Görüş

IŞİD'in hilafet ilanının yansımaları

Hilafet ilanının Arap ve İslam dünyasında kabul görmesi ve kalıcı destek bulması mümkün değil. Örgütün teorik ve pratik açıdan sert yöntemi, bölge halklarını kendine çekecek unsurlar içermiyor.

IŞİD birlikleri Irak ve Suriye'de önemli bölgeleri elinde tutuyor. [Fotoğraf: Reuters]

El Kaide örgütüne kafa tutan Irak kolu, sağlam stratejik oyunlarını oynamayı, sürprizler ve şoklar yaratmayı sürdürüyor. Ebu Bekir Bağdadi, 9 Nisan 2013'te Irak ve Şam'da İslam devleti kurduğunu ilan ettiğinde çoğu kimse bunu, sanal dünyanın sınırlarını aşmayan hayali bir propaganda olarak düşündü. Ancak dünyanın tavrı 10 Haziran 2014'te Musul'un örgütün eline geçmesiyle değişti; artık herkes gerçek dünyada gerçek bir devletten söz ediyor.

Uluslararası toplum bu şokun etkilerinden henüz kurtulmamıştı ki Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) sözcüsü Ebu Muhammed Adnani, 29 Haziran günü ortaya çıkarak 'hilafet' devletinin kurulduğunu ilan etti. Bu durum, İslam dünyasındaki fıkhi ihtilafları ve uluslararası siyasi anlaşmazlıkları körükledi.

Hilafet devleti ilanı spontane atılmış bir adım değil. Örgüt kendisini cihatçı Selefi mirasın bekçisi ve El Kaide örgütünün tarihi yönteminin temsilcisi olarak sunmaya çalıştı. El Kaide merkezinin, Irak kolunu bıraktığını açıklaması akabinde bu asi kol, Zevahiri'nin El Kaide'sine ve Şam'daki kolu Nusra Cephesi'ne karşı büyük bir kampanya yürüttü. Ardından da Suriye'deki silahlı İslami gruplara karşı (bazen mürtetlik bazen de Sahva güçleri damgasıyla) sert bir askeri hamle başlattı.

İdeolojik ve teorik anlamda çok katı, askeri alanda daha da sert bir tutum izleyen IŞİD, Irak ve Suriye cephelerinde farklı yöntemler izledi. 

by Hasan Ebu Haniye

IŞİD'in Irak'taki yöntemi, Musul'u ele geçirmesi sonrası farklı bir görüntü çizdi. Suriye'de sert ve aşırı bir yöntem izlerken, Irak'ta ideolojik ve dini bağımlılıkları daha az ve IŞİD'e tarihsel olarak daha fazla düşman olan Sünni güçlerle, siyasi, askeri ve aşiret hareketleriyle ittifaklar yaptı. Suriye'de yeni savaş mantığına göre hareket edip güç yoluyla kontrol kurmayı esas alırken Irak cephesinde mücadelesini, gerilla savaşının ilkelerine göre yürüttü, Irak'taki İslamcı ve hatta laik düşmanlarını destekçi ve yardımcı olarak gördü.

Hilafetin ilanı IŞİD'in en önemli sorunlarından biriyle mücadele etmek için ileriye dönük bir adım olarak atıldı. Esasında konu, örgütün yüksek ütopik hırsları ve pragmatist eğilimiyle ilgili. IŞİD, ideolojik olarak sınırları aşan ümmetçi İslami bir hareket iddiası üzerinde dururken pratik olarak örgütü 'Iraklaştırmaya' çalışıyor. Zira örgütün liderler düzeyinde etkin isimlerinin çoğu Iraklı. Bu durum Arap cihatçılar ile Arap olmayan küresel İslamcılar arasında anlaşmazlıkların patlak vermesine neden olabilir.

Hiç kuşkusuz IŞİD'in yöntemi, cihatçı Selefi ve El Kaide örgütü çevresindeki en çetin düşmanlarını gelişmeleri görmek üzere bir süre sessiz kalmaya sevk etti. Örgüt yapısal zayıflık noktalarından kurtulmak ve üyelerini cihatla oyalamak için etkin bir strateji inşa etmeye çalıştı.

IŞİD'in Arap ve küresel yabancı cihatçılar ağı içinde Irak cephesiyle yumuşak, Suriye cephesiyle ise katı bir tutum sergileyerek izlediği farklı yönteme dair sorgulamalara sıra gelmeden, örgütün sözcüsü Ebu Muhammed Adnani, 29 Haziran 2014'te 'Allah'ın vaadi' başlıklı bir ses kaydı yayınladı ve hilafet devletinin kurulduğunu, Ebu Bekir Bağdadi İbrahim Avvad Bedri'nin de Müslümanların halifeliğine getirildiğini ilan etti.

Adnani'ye göre "İslam Devleti Şura Meclisi toplandı. Meclis, İslam Devleti'nin Allah'ın inayetiyle hilafetin tüm dinamiklerine sahip olması sonrası bu konuyu ele aldı ve İslam Devleti emirler, komutanlar ve şura meclisinden oluşan çözüm ehlini temsilen İslam hilafetinin kurulduğunun ilan edilmesini kararlaştırdı."

