleri farklı bir boyuta taşıdı.

Erdoğan liderliğinde AKP, bu gergin ortamda 22 Temmuz 2007 yılındaki genel seçimlerde de zafer kazandı ve oylarını yüzde 47'ye yükseltme başarısı gösterdi.


Parti için kritik eşiklerden biri 2007'deki 'Köşk krizi' oldu. [AA]

2007’deki seçim zaferinin ardından da laiklik tartışmaları devam etti. 2008’de ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’ gerekçesiyle AK Parti’nin kapatılması istemiyle dava açıldı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, kapatılması ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianameyi Anayasa Mahkemesi'ne sundu.

Mahkeme, 30 Temmuz 2008 tarihinde açıkladığı kararında, partinin kapatılmasını 5'e karşı 6 oyla reddetti, ancak hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesine hükmetti.

2008 yılının kapatma davası dışındaki diğer önemli gelişme başta ABD olmak üzere çok sayıda ülkeyi etkileyen küresel mali kriz oldu.

Krizin etkileri Türkiye’ye belirgin bir şekilde yansımadı, ancak 2009 yerel seçimlere söz konusu krizin gölgesi altında gidildi.

AK Parti bu seçimde, daha önce sürdürdüğü oy artışını kaybetti ve seçim sonuçlarına göre oyların yüzde 39’una ulaştı.

Buna rağmen iktidar partisi, seçimlerde birincilik unvanını korurken, büyükşehirlerdeki belediyeleri de korumayı başardı.

AKP, 2010’da bazı anayasal değişikliklerini öngören paketi gündeme getirdi. Anayasa Mahkemesi ve Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısını değiştiren, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getiren, askerlerin sivil mahkemede yargılanmalarını sağlayan ve daha birçok değişiklik içeren paket referadumdan yüzde 58 oyla geçti. (Anayasa değişikliğinin tam metni)

Eylül 2012’de, iki yıllık siyasi geçmişi olan Halkın Sesi Partisi (HAS Parti), AKP’ye katılma kararı aldı.

2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleri AK Parti iktidarının karşılaştığı en büyük toplumsal hareket oldu.

Erdoğan liderliğindeki AKP, daha önce kendisine destek veren Gülen Cemaati ile 2012 yılından itibaren ayrışmaya başladı. Hükümet ile Cemaat arasındaki kavga 17 Aralık 2013'te yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla iyice su yüzüne çıktı. Erdoğan ve AK Parti, operasyonu "komplo" ve "darbe girişimi" olarak niteledi. Cemaati de devlet içinde "paralel yapı" olarak adlandırılan Erdoğan, hükümet olarak bu yapıyla sonuna kadar mücadele edeceklerini söyledi. Bu dönemde AKP'den yedi milletvekili istifa etti.

AK Parti, Hükümet-Cemaat kavgası gölgesinde gidilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yüzde 45 oy alarak yine birinci çıktı.

2014'teki cumhurbaşkanı seçimi AKP için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos'ta yapılan ilk turda yüzde 51,8 oy alarak Türkiye'nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

AK Parti yönetimi, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yeni genel başkan seçimi için olağanüstü kongre kararı aldı. Erdoğan, 21 Ağustos'ta yapılan Merkez Yönetim Kurulu'nun ardından yeni genel başkan ve başbakan adayının Dışişleri Bakanı ve Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu olduğunu açıkladı.

Davutoğlu, 27 Ağustos 2014'te yapılan yapılan 1. Olağanüstü Kongre'ye tek aday olarak girdi, geçerli 1382 oyun tamamını alarak AK Parti'nin ikinci genel başkanı oldu. Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan da AK Parti'ye bu kongre ile veda etti. 


Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan'ın AK Parti'ye veda ettiği kongrede Davutoğlu geçerli oyların tamamını alarak genel başkan seçildi.
[[Fotoğraf: AFP/Getty Images]]

Erdoğan Cumhurbaşkanlığı yeminini ettikten bir kaç saat sonra Davutoğlu'na yeni hükümeti kurma görevi verdi. 29 Ağustos2014’te de, Davutoğlu başkanlığındaki 62. hükümet kuruldu.
Ahmet Davutoğlu, Erdoğan sonrası dönemin ilk kabinesinde ve partinin üst yönetimi olan MYK'da sınırlı sayıda değişiklik yaptı.

