Görüş

'Afgan Baharı'ndan yeni bir istikrarsızlık tehlikesine

Afgan halkı, demokrasi sürecini büyük bir hevesle benimsedi. Bu süreci rayından çıkarıp anayasayı dikkate almamak, zorbaların ve entrikacı siyasilerin tehditlerine boyun eğmek, 13 yılda ülkeyi kurtarmak için harcanan para ve kaybedilen canların boşa gitmesine sebep olur.

Konular: Taliban, ABD, NATO, Afganistan
Afganistan'da devreye giren ABD, Abdullah ile Gani arasında çok da net olmayan bir anlaşma sağladı. [Fotoğraf: AP]

Afganistan'da yeni cumhurbaşkanının göreve başlaması için belirlenen son tarih olan 2 Eylül geride kalırken başkaldırı söylentileri yeniden su yüzüne çıktı. Peştun aşiretine mensup olmayan on binlerce kişinin, oyların yeniden sayılmasının ardından kaybeden taraf olacakları ve yapılacak siyasi düzenleme içinde tam ortaklık elde edemeyecekleri beklentisiyle, tepeden tırnağa silahlanmış ve Kabil'de karışıklık çıkarmaya hazır vaziyette bekledikleri söyleniyor. Öte yandan, ülkenin en büyük etnik grubu sayılan Peştunların da şiddete şiddetle karşılık vermeye hazır olduklarına dair emareler var.

Başlangıçta son derece umut verici bir tablo çizen bir cumhurbaşkanlığı seçimi, nasıl oldu da Afganistan'ı yeniden huzursuzluğun pençesine düşme noktasına getirdi?

5 Nisan'da, Taliban tehdidine, 30 yılı aşkın süredir aralıksız devam eden çatışmalara ve halkı perişan eden yoksulluğa rağmen, altı milyondan fazla seçmenin sandık başına gitmesi büyük bir cesaret örneğiydi. 

by Helena Malikyar

Seçim sürecindeki yanlışlar

5 Nisan'da cumhurbaşkanlığı ilk tur seçimleri sona erdiğinde, Afgan medyası ve sokaktaki halk şöyle diyordu: "Bugün tarih yazdık". Gerçekten de, Taliban tehdidine, 30 yılı aşkın süredir aralıksız devam eden çatışmalara, anti-demokratik rejimlere ve halkı perişan eden yoksulluğa rağmen, altı milyondan fazla seçmenin sandık başına gitmesi büyük bir cesaret örneğiydi. Kimi Afgan gazeteleri, bu yüksek katılım için "Afgan Baharı" nitelemesini kullandı.

Ancak bu coşku uzun sürmedi. Adaylar haksızlık yapıldığı iddiasıyla tepki gösterdi; gizli oyunlar ve müdahaleler ortaya çıkmaya başladı; seçim Abdullah Abdullah ile Eşref Gani arasında ikinci tura kaldı. Siyasi seçkinler arasındaki etnik kutuplaşma daha da yoğunlaşırken, ayaklanma ve darbe tehditleri, 1992-1996 arasındaki korkunç çatışmanın acı verici hatıralarını da yeniden canlandırdı. İkinci tur seçim kampanyalarında kullanılan ve çoğunlukla da "öteki"ne karşı duyulan klasik korkuyu körükleyen etnik sloganlar, sersemlemiş seçmenleri heyecanlandırdı. Huzursuzluk, sıradan bir hâl aldı.

Amerika Birleşik Devletleri duruma doğrudan müdahalede bulunarak, Abdullah ile Gani arasında çok da net olmayan bir anlaşma sağladı. Buna göre Gani, Abdullah'ın, oyların Birleşmiş Milletler ve uluslararası gözlemcilerin denetiminde yeniden sayılarak usûlsüz oyların temizlenmesi talebini kabul etti. İki rakip ayrıca kurulacak ulusal birlik hükümetinin ayrıntılarının planlanması konusunda da mutabık kaldı.

Bununla birlikte, "anlaşmanın" detaylarına ilişkin ihtilaflar, işin hem teknik kısmını, yani oyların yeniden sayım sürecini, hem de siyasi tarafını, yani ulusal birlik hükümetinin kurulmasını çıkmaza soktu.

Bir yıl kadar önce, bir grup Afgan aydın ve siyasetçi, "ulusal birlik hükümeti" için bir çerçeve önerisinde bulunmuştu. Öneride, Afgan siyasetinin gerçekleri ve ülkedeki siyasi seçkinlerin dizginlenemez iktidar arzusu yüzünden, "kazanan her şeyi alır" ilkesine dayalı bir çözümün mümkün olmayacağı öngörülüyordu.

Koalisyon hükümetleri defalarca felaketle sonuçlanmıştı. Dolayısıyla, iktidarı siyasi liderler arasında paylaştıran işe yaramaz bir düzenlemeye daha gitmektense, kazanan tarafın, kuracağı hükümette seçimi kaybeden rakibinin destekçileri arasından profesyonel, iyi eğitimli ve saygın isimlere de yer vermesine dayalı bir formül önerildi. Ayrıca cumhurbaşkanına ulusal açıdan önem taşıyan konularda danışmanlık yapmak üzere, önde gelen siyasi liderlerden oluşacak bir konsey kurulması da öngörülüyordu.

Abdullah, ekibinin önerdiği kriterlerin BM tarafından tüm maddeleriyle uygulanmadığını öne sürerek, geçen hafta gözlemcilerini yeniden sayım sürecinden çekti. Bunun üzerine BM, yeniden sayım işleminin tarafsızlığına dair şüphe oluşmaması için Gani’den de gözlemcilerini çekmesini istedi.

