Görüş

Avrupa'nın popülist sol parti ihtiyacı

Bugün Avrupa siyasetinin karşı karşıya olduğu asıl sorun popülizmin kendisi değil, toplumsal meselelere somut, pozitif çözümler sunacak, sol görüşlü popülist partilerin olmayışıdır. İspanya'da Podemos'un yükselişi, bu bakımdan olumlu yönde bir değişimin habercisi olabilir.

36 yaşındaki Pablo Iglesias, 15 Kasım'da İspanya'nın yükselişteki partisi Podemos'un yeni lideri seçildi. [Fotoğraf: Reuters]

İspanya'nın en saygın siyasi yorumcularından Josep Ramoneda, El Pais'te 18 Kasım'da yayımlanan yazısını, ülkenin başlıca iki partisi, iktidardaki sağ görüşlü Halk Partisi (PP) ile muhalefetteki İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'nin (PSOE), nasıl olup da acil çözüm bekleyen sosyoekonomik sorunlar yerine çiçeği burnunda sol parti Podemos'u itibarsızlaştırmaya odaklandığından söz ederek bitiriyor.

Bahsi geçen sosyoekonomik meseleler, ekonomik krizin doğru yönetilememesinden (işsizlik oranının yüzde 25'e vardığı ülkede gençlerin yarısından fazlası işsiz) Podemos'un "kast" diye nitelendirdiği birçok PP ve PSOE üyesinin de adının karıştığı yolsuzluk vakalarına kadar uzanıyor. Mayıs 2014'teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, (İspanyolca kelime anlamı "yapabiliriz" olan) Podemos 1,2 milyon oy alarak beş sandalye kazandı ve yapılan son anketlere göre parti, ülkenin önde gelen güçlerinden biri hâline geldi. Podemos'a yönelik bu benzeri görülmemiş destek, halkın yerleşik partilere yönelik öfkesinin bir ifadesi. Podemos, her vatandaşa evrensel temel bir gelir sağlanması ve ülkedeki kamu ve özel borç yükünün yeniden yapılandırılması çağrısında bulunarak bu öfkeyi seçim sonucuna yansıtmayı başardı.

Peki ama Podemos, şimdilerde Avrupa genelinde öne çıkan AB karşıtı popülist partilerin bir yenisi mi? Bu partilerin son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde ettikleri başarı göz önüne alındığında, geleneksel Avrupalı partilerin endişeye kapılmaları şaşırtıcı değil. Bugün Avrupa Parlamentosu'nun 751 üyesinden üçte birini radikal sağ ve sol partiler oluşturuyor. Mayıs ayındaki seçimlerde Ulusal Cephe (Fransa), Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (İngiltere) ve Syriza (Yunanistan) galip gelirken, Beş Yıldız Hareketi (İtalya), Almanya İçin Alternatif (Almanya) ve Birleşik Sol (Slovenya) da ciddi oranda oy toplamayı başardı.

Fakat popülizm çok farklı şekillerde zuhur edebiliyor ve ilerici Podemos partisi, sağcı emsallerine hiç benzemiyor.

Iglesias'ın hedefinde sadece gelecek yılki seçimleri kazanmak yok. Genç siyasetçi aynı zamanda radikal ve paylaşımcı sosyal politikalar vasıtasıyla gücü halka geri vermeyi de istiyor.

by Santiago Zabala

Podemos, tıpkı Syriza ve Birleşik Sol gibi, kitlesel bir protesto hareketinden doğan ve lider kadrosunun yerleşik partilere kıyasla daha genç, karizmatik ve enerjik isimlerden oluşmasının avantajını kullanan bir parti. 15 Kasım'da yapılan oylamada, akademi dünyasından siyaset dünyasına geçiş yapan 36 yaşındaki Pablo Iglesias parti genel başkanlığına seçildi. Iglesias'ın hedefinde sadece gelecek yılki seçimleri kazanmak yok. Genç siyasetçi aynı zamanda radikal ve paylaşımcı sosyal politikalar vasıtasıyla gücü halka geri vermeyi de istiyor.