9 aylık ilk Başbakanlık döneminde 'farklı' bir Cumhurbaşkanı olacağını söyleyen Erdoğan'ın pek çok konudaki müdahalelerine en azından kamuoyu önünde sessiz kaldı.
Şeffaflık Tasarısı'nın rafa kaldırılması, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın AK Parti milletvekili olmak için istifa edip sonra istifası geri almak zorunda kalması, Merkez Bankası yönetimi ve faiz politikası konusunda görüş ayrılığı, yolsuzlukla suçlanan bakanların Yüce Divan'da yargılanmaları konusunda Cumhurbaşkanı’yla yaşanan görüş ayrılığı, Çözüm Süreci'nin unsurlarından İzleme Kurulu'nun Cumhurbaşkanı’nın itirazıyla hayata geçirilememesi, 2005 Eylül ayında toplanan AK Parti 5.Olağan Kongresi'nde parti yönetimine girecek isimlerde Erdoğan ile yaşanan görüş ayrılıkları Beştepe-Çankaya ilişkilerinde ortaya çıkan belli başlı sıkıntılar oldu.

AK Parti, 7 Haziran 2015 seçimlerine ilk kez başında kurucu genel başkan Tayyip Erdoğan olmadan Davutoğlu'nun genel başkanlığında girdi. Bu seçimden AK Parti bir önceki genel seçime göre dokuz puan kayıpla yüzde 41 oyla çıktı. AK Parti, 2002 yılından beri girdiği seçimlerde ilk kez tek partili hükümet çoğunluğunu kaybetti.  Bu sonuçla bile AK Parti, en yakın rakibinin 19 puan önündeydi, ancak seçim sonucu hükümet ancak bir koalisyon ile mümkündü.

Ahmet Davutoğlu, en çok oyu alan partinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı’ndan aldığı hükümeti kurma göreviyle MHP ve CHP ile koalisyon arayışlarına girdi. Ancak MHP en başından itibaren bir koalisyon içinde yer almama kararından geri dönmedi.

AK Parti, haftalarca süren 'istikşâfi' görüşmelerden sonra CHP'ye 'kısa süreli' bir koalisyon önerdi. CHP'liler, bunun iş yapacak bir 'koalisyon' hükümeti değil, 'üç aylık' bir seçim hükümeti olduğunu belirterek, reddettiler. O dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'koalisyon' kurulması yerine yeniden seçime gidilmesini talep ettiği, koalisyon hükümetinin bu yüzden kurulamadığına dair yorumlar yapıldı.

7 Haziran seçimlerinden sonra bir hükümet kurulamayınca, Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı ülkeyi doğrudan seçimlere götürme yetkisini devreye soktu. Anayasa’nın belirlediği bakanlık kotalarına göre oluşan 'seçim hükümeti'nin başında en fazla oyu alan partinin genel başkanı olarak yine Ahmet Davutoğlu yer aldı.

Davutoğlu 1 Kasım 2015 seçimlerinden yaklaşık 40 gün önce yapılan AK Parti 5. Olağan Kongresi'nde geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi. Genel başkan seçildi ama bunun karşılığında parti yönetimini oluşturan Merkez Karar Yönetim Kurulu ( MKYK) onun kontrolü dışında Erdoğan'ın yönlendirmesiyle şekillendi .  Parti yönetimine kimlerin gireceğine dair tartışmalarda Eski Ulaştırma Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın o sıradaki  başdanışmanı Binali Yıldırım'ın Davutoğlu'na karşı aday olabileceği haberleri yayıldı. Hatta Binali Yıldırım'ın 900 delegeden imza topladığı, Davutoğlu'nun MKYK listesinde inisiyatifi tümüyle Erdoğan'a bırakması üzerine adaylıktan vazgeçtiği şeklinde değerlendirmeler yapıldı.
Bu süreç Davutoğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında o zamana kadar yaşanan en önemli görüş ayrılığı olarak görüldü.

Kongre sonrasında yapılan 1 Kasım seçimlerinden AK Parti yüzde 49 oyla büyük bir zaferle çıktı. MHP ve HDP iki seçim arasında geçen dört ayda büyük oy kaybına uğradı. İki partiden de kaçan oylar AK Parti'ye geldi. Böylece Davutoğlu başkanlığındaki AK Parti yeniden 'tek başına iktidar' imkânına kavuştu.

