Dosya

İsrail'in yerleşim faaliyetleri

Tel Aviv yönetimi, 1967'deki 'Altı Gün Savaşı'ndan bu yana devlet politikasının bir parçası olarak Filistin topraklarına Yahudi vatandaşlarını yerleştiriyor.

İsrail'in yerleşim birimleri, çok sayıda hükümet ve uluslararası kuruluş tarafından 'yasadışı faaliyet' olarak görülüyor. [AFP]

Filistin'in durumu

Filistinliler, 1967 yılında İsrail tarafından işgal edilen Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’nin dahil olduğu topraklarda bağımsız bir devlet kurmak istiyor. Ancak yaklaşık 20 yıldır süren İsrail-Filistin müzakerelerinde bir türlü sonuç elde edilemiyor. Görüşmelerin son turu 2014'da İsrail’in Batı Şeria’da İsrailliler için kurduğu yerleşim birimlerinin inşaatına yeniden başlamasıyla çıkmaza girmişti. Filistin’in BM’de tam üyelik arayışı da düğümün büyümesine neden olmuştu.

BM Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1947’de Filistin topraklarının Yahudiler ve Araplar arasında bölünmesine yönelik planı ve ardından 1948’de İsrail devletinin bağımsızlığını ilan etmesi sonrasında, İsrail ve komşu Arap ülkeleri arasında kanlı çatışmalar başladı. (planın orijinal haritası)

Bu çatışmaların en şiddetlilerinden biri Ortadoğu haritasını da büyük ölçüde değiştiren 1967’deki ‘Altı Gün Savaşı’ oldu. Komşuları Mısır, Suriye ve Ürdün ile savaşan İsrail’in toprakları çatışmalar sonucunda yaklaşık iki katına çıktı.

İsrail savaş sonucunda, Mısır’dan Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi’ni, Suriye’den de Golan Tepeleri'ni alırken, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü de işgal etti.

Yerleşimcilerin durumu, Altı Gün Savaşı’nın ardından Ortadoğu’nun en önemli siyasi problemlerinden biri haline dönüştü. Savaştan önce de bölgede bazı küçük yerleşimler bulunsa da, işgalin ardından, İsrail ele geçirdiği topraklara yerleşimcilerin yığılmasını bir devlet politikası haline getirdi.

Savaş sonrasında işgal edilen toprakları ‘bazı düzenlemeler’ sonrasında geri verme niyetinde olduğunu açıklayan İsrail, buna rağmen yerleşimci planını büyük bir hızla hayata geçirdi.

İsrail yönetimi, işgal ettiği toprakları fiilen Yahudi toprağı haline getirmek amacıyla, yüz binlerce Yahudi vatandaşını sistematik bir şekilde söz konusu bölgelere yerleştirdi. İlk adım savaşın hemen ardından Batı Şeria’da Beytüllahim kenti civarında Kfar Etzion yerleşim biriminin yeniden inşa edilmesiyle atıldı.

Devam eden yerleşimci planıyla İsrail, bölgede askeri denetim sağlamayı ve kendisine yapılacak saldırılara karşı tetikte olmayı planlıyordu.

Savaş sonrasında göreve gelen Başbakan Yardımcısı Yigal Alon’un yürüttüğü plan çerçevesinde Batı Şeria’da yaklaşık 30 yerleşim biriminin kurulması öngörüldü. Ancak Ürdün Kralı'nın reddetmesi sonucunda plan hayata geçemedi.

1972 sonuna gelindiğindeyse, Batı Şeria’da 1200 ve Doğu Kudüs’te ise 8 bin 600 Yahudi yerleşimci bulunuyordu.

Boşaltılan yerleşim bölgeleri

İsrail, Altı Gün Savaşı’nın ardından yoğun olarak doldurduğu yerleşim bölgelerini iki kez boşalttı.

İlk olarak Camp David görüşmelerinin ardından İsrail ve Mısır arasında 1979’da ABD’nin başkenti Washington’da imzalanan barış anlaşması uyarınca İsrail, 1982’de Sina Yarımadası’ndaki 18 yerleşim birimini boşalttı.


İsrail askerleri Yamit'teki yerleşimcileri zorla tahliye etti. [AFP]

İsrail’in bu girişimi Yahudi yerleşimciler tarafından tepkiyle karşılandı ve İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) söz konusu bölgeleri zor kullanarak boşaltmaya başladı.

İsrail ayrıca 2005’teki ‘Tek Taraflı Geri Çekilme’ planıyla Gazze Şeriti’ndeki yerleşim bölgelerini boşalttı.