Podemos iktidarının atacağı ilk adımlardan biri, artık ödeme zorluğu çeken insanların evlerinden çıkarılmamasını temin etmek (İspanya'da her gün 500 ev tahliye ediliyor) ve el koyulan ancak spekülatif sebeplerle boş tutulan gayrimenkulleri bankaların elinden almak olacak. Podemos'un bu söylemi, pek çok iş adamını endişeye sevk ederken, Genel Başkan Iglesias, Venezuela'daki Bolivar Devrimi'ne duyduğu hayranlığı gizlemiyor. Tıpkı Venezuela'nın eski devlet başkanı Hugo Chavez gibi, Iglesias da Amerikan hegemonyasından yakınarak, NATO'dan çıkma ve ABD'nin Morón (Sevilla) ve Rota'da (Cádiz) askeri üs bulundurmasına imkân tanıyan anlaşmayı feshetme vaadinde bulundu.

Hâlihazırda siyasi bir kimliği olmayan, ana akım siyasi partilerce siyasi hayattan dışlanmış kişileri saflarına çekmeye çalışan Podemos, solun geleneksel terminolojisini tamamen benimsemiş değil. Podemos da dâhil, bu popülist hareketlerin çıkış noktasını Avrupa genelinde merkez sağ ve merkez sol partilerin yol açtığı hayal kırıklığı oluşturmakla birlikte, söz konusu hareketlerin sundukları alternatifler çarpıcı derecede farklılık gösteriyor.

Bu yeni oluşumları popülist diye küçümseyen merkez sağ ve merkez sol siyasetçiler, sadece sağın göçmen ve AB karşıtı sloganlarına odaklanarak Podemos ve Syriza gibi enternasyonalist partileri dahi lanetliyor. Fakat popülizm, siyaset bilimci Takis Pappas'ın da dediği gibi, "sevmediğimiz her şeyi içine attığımız büyük bir sepet hâline geldi. Yunanistan'daki Altın Şafak ve Macaristan'daki Jobbik gibi gruplar popülist değil, anti-demokratik". Bununla birlikte, çoğu Avrupalı siyasetçi, "günümüzde, İtalya ve diğer ülkelerde popülizmle mücadelenin bir görev olduğunu" söyleyen eski İtalya Başbakanı Enrico Letta'ya katılacaktır.

Oysa Letta, popülizmin farklı türleri olduğunu ve siyaset felsefesi uzmanı Chantal Mouffe'nin de belirttiği üzere, "demokratik siyasetin elzem bir boyutu olduğu" gerçeğini unutuyor. Demokrasilerde halkın taleplerini dikkate alarak ortak bir irade oluşturmak son derece önemli. Sağ görüşlü popülist partiler, millet kavramını göçmenlerin ve diğer unsurların dâhil olmadığı belli bir kategori ile sınırlandırma amacı güderken, sol kesimin popülist partileri, "halk" kavramına göçmenleri ve yerli işçileri de katıyor. Bu sol partiler, işçi sınıfının, göçmen işçilere karşı değil, hayatları üzerinde muazzam bir güç sahibi olan büyük şirketlere karşı örgütlenmesi gerektiği kanaatinde.

Bugün Avrupa siyasetinin karşı karşıya olduğu asıl sorun popülizmin kendisi değil, toplumsal meselelere somut, pozitif çözümler sunacak, sol görüşlü popülist partilerin olmayışıdır. İspanya'da Podemos'un yükselişi, bu bakımdan olumlu yönde bir değişimin habercisi olabilir.

Santiago Zabala, Barselona Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğretim görevlisi. “The Hermeneutic Nature of Analytic Philosophy”, “The Remains of Being” ve “HermeneuticCommunism” isimli yayınlanmış üç ve “Only Art Can Save U" adıyla yayına hazırlanmakta olan bir kitabı bulunmaktadır. The Guardian, The New York Times ve The Los Angeles Review of Books için yazılar kaleme almaktadır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Santiago Zabala

Barselona Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Görevlisi. “The Hermeneutic Nature of Analytic Philosophy”, “The Remains of Being” ve “Hermeneutic Communism” isimli yayınlanmış üç ve “Only Art Can Save U" adıyla yayına hazırlanmakta olan bir kitabı bulunmaktadır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;