1 Kasım seçimlerinden sonra 24 Kasım 2015'te “Üçüncü Davutoğlu hükümeti” kuruldu.

Bu dönemde de Cumhurbaşkanı’yla ilişkiler kamuoyuna yansıtmamaya gayret etseler de sıkıntılı şekilde devam etti. 29 Nisan 2016'da toplanan MKYK, Cumhurbaşkanı - Başbakan ilişkilerinde yeni bir kırılmaya sahne oldu. Çoğunluğu Erdoğan'a yakın MKYK üyeleri, teşkilatlara atama yapma yetkisinin ilgili genel başkan yardımcısından alınıp yeniden MKYK'ya devredilmesini talep ettiler. Bu genel başkana yönelik bir darbe olarak nitelendirildi. Talebin altında Genel Başkan dışındaki 50 MKYK üyesinden 47'sinin imzası yer aldı. Metinde imzası olmayan üç isimden ikisi AK Parti'nin Davutoğlu'nun hemşehrisi olan iki Konya milletvekili Selçuk Öztürk ve Mehmet Babaoğlu ile Cemil Çiçek idi.

4 Mayıs 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1 saat 40 dakika süren bir görüşme yaptı. Bu görüşmenin ardından AK Parti tarihindeki ikinci olağanüstü genel kurul kararını aldı. Davutoğlu da 5 Mayıs 2016’da parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısı ile genel başkan adayı olmayacağı kongrenin 22 Mayıs 2016’da gerçekleştirileceğini duyurdu.

Davutoğlu yaptığı duygusal konuşmada “Her cephede üzerimize düşeni yaptık. Amacım üzerimdeki bu ağır yükün hakkını vermekti. Cumhurbaşkanımız “Emanetçi bir başbakan istemiyorum” demişti. Son derece haklıydı. Emanetçi olmadım” dedi. Ahmet Davutoğlu kararını şu sözlerle duyurdu:

"'Er refik kable't tarîk', yoldan önce yol arkadaşı yani. Yola çıktığım arkadaşlarımızın benimle olup olmadığını bilmek isterim. Son MKYK’da ilk imzayı ben attım ama takip edilen yöntemi refik olmakla bağdaştıramadım. Bu anlamda hem refiklerin hem benim bir muhasebe yapması gerekiyordu. 

Cumhurbaşkanım ile yaptığım görüşmede AK Parti’nin birliği için refik yerine genel başkanın değişmesinin doğru olacağına karar verdim. Onun içi aday olmayı düşünmüyorum."

Davutoğlu bu açıklamanın ardından veda ziyaretlerine, parti yönetimi de kongre hazırlıklarına başladı.

Partinin genel başkanlığına ve başbakanlığa gelecek isim konusunda karar verici olanın, kurucu genel başkan yani Cumhurbaşkanı Erdoğan olacağı kesin olmasına karşın, teşkilatta temayül yoklamaları yapıldı. Süreçte iki isim ön plana çıktı: Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Parti teşkilatı ve milletvekillerinin ağırlıklı tercihi ise Yıldırım yönünde oldu.

PARTİNİN TEMEL KONULARDAKİ DURUŞU
 

Temel hak ve özgürlükler

AKP’nin programındaki temel hak ve özgürlükler bildirisinde laiklik, dini değerler ve etnisitenin istismar edilerek siyaset malzemesi yapılmasının engellenmesi, işkence, gözaltında ölüm, kayıp, faili meçhul cinayetler gibi eylemlerin üzerine gidilmesi öne çıkıyor.

Parti, demokrasinin vazgeçilmez ilkesi olarak tanımladığı laikliğin, ‘din düşmanlığı şeklinde yorumlanmasına ve örselenmesine’ karşı olduğunu kaydediyor.


Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ''Kürtaj dediğimiz zaman, bir canlının,
anne rahminden kazınıp alınmasını, organlarının vücudunun kesil-
mesini konuşmuş oluyoruz'' demişti. [AA]

Kamu hizmetlerinden eşit yararlanma hakkı ve basın özgürlüğü de parti programında vurgu yapılan diğer unsurlar.

AK Parti döneminde, uzun yıllar Türkiye’de siyasetin temel tartışma konularından biri olan türban meselesinde de önemli ölçüde ilerleme sağlandı.

Türbanlı üniversite öğrencilerinin okula alınmamaları, dersten çıkarılmaları ve haklarında tutanak tutulması gibi uygulamalar sona erdi.