Ağustos 2005’te başlayan girişimle, bölgedeki tüm İsrail vatandaşları ve güvenlik güçleri geri çekilirken sürecin tamamlanması 12 Eylül 2005’te mümkün oldu.

Çekilme planı İsrail kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı ve silah zoruyla bölgeyi terk etmeye zorlanan yerleşimcilerin sert direnişiyle karşılaştı.

Yeni yerleşim bölgeleri

İsrail, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunun gösterdiği tepkiye rağmen Filistin topraklarında yerleşim faaliyetlerini sürdürüyor.

İsrail kabinesinin alt kanadı Knesset, 1 Kasım 2011’de Filistinlilerin BM kültür ajansı UNESCO’dan tam üyelik hakkı kazanmalarının ardından, Doğu Kudüs’te yerleşim birimleri inşaatlarının hızlandırılması kararını aldı.

O tarihten sonra İsrail, Doğu Kudüs’te 550, Batı Şeria’da ise 300 yeni konut inşaatı için faaliyete başladı.

Tel Aviv yönetimi Nisan 2012’de Batı Şeria’da 1990’lı yıllarda kurulan üç yerleşim bölgesi Bruchin, Rechalim ve Sansana’ya ‘yasal statüsü’ verdi.

400 yerleşimci bulunan Bruchin, 200 yerleşimcisi olan Rechalim ile birlikte Batı Şeria’nın kuzeyinde yer alıyor. Güney Batı Şeria’da El Halil [İbranice 'Hebron'] kenti yakınında bulunan Sansana’da ise 250 yerleşimci yaşıyor.

Haziran 2012’de, Batı Şeria’nın Ulpana bölgesindeki yerleşim birimlerinin yıkılmasını engelleyen yasa tasarısı Knesset’te reddedildi.

Bu gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batı Şeria’ya 850 Yahudi yerleşimcinin daha gönderilmesi kararını açıkladı. Filistin tarafı barış görüşmelerinin devamı için yerleşimcilerin durdurulmasını talep ederken, Netanyahu masaya oturmak için 'önkoşul' getirilmesini kabul etmiyor ve yerleşimlerin tamamen durdurulmasının söz konusu olmayacağını belirtiyor.

2013'ün Mayıs ayına gelindiğinde ise, İsrail ve Filistin arasındaki barış görüşmeleri olumlu ilerliyordu. Netanyahu, Bayındırlık ve İskan Bakanı Uri Ariel'e, yerleşimlerin durdurulması için talimat verdi. Ancak bu talimata ve ABD dahil uluslararası alanda gelen tepkilere rağmen, yerleşim bölgelerinin inşasına devam edildi. 

30 Ekim 2013 günü İsrail, Batış Şeria ve Doğu Kudüs'te 1500 yeni yerleşim yeri inşa edeceğini açıkladı. Uluslararası toplum, barış görüşmelerinin sürdüğü zamanda atılan bu adımı kınayan açıklamalar yaptı. Netanyahu, Ariel'e yeni bir çağrı yaparak, yerleşim planının gözden geçirilmesini istedi. Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas, yeni planın barış görüşmelerini tamamen durduracağını ve plan uygulamaya konulursa Filistin'in BM'ye gideceğini açıkladı.  Ancak 25 Kasım 2013 günü İsrail Meclisi Knesset 800 konutluk yerleşim planını onayladı.

2 Haziram 2014 günü Hamas ve Fetih'in birlik hükümeti kurmasının hemen ardından İsrail, misilleme olarak değerlendirilen bir adım atarak Kudüs ve Batı Şeria'da 1500 yeni yerleşim biriminin ihalesini kabul etti. İsrail Başbakanı Netanyahu saatler sonra buna 1800 yerleşimin daha eklendiğini ekledi.  

İsrailli insan hakları örgütü B'tselem'e göre, işgal altındaki Filistin topraklarında en az 531 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor. İsrail vatandaşı olan yerleşimciler ülkelerindeki hakların tümüne sahip. İsrail onay verdiği yerleşimlere elektrik, su gibi hizmetler taşıyor ve Batı Şeria ve Kudüs ile İsrail'i sadece vatandaşların kullanmasına izin verilen yollar inşa ederek birbirine bağlıyor. 