IŞİD, hilafet ilanıyla sınırlı kalmayıp bunu tüm güçlere ve gruplara dayattığını açıkladı. Adnani, "Müslümanları uyarıyoruz: Hilafet ilanıyla birlikte tüm Müslümanların Halife İbrahim'e biat etmesi ve desteklemesi vaciptir, halifenin iktidarının uzandığı ve askerlerinin ulaştığı tüm emirliklerin, grupların, eyalet ve örgütlerin meşruiyeti iptal edilmiştir" dedi. Uyarıyla da yetinmedi, ölümle tehdit etti: "Safı bölmek isteyenin başını kurşunla parçalayın, kim olursa olsun içindekini ortaya çıkarın. Onun hiç bir saygınlığı yoktur." 

Bağdadi, Müslümanların halifesi olarak ilan edilmesinden bir gün sonra bir ses kaydı yayınladı. Kayıtta "Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar! İslam devletine hicret edebilen hicret etsin. Darul-İslam'a hicret vaciptir" diyerek kendisine bağlılık, İslam ve hilafet diyarına hicret edilmesi çağrısı yaptı.

Bağdadi'nin hilafeti özelde El Kaide örgütünü ve genelde cihatçı Selefi çevreleri endişelendirmektedir. Hilafet adımı El Kaide ile nihai savaştır. Bağdadi'nin devleti, cihatçı Selefi evin dışındaki diğer İslami kesimleri dikkate almamaktadır. Zira IŞİD'e göre "diğerleri, küfür, mürtetlik, bidat ve uşaklık içindeler." Adnani de açıklamasında "bir araya getirmek istedikleri laiklerin, demokratların, ulusalcıların, Mürcielerin, İhvan'ın ve Sururilerin ümmetine yazıklar olsun" iafdesini kullandı.

Bağdadi devleti elde ettiği başarıları, kimlik vurgusuyla, çekişmeyi Sünniler ile Şiiler arasında mezhepçi bir çatışma olarak göstererek, İran'ın başını çektiği birleşik Şii ittifakına karşı bölgede Sünni ülkelerin net bir vizyonunun olmadığına vurgu yaparak kullandı.

Bağdadi devletinin muhatabı olan El Kaide örgütü ve bölgesel ana kolları şu ana kadar hilafet ilanı konusunda hiçbir tutum sergilemediler. Görünen o ki Bağdadi'nin Zevahiri ve ona bağlı emirlerin biatını alması, (özellikle de El Kaide geçen Şubat ayında IŞİD örgütünü bıraktığına ilişkin bir bildiri yayınlamışken) çok uzak bir ihtimal.

Belki de hilafet ilanı meselesiyle en fazla ilgili olan El Kaide'nin Şam kolu Nusra Cephesi'dir. Nusra içinden çok az üye Bağdadi'ye biat etti. En güçlü tepki Nusra Cephesi'nin Şeri yetkilisi ve doğu bölgesi komutanı Şeyh Ebu Mariye Kahtani'den geldi. Kahtani, IŞİD örgütünün aşırı Haricilerden oluştuğunu, hilafetin sözde ve yanıltıcı olduğunu, amacının ise kendi saflarını doldurmak için Arap ve yabancı savaşçıları kutuplaştırmak olduğunu vurguladı.

Suriye'deki dokuz silahlı İslami grup (Mücahitler Şurası Meclisi, Mücahitler Ordusu Şeri Komitesi, Halep Şeri Komitesi, Suriye Müslüman Alimler Genel Komitesi, Doğu Bölgesi Merkezi Şeri Komitesi, İslam Cephesi Şer'i Meclisi, İdlib İslam Komitesi, Sahil Şer'i Komitesi) hilafet ilanını yanılgı olarak niteleyen ve IŞİD'i aşırı Haricilerden gören Kahtani'yi izlediler.

Bu grupların söylediği özetle "Bizler haricilerin İslam hilafeti ilanını Şer'en ve aklen geçersiz görüyoruz. Bu ilan onların niteliklerinden ve gördükleri muameleden hiçbir şey değiştirmeyecektir" şeklindeydi. Ayrıca bu gruplar Müslümanları IŞİD'i desteklememeye de çağırdı.

Hilafet ilanına yönelik Irak'ta da eleştiriler birbirini izledi. Müslüman Alimler Heyeti 'herhangi bir kesimin bu şartlarda İslami veya İslami olmayan bir devlet veya emirlik kurduğunu ilan etmesinin Irak'ın ve birliğinin lehinde olmayacağını' vurguladı. Konunun 'ülkenin bölünmesi ve insanlara acı verilmesine gerekçe olarak sunulacağı' açıklamasında bulunan Heyet, 'bu durumun Şer'i olarak hiç kimseye bağlılık getirmediğinin' altını çizdi ve 'devrime ve devrimcilere hizmet etmek, halkın ve ülkenin çıkarlarını kollamak için' bu ilandan dönülmesini tavsiye etti.