Kamuda çalışanların türban giymesi önündeki engellerin kaldırılması için de bazı çalışmalar başlatıldı.

Bunun yanı sıra özgürlükler konusunda Türkiye’de ve dünya kamuoyunda tartışılan girişimler de yaşandı.

Başbakan Erdoğan başta olmak üzere bazı bakanlar ve parti üyelerinin kürtajın yasaklanması yönündeki açıklamaları tepki çekti. Ancak kürtaj konusunda sınırlama ya da yasak getiren yasal bir mevzuat yürürlüğe sokulmadı.

Hukuk ve adalet

Partinin kuruluş programında Türkiye’nin hukuk devletinden ziyade kanun devleti görüntüsü verdiği eleştirisi yapılıyor. Bu durumda ‘Devletin Hukuku’ yerine ‘Hukuk Devleti’ anlayışının esas olması gerektiği öne sürülüyor.

Bu ilke çerçevesinde, evrensel hukuk ilkelerine uygun yeni bir anayasanın yürürlüğe girmesi gerektiğini kaydediyor.

2004 yılındaki anayasa değişikliği ile devlete karşı işlenen suçlarla ilgili yargılamanın yapıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi kaldırıldı.

Yargının yürütme üzerindeki kısıtlayıcı etkisini ülke yönetimi açısından önemli bir sorun olarak gören parti, 12 Eylül 2010 referandumuyla kritik önemde yeni anayasa değişikliklerine imza attı.

Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştay’ın yapısı değiştirildi.

Bunun yanı sıra, yargı paketleriyle uzun bir süre boyunca yoğun eleştiri alan bazı ağır cezalarda indirim ve anadilde savunma gibi konularda adım atıldı.

Ancak partiya yönelik, uzun tutukluluk süreleri, milletvekillerinin tutukluluk hali ve yargılamada usüllerle gibi bazı konularda eleştiriler devam ediyor.

Demokratikleşme ve sivil toplum

Parti programında, "vatandaşların siyasete katılımlarında asli işlevi gören ve demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak" tanımlanan siyasi partilerin hareket alanının genişletilmesi gerektiği belirtiliyor.

Demokratikleşme önündeki hukuki engellerin AB üyelerinin uyması gereken Kopenhag Kriterleri esas alınarak kaldırılmasının yanı sıra, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için gerekli anayasal ve yasal tüm düzenlemelerin yapılacağı öne sürülüyor.

Askeri vesayetin geriletilmesiyle ilgili önemli adımlar atılırken, çok uzun süredir TSK’nın siyasete müdahale etme durumu ortadan kaldırıldı.

Milli Güvenlik Kurulu’nda askerin ağırlığı azaltılırken, genel sekreter ve diğer bazı personelin siviller arasından seçilmesi uygulaması başladı.

Askeri mahkemelerin yetkileri daraltılırken, askeri harcamalara Sayıştay denetimi getirildi.

Medya ve basın

Basın özgürlüğü ve medya, AKP’nin 10 yıllık iktidar döneminde en çok eleştirildiği konulardan biri oldu.

İktidar, programında, yazılı ve görsel medyanın özgürlüklerinin titizlikle korunacağı ve "tekelleşmeye fırsat tanınmayacağı" ifade ediliyor.

Programda ayrıca, toplumun ihtiyaçlarını ön planda tutan yayınlar yapmasının ve "art niyetli" yayınların "doğal bir toplumsal muhalefet sayesinde kontrol edilmesinin özendirileceği" kaydediliyor.

Ancak basın özgürlüğü Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda en fazla eleştirildiği konulardan birisi haline geldi.

New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Ekim 2012’deki raporunda, "Türkiye'nin, gazeteci hapseden ülkeler arasında en kötüsü" olduğunu açıkladı ve 76 gazetecinin tutuklu olduğunu duyurdu. CPJ raporu, bu gazetecilerin 61'inin doğrudan, yayınlanan yazıları ya da gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapiste olduğu sonucuna vardı. (raporun Türkçe metni)

Uluslararası örgütler ayrıca, Türkiye’de gazetecilerin sansüre maruz kaldıklarını ve işlerini kaybettiklerini öne süren raporlar da hazırladı.

Azınlıklar ve Kürt Sorunu

AK Parti, programında 'Kürt Sorunu'na 'Doğu ve Güneydoğu' başlığı altında değiniyor.