Uluslararası toplum ve İsrail tezleri

İsrail’in 40 yıldan fazla süredir sürdürdüğü yerleşimci politikası, çok sayıda hükümet tarafından uluslararası hukukun ihlali olarak kabul ediliyor. Yaygın görüş, İsrail’in 4. Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan ‘Savaş Halinde Sivillerin Korunması’ maddesini ihlal ettiği yönünde. (sözleşmenin Türkçe çevirisi)

  • ABD’nin görüşü

ABD hükümetleri, 1967’de başlayan yerleşim faaliyetleri konusunda Cenevre Sözleşmesi'nin ilgili maddesinin uygulanabilirliğini ve yerleşimlerin hukuka aykırı olduğunu, Ronald Reagan’ın başkanlık dönemine kadar kabul etti.


İsrail, Gazze'deki yerleşimleri 2005'te boşalttı. [AFP]

Reagan Şubat 1981’de yaptığı açıklamada, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşimlerinin ‘yasadışı’ olmadığını açıkladı.

Kendisinden sonra göreve gelen başkanlar da, yerleşimlere karşı olduklarını belirtmekle birlikte, konunun hukuki boyutu hakkında görüş belirtmekten kaçındı.

Bu yaklaşım, ABD’nin yerleşimleri ‘Ortadoğu barışına engel olan bir unsur’ olarak görmesi ancak ‘yasadışı bir faaliyet’ olarak tanımlamaması anlamına geliyor. İsrail’in günümüzde halen sürdürdüğü yerleşim politikaları, ABD tarafından yoğun biçimde eleştiriliyor.

  • AB’nin görüşü

İsrail’in, Filistin topraklarında bulunan yerleşimcilerle ilgili olarak AB, 2002 ve 2012’de yayımladığı iki ayrı raporda söz konusu faaliyetlerin ‘hukuka aykırı’ olduğunu kaydetti. (2002 tarihli raporun orijinal İngilizce metni)

Mayıs 2012’de yayımlanan raporda, İsrail’in söz konusu yerleşim faaliyetleriyle bölgedeki ‘iki devletli çözümü’ riske attığı belirtildi.

Raporda ayrıca, ‘1967 öncesi’ sınırları ihlal eden herhangi bir değişikliğin birlik tarafından kabul edilemeyeceği vurgulandı.

1980'de yayımlanan Venedik Deklerasyonu'nun 9. maddesinde de, yerleşimci faaliyetlerinin yasadışı ve uluslararası hukuka aykırı olduğu net ifadelerle ifade edildi. (Deklarasyonun orijinal İngilizce metni)

  • İsrail’in görüşü

İsrail yönetimi, yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğu görüşüne karşı, yerleşimlerin ‘işgal edilen topraklarda’ bulunmadığını savunuyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze ve Batı Şeria’yı, ‘işgal edilen toprak’ yerine, hem İsrail hem de Filistinlilerin tarihe dayanarak üzerinde hak iddia ettiği ‘ihtilaflı alan’ olarak görüyor.

İsraili, Gazze ve Batı Şeria’da 1967 öncesinde Filistin Devleti’nin bağımsızlığının söz konusu olmadığını ve bu sebeple söz konusu topraklarla tarihi bağı olan Yahudilerin konut inşa etme hakkı bulunduğunu iddia ediyor.

DOSYA: İSRAİL-FİLİSTİN SORUNU

Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesinin "işgal kuvvetlerinin, işgal bölgesinde yerleşim faaliyetlerinde bulunmasını" yasakladığını belirten İsrail, işgal durumunun söz konusu olmadığını belirterek yerleşim bölgelerinin Cenevre Konvansiyonu'nu ihlal etmediğini öne sürüyor.

İsrail ayrıca, 1993'de imzalanan Oslo Anlaşması'na göre, kendisine ait olan C Bölgesi'nde yerleşim faaliyetlerinde bulunduğunu, benzer faaliyetlerin Filistin tarafından A Bölgesi'nde de yapıldığını ve dolayısıyla Oslo Anlaşması'na aykırı herhangi bir faaliyetin de söz konusu olmadığını iddia ediyor.

  • Türkiye’nin görüşü

Türkiye, İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü tüm yerleşim faaliyetlerini ‘uluslararası hukukun ihlali’ olarak değerlendiriyor.