Şu anda ulusal birlik hükümetinin yapısına dair müzakerelere ağırlık verildiği görülüyor. Abdullah'ın ekibi, Afgan anayasasında öngörülen cumhurbaşkanlığı sistemi ışığında, büyük ölçüde parlamenter sistemlerde başbakana verilen yetkilerle donatılmış, CEO (icra kurulu başkanı) benzeri bir devlet başkanlığı makamı kurulmasında ısrarlı. Her iki taraf da, söz konusu makamın ülkenin hukuk düzeninde yapılacak değişiklik ve parlamenter sistemin kurulması neticesinde iki yıl içinde anayasal hale getirilmesinde mutabık.

Bu noktada ihtilaf yaşanan husus ise CEO'nun yetkileri. Abdullah'ın müzakerecileri, bu makamı, cumhurbaşkanından bağımsız hareket ederek gayriresmi olarak hükümete başkanlık edecek biri olarak tanımlıyor. CEO'ya bu tür yetkiler verilmesinin anayasaya aykırı olduğuna dikkat çeken Gani'nin ekibi ise, CEO'nun atanmasının ve yetkilerinin, anayasa değişikliği yapılıncaya kadar cumhurbaşkanının takdirine bağlı olması gerektiğinde ısrar ediyor.

Bunun yanında, Abdullah'ın tarafı, atamalar ve politika kararları konusunda eşit paydan aşağısını kabul etmezken, Gani'nin verdiği ödün, kabul edilen yüzde 50-50 ortaklığın bile altında kalıyor.

İçeriden gelen bilgiler, iki adayın şahsi açıdan aralarında iyi bir ilişki kurduğunu ve baş başa görüştüklerinde pek çok mesele üzerinde anlaşabildiklerini ortaya koyuyor. Ancak her iki tarafta da bulunan güçlü siyasi müttefikler, anlaşmanın sonuca bağlanmasının önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Bu kesimlerin ulusal birlik hükümetinden anladıkları, liderler arasında yüzdelik dağılıma dayalı bir iktidar paylaşımı. "Ya tam ortaklık verin ya da silahlı milisleri saldırıya geçiririz" diyorlar.

11 Eylül'ün yıldönümü yaklaşırken, Afganistan'ın demokratikleşme yolculuğunun, dünyanın güvenliğini son derece yakından ilgilendiren bir mesele olduğunu unutmamak gerekiyor.

by Helena Malikyar

Karzai'nin yeni planı

Afgan halkına yapılan zorbalıklar bununla da bitmiyor. Son duyumlara göre, görevinden ayrılacak olan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin de iki yıllığına geçici bir hükümet kurulmasını öngören alternatif bir senaryosu var. Söz konusu hükümet, esas olarak Karzai ya da onun seçeceği bir ismin liderliğinde, tüm önemli liderleri bir araya getirecek. Her iki tarafta da durumdan memnun olmayan ve şimdiye dek Abdullah ile Gani arasında anlaşma sağlanmasına taş koymuş müttefikler, anayasaya aykırı olduğu halde, bu senaryoyu destekliyor gibi görünüyor.

Dünya, Karzai'nin cumhurbaşkanlığının sürmesini sineye çekmeye hazır görünmese de, olası menfaatler ve Afgan cumhurbaşkanı ile – şu zamana kadar imzalamayı reddettiği ABD-Afganistan İkili Stratejik Anlaşması da dahil – anlaşma sağlama ihtimali, Washington'ı en kolay yol olarak tercihini bu yönde kullanmaya itebilir.

ABD ve uluslararası toplumun geneli, Afganistan'daki şiddet tehditlerine hep boyun eğip, çatışan tarafları yüzeysel anlaşmalar yapmaya zorluyor. Ayrıca görünen o ki, Washington, Karzai döneminde yaşanan gerilimlerin tekrarlanma riskini en aza indirmek için, cumhurbaşkanının yetkilerini azaltacak bir düzenlemeye sıcak bakıyor. Dolayısıyla yakında bir uzlaşma hükümeti kurulduğunun duyurulması daha muhtemel. Bununla beraber, tüm işaretler, bunun toplumun tüm etnik kimliklerini ve kesimlerini liyakata dayalı bir şekilde bünyesine alacak bir ulusal birlik hükümetinden ziyade, makamların üst düzey liderler arasında yüzdelere dayalı olarak paylaşılacağı bir hükümet olacağını gösteriyor.

Afgan siyasetçiler ve ülkenin uluslararası destekçileri, bu senaryolardan birini desteklemeden önce durup uzun vadeli sonuçlar üzerinde düşünmeli. Afgan halkı, demokrasi sürecini büyük bir hevesle benimsedi. Bu süreci rayından çıkarıp anayasayı dikkate almamak; zorbaların ve amaca ulaşmak için her yolu mübah gören siyasetçilerin tehditlerine prim vermek, kaçınılmaz surette halkı hayal kırıklığına uğratarak felakete sürükleyecek ve diğer yandan da NATO üyelerinin son 13 yıldır ülkeye yardım için harcadıkları para ve kaybettikleri canların boşa gitmesine sebep olacaktır.

11 Eylül trajedisinin yıldönümü yaklaşırken, coğrafi açıdan New York, Londra ya da Berlin'e uzak olsa da, Afganistan ve onun demokratikleşme yolculuğunun, dünyanın güvenliğini son derece yakından ilgilendiren bir mesele olduğunu unutmamak gerekiyor.

Helena Malikyar, Afgan siyaset yorumcusu ve tarihçi.

Twitter'dan takip edin: @HelenaMalikyar

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Helena Malikyar

Helena Malikyar

Afgan siyaset yorumcusu ve tarihçi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;