Parti, sorunun, Türkiye’nin bütünlüğü ve üniter devlet yapısını zaafa uğratmayacak şekilde çözülmesi gerektiğini savunuyor. "Resmi dil ve eğitim dilinin Türkçe olması şartıyla," Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesine sıcak bakılıyor.


AKP hükümeti, Aralık 2012'de PKK lideriyle görüşüldüğünü resmen
açıklamıştı. [AA]

"Terörün" uzun süredir dış destek sayesinde ayakta durduğu belirtilirken, sorunun bir "iç mesele" olarak ele alınması ve çözülmesi gerektiği vurgulanıyor.

Parti, "teröre tepki olarak maksadını aşan ve bölge halkını rahatsız eden bazı uygulamaların terk edilmesi ve yıllardır devam eden olağanüstü hal uygulamasının tamamen kaldırılması" hedefini de ortaya koyuyor.

AKP hükümeti 2009’da başlayan, kamuyounda 'Kürt Açılımı' ve/veya 'Demokratik Açılım' olarak da bilinen politikalar kapsamında, sorunun çözümünde yol katedilmesi amacıyla bazı hamleler yaptı.

TRT bünyesinde ilk kez 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT Şeş kanalı yayına girerken, daha önce 'olağanüstü hal' (OHAL) uygulanan bölgelerde güvenlik politkaları hafifletildi.

Ancak Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yapan PKK’lıların karşılanması sonrası yaşananlar ve örgütün Silvan saldırısı üzerine açılım politikalarında ilerleme sağlanamadı.

2012’nin Aralık ayında ise İmralı Adası’ndaki örgüt lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler ve dolayısıyla müzakere süreci yeniden başlatıldı.

Ekonomi

Seçim bildirgesinde "Sürekli ve Sürdürülebilir Ekonomik Gelişim" programının uygulanacağı belirtilirken, pazar ekonomisi ilkeleri doğrultusunda, özel teşebbüsün teşvik edilmesi ve dış ticaret hacminin genişletilmesi üzerinde duruluyor.

Devletin ekonomide sadece düzenleyici ve denetleyici bir rol oynaması gerektiği de ifade edilen parti programında, özelleştirme polikalarının önemine de vurgu yapılıyor.

Parti, uluslararası bilgi birikimi ve tecrübenin transferinde önemli rol oynayan yabancı sermayenin, Türk ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunacağına inanıyor.

Ekonomide istikrarın sağlanması için önceliğin siyasi istikrar olduğunu kaydeden AKP, özellikle Anadolu'daki küçük ve orta ölçekli sermaye gruplarının yükselişini önemsiyor.

Altyapı çalışmaları ve yatırımları da ekonomi politikalarının önemli bir parçası niteliğinde.

Partinin ekonomi politikalarında kritik eşiklerden biri de, 2008'de tüm dünyayı etkileyen küresel mali krizden Türkiye'nin büyük oranda darbe almadan çıkması oldu. 

Kamu yönetimi

AKP’nin parti programında kamu yönetimiyle ilgili temel prensipleri, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, bürokrasinin işleyişindeki hantal yapının ortadan kaldırılması ve yolsuzlukla mücadele olarak ön plana çıkıyor.

Sosyal devlet anlayışının benimsenerek, sosyal güvenlik, sosyal yardım ve sosyal hizmet programlarının etkin bir şekilde hayata geçirilmesi de partinin vaatleri arasında yer alıyor.

Kamu yönetimi anlayışını, demokratikleşme, yerelleşme ve sivilleşme eksenine oturtma hedefi de parti programında belirtiliyor.

İktidar süresi boyunca bürokratik işleyişin hızlanması ve devletin pratik bir şekilde hizmet sunması konularında başta sağlık olmak üzere çok sayıda alanda önemli gelişmeler sağladı.

AK Parti, Aralık 2012’de çıkardığı büyükşehir yasasıyla, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda kısmi bir adım atarken, belediye yetkilerinin daha da genişletilmesi için yeni anayasa kapsamında düzenlemeler yapılması planlanıyor.

Türkiye’nin yeni anayasayla beraber AKP’nin talep ettiği üzere başkanlık sistemine geçmesi halinde, kamu yönetimi anlayışı ve işleyişinin de temelden değişmesi bekleniyor.