IŞİD, 15 bin savaşçıyla devasa bölgeleri kontrol altında tutamayacak, ancak bölgede yayılan mezhepçi seferberlik, ekonomik yıkım, siyasi yolsuzluk ve sosyal haksızlıklar gölgesinde güvenliği ve kırılgan istikrarı sarsabilecektir.

by Hasan Ebu Haniye

Şeyh Yusuf El Kardavi'nin başkanlığını yaptığı Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkan Yardımcısı Şeyh Dr. Ahmed Reysuni de bildiriyi eleştirerek "IŞİD'in hilafeti kurduğunu ilan etmesi bir yanılgıdır, seraptır ve karmaşık rüyalardır" dedi. Reysuni ayrıca çöllerde veya mağaralarda bilinmeyen bir kişiye biat etmenin ancak sahibini bağlayacağını söyledi. Reysuni hilafet ilanının 'hurafeden ibaret' olduğu ve sözde biatın bilinmeyen bir kişiye bilinmeyen kişilerce yapıldığı açıklamasında bulundu. Ürdün'deki İslami Çalışma Cephesi Şura Meclisi Başkanı Ali Ebu Suker ise ilanın yararsız olduğunu belirterek "Bu konu yeni değil ve bu kadar abartılmayı da hak etmiyor" dedi.

Hizb-ut Tahrir ise hilafet ilanını IŞİD örgütü gerçeğini değiştirmeyecek bir saçmalık olarak gördü. Parti bildirisinde "Bu örgütün Suriye veya Irak topraklarında tam bir otoritesi yoktur. İçeride veya dışarıda güvenlik bu örgütle sağlanamaz. Pratikte gerçek bir otorite sağlanmadan hilafet devletinin hiçbir varlığı olamaz. Örgütün hilafet ilanı içeriksiz bir saçmalıktır. Pratikte hiçbir gerçekliği ve dinamiği yoktur" dedi.

Dünya çapında en önemli cihatçı Selefi teorisyen olan Şeyh Ebu Muhammed Makdisi, kendi sitesi tevhit ve cihat platformunda "Elimdekilerin bazıları bunlar ama hepsi değil" başlıklı bir makale yayınladı. Makdisi burada, geçmişteki mesaj ve açıklamalarıyla örtüşen net bir tutum ortaya koymaksızın bir dizi soru yöneltti. Hilafet ilanından ve meşruiyetinden kuşku duyarak "Acaba bu hilafet tüm zayıfların ve Müslümanların sığınağı mı olacak, yoksa muhalif Müslümanların omzuna doğrultulmuş bir kılıç olarak mı alınacak?" diye sordu. Makdisi ayrıca "Kendisine biat etmiş Irak, Şam ve yeryüzünün dört bir yanında savaşan Müslüman grupların geleceği ve hilafet nezdinde kanlarının akıbeti ne olacak?" sorusunu yöneltti. Görünen o ki Makdisi, IŞİD'i eleştiren yöntemine yeniden başlamak için örgütün belirgin hatalar yapmasını bekliyor.

Sözün özü IŞİD'in hilafet ilanının Arap ve İslam dünyasında kabul görmesi ve kalıcı destek bulması mümkün değil. Kriz dönemlerinde kimlik etkeninin kullanılmasına dayanan geçici desteklerle sadece durumunu sağlamlaştırır. Örgütün teorik ve pratik açıdan sert yöntemi, bölge halklarını kendine çekecek unsurlar içermiyor. İslam'ın tarihsel hilafet modeli doğrultusunda uygulanabilir bir model sunmuyor. Zira örgüt, zayıf ve sorunlu bölgelerde güç yoluyla kontrolünü dayatarak galibin fıkhına dayanan otoriter devlet hukukunu esas alıyor.

Dolayısıyla IŞİD, 15 bin savaşçıyla devasa bölgeleri kontrol altında tutamayacak, ancak bölgede yayılan mezhepçi seferberlik, ekonomik yıkım, siyasi yolsuzluk ve sosyal haksızlıklar gölgesinde güvenliği ve kırılgan istikrarı sarsabilecektir.

İslami hareketler uzmanı olan Hasan Ebu Haniye, 1963 yılında Ürdün’de dünyaya geldi. 'Müslüman Kardeşler ile İktidar Arasındaki İlişki Paradoksu', 'Ürdün’deki İslami Hareketlerin Gözünde Kadın ve Siyaset' ve ‘Ürdün’de Cihatçı Selefilik’ gibi kitaplara imza atan Haniye, Arapça medya organları için analizler kaleme alıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Hasan Ebu Haniye

İslami hareketler uzmanı Ürdünlü yazar. 1963 doğumlu. ‘Müslüman Kardeşler ile İktidar arasındaki ilişki paradoksu’, ‘Ürdün’deki İslami hareketlerin gözünde kadın ve siyaset’ ve ‘Ürdün’de Cihatçı Selefilik’ gibi kitapları bulunuyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;