Ankara, İsrail’i yerleşimlere yasalar çerçevesinde meşruiyet kazandırmaya çalışmakla suçlarken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu faaliyetlerin yalnızca uluslararası hukuka aykırı olmakla kalmayıp, iki devletli çözüm vizyonunu da tehlikeye attığını ifade etti. (Türkiye'nin 8 Haziran 2012 tarihli duyurusu)

Türkiye de İsrail’in 1967 öncesi sınırlarına çekilmesini, işgal edilen topraklardaki yerleşim faaliyetlerini durdurmasını istiyor. (Ahmet Davutoğlu'nun konuyla ilgili verdiği İngilizce mülakat)

Yerleşimlerin hukuki statüsü

İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri, hükümetlerin yanı sıra önemli uluslararası kuruluşlar tarafından da hukuka aykırı olarak değerlendiriliyor. 1967 sonrasında yerleşimlerle iligli farklı kuruluşların konuyla ilgili çok sayıda karar ve raporu yayımlandı.

  • BM’nin yerleşim kararı

BM Güvenlik Konseyi, 22 Mart 1979 tarihinde aldığı bir kararında, İsrail’in Filistin’de ve 1967’den beri işgal altında olan diğer Arap topraklarında yerleşim kurma politikalarının ve uygulamalarının yasal geçerliliği olmadığını ve Ortadoğu’da kapsamlı, adil ve kalıcı barışın sağlanmasına ciddi bir engel teşkil ettiğini“ ifade etti. (Karar'ın orijinal İngilizce metni)

İsrail’in işgalci güç olarak tanımlandığı kararda, Tel Aviv’in 4. Cenevre Konvansiyonu’na uyması ve sınırlarını 1967 öncesine çekmesi isteniyor.

BM Kararı İsrail’in, Cenevre Konvansiyonu’nda yasal düzenin değişmemesi, yerel halkın topraklarından zorla çıkarılması ve işgalci devletin söz konusu bölgelere kendi halkını konuşlandırmasıyla ilgili getirdiği yasakları ihlal ettiğini kaydediyor.

BM İnsan Hakları Konseyi, Ocak 2013'te yayınladığı raporda da, Yahudi yerleşimlerinin bölgeyi uzun vadede ilhak ettiğnii, Cenevre Sözleşmesi'ni ve uluslararası hukuku hiçe saydığını açıkladı. Raporda, İsrail’in uluslararası insani hukuka ve insan haklarına aykırı davrandığı gerekçesiyle dava edilebileceği de yazıyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı ise cevaben bunun ‘talihsiz’ bir rapor olduğunu, BM İnsan Hakları Konseyi’nin sistematik olarak tek taraflı davranan bir kurum olduğunu söyledi.

  • Cenevre Konvansiyonu’na göre durum

4. Cenevre Sözleşmesi, dört ayrı sözleşmeden oluşan Cenevre Konvansiyonu kapsamında ‘Savaş Döneminde Sivillerin Korunması’ esasını düzenlemek üzere 1949’da 194 taraf ülkece imzalandı.

Sözleşme, yalnızca resmen savaş ilanıyla çatışma halinde ülkelerin değil, savaş durumunun bir ülkece tanınmaması ve bir ülkenin diğerinin işgali durumunda da sivillerin korunması ilkelerini içeriyor.

Düzenleme, söz konusu durumlarda sivillerin topraklarından sürülmesi veya başka bir ülkenin kendi halkını işgal edilen topraklara zorla taşıması ‘uluslararası hukuka aykırı’ olarak kabul ediliyor.

Sözleşmeye taraf olan İsrail yönetimi de BM tarafından söz konusu maddeleri ihlal ettiği gerekçesiyle itham ediliyor.

BM kararında da belirtildiği gibi, İsrail tarafından Arap nüfusun göç etmek zorunda bırakıldığı, evlerinin yıkıldığı, insanların sürgün edildiği ve yeni yerleşimcilere yer açmak için insanların sürekli göçe zorlandığı, bütün bunların sonucu olarak geride kalan Arap nüfusunun günlük yaşamının sosyal ve ekonomik yapısının kökten ve olumsuz şekilde değiştiği ve bu unsurlarla Cenevre Konvansiyonu’nun ihlal edildiği öngörülüyor.

  • Uluslararası Adalet Divanı'na göre durum

Uluslararası Adalet Divanı 2004’te aldığı tavsiye niteliğindeki kararla, yerleşim yerleri kurulmasının durdurulmasına, ayırıcı duvarın inşasının illegal olduğuna ve İsrail'in sebep olduğu zararları tazmin etmesi gerektiğine dair kararının uygulanması hükmetti. (Karar'ın orijinal İngilizce ve Fransızca metni)

Mahkeme, söz konusu ihlallerle ilgili BM Güvenlik Konseyi’ne de harekete geçme çağrısında bulundu.

Kaynak: Al Jazeera ve Ajanslar

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;