Fatih Projesi kapsamında ilköğretim öğrencilerine tablet bilgisayar
dağıtımı Şubat 2012'de başlamıştı. [AA]

Eğitim

Parti programında eğitimde fırsat eşitliği, "kademeli, tercih ve yönlendirmeye imkan sağlayan eğitim sistemi," meslek okullarına özel önem verilmesi ve okullarda teknolojik imkanların arttırılması gibi vaatler yer alıyor.

Bu doğrultuda okula başlama yaşını öne çeken 4+4+4 eğitim sistemi, meslek okullarından üniversiteye girişte katsayının kaldırılması, okullarda tablet bilgisayarın dağıtılması ve kıyafet serbestisinin getirilmesi gibi adımlar atıldı.

Sağlık

Sağlık sisteminin "sosyal güvenlik şemsiyesi tüm halkı kapsayacak şekilde düzenlenmesinin" öngörüldüğü parti programında, sağlık çalışanları ve hasta haklarının yeniden düzenlenmesi, devletin özel sektörle işbirliği yaparak halka sağlık hizmeti sunması, sağlık sektörünün tek merkezden kontrol edilmesi ve sağlık hizmetinin bilgi işlem esasına göre hızlı bir şekilde sağlanması gerektiği vurgulanıyor.

Parti, sağlık hizmetlerinde rekabetin kuralları belirlenmesi ve bunlarla ilgili yasal düzenlemeler yapılmasını vurgularken, kalite rekabeti teşvik edilmesinin ve sağlık sektöründe ISO kalite standardı çalışmalarına tüm yurt genelinde uygulanması gerektiğini öne sürüyor.

SGK'lıların özel hastanelerde tedavi olması, hastanelerde rehin kalınmasının sonlanması, Genel Sağlık Sigortası, randevu sistemiyle tedavi görmek gibi adımlar partinin sağlık alanında attığı adımlar oldu.

AKP'nin sağlık reformları arasında aile hekimliği ve performans sistemiyle daha fazla hastaya bakılması da yer alıyor.

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik

AKP, sosyal politikalar sisteminin dağınıklığına vurgu yaparak, tüm alt sektörlerin tek bir bakanlığın çatısı altında toplanan ve konsolide bir sosyal güvenlik yapısı oluşturulması gerektiği vurgulanıyor.


Soma'da 13 Mayıs 2014'teki maden faciasında 301 işçi öldü.[Güray Ervin/AJT]

Özel sağlık ve hayat sigortası şirketlerinin yaygınlaştırılması; sosyal sigorta primlerinin düzenlenerek kayıtdışı çalışan sayısının azaltılması; işçi, işveren ve hükümet arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve işsizlik sigortasının sağlanması gibi konular parti programında yer alan vaatler arasında. 

AK Parti, çalışma ve sosyal güvenlik alanında atılmayan bazı adımlar ve icraatlar nedeniyle sıklıkla eleştiriliyor. 

Özellikle devlet kurumlarının taşeron şirketleriyle anlaşarak, sosyal güvenlikten, iş güvenliğinden ve kıdem hakkından mahrum işçileri çalıştırması söz konusu alandaki en büyük sorunlardan biri.

Hükümet, özellikle tersaneler ve maden ocaklarında iş güvenliği konusundaki büyük eksiklikler ve ölümlerin önüne geçilememesi nedeniyle eleştiri alıyor.

Dış Politika

AKP’nin dış politikadaki temel hedefleri, Türk dış politikasının temellerini uzun vadeli bir hedef doğrultusunda bölgesel konjonktüre uygun hale getirmek olarak ön plana çıkıyor.

Parti programında Türkiye çevresindeki kriz bölgelerinde daha fazla inisiyatif alınması ve krizlerin çözümüne daha somut katkı sağlanmasına özel önem veriliyor.

Programda ayrıca, Avrupa ülkeleri ile ilişkilere üst düzey önem verilmesi ve ABD ile süren stratejik işbirliğinin farklı alanlarda daha da güçlendirilmesi ön plana çıkıyor.

AK Parti döneminde Türkiye özellikle Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerini sıkılaştırdı. Ankara, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı'nda farklı ülkelerdeki gelişmeleri yakından takip etti ve gelişmelerle ilgili BM gibi uluslararası örgütlerin çalışmalarının parçası oldu.

AB üyeliğinde adaylık statüsü elde edilirken, son yıllarda Avrupa ülkelerinde baş gösteren ekonomik krizlerin de etkisiyle müzakereler kapsamında başlıkların açılması durduruldu.

Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;