Görüş

Koalisyonla dış politikada ne değişir?

Artık AKP’nin dış politikasında usulca bir değişikliğe gittiğini, AKP’nin dışişleri bakanlığından vazgeçmesinin daha kolay olacağını söyleyebiliriz. Dış politikadaki yeni yönelimde pek çok konuda ihtiyaç duyulan yeni başlangıçları bir AKP-CHP koalisyonu gerçekleştirme şansına sahip.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hükümeti kurmakla görevlendirdiği Ahmet Davutoğlu, sırasıyla CHP, MHP ve HDP ile görüşecek. [Fotoğraf: AFP/Getty Images]

Son zamanlarda Türk dış politikası bir hayli eleştirildi. AKP’nin ekonomi yönetimiyle birlikte en iddialı olduğu konuların başında gelen dış politikada bir revizyona gidilmesi gerekliliği çeşitli çevrelerce dile getiriliyor. Yeni bir hükümet kurulduğunda, Adalet ve Kalkınma Partisi hangi partiyle koalisyon ortağı olursa olsun pek çok çevrede dış politikanın yeni bir rotaya girmek zorunda olduğu inancı hâkim. Buna koşut olarak da güçlü bir beklenti söz konusu. Kurulacak bir koalisyon hükümetinde küçük ortak muhtemelen Dışişleri Bakanlığı’nı talep edecek ve almakta ısrarlı olacaktır.

AKP çevreleri dışındaki kamuoyunda, araştırmalara da yansıdığı gibi özellikle son dört yılın dış politikasının hayli sorunlu olduğu görüşü yaygın. Hatta iktidar partisinin destekçileri arasında bile özellikle Suriye politikasının pek makbul bulunmadığı biliniyor. Sonuç olarak 2000’li yıllarda Türkiye’nin dünyadaki imajını yükselten, sözünün merak edilmesine, dinlenmesine yol açan bu alanda bir gerileme yaşandığı algısı yerleşmiş bulunuyor.

Üst düzey bir dışişleri yetkilisinin İstanbul’da gazetecilerle yaptığı uzun bir sohbette ortaya koyduğu hedefler ve tercihler, Türk dış politikasında çok şikâyet edilen ideolojik çizginin terk edilmeye başlanıp, daha gerçekçi bir politika arayışına geçildiğini gösteriyordu.

by Soli Özel


2011’de tüm dünya Türkiye’ye, Arap isyanları sırasında olası bir örnek hatta model diye bakarken bugün ülkenin böyle bir iddiası kalmadı. Bölgesel etkisi ciddi şekilde azaldı. Türkiye’nin halen Ortadoğu’nun önemli ülkelerinde büyükelçisi yok. Bölgenin en etkili ülkelerinden Mısır ile ilişkileri en düşük düzeyde. Suriye ile neredeyse ilan edilmemiş bir savaş hali, İsrail ile yoğunlaşan ekonomik ilişkilere rağmen siyasi soğukluk var. “Stratejik derinlik” kavramı altında toplanan dış politika yaklaşımının, bunun en önemli unsurlarından sayılan “komşularla sıfır sorun” siyasetinin iflas ettiği vurgulanıyor. Gerçi komşularla sıfır sorun döneminin bitmesinin yegâne müsebbibi Türkiye değil.

Dış politikanın Batı, özellikle Avrupa Birliği (AB) boyutu ise uzun süredir sorunlu. Siyasetteki söylem nedeniyle, kamuoyunda güçlü bir anti-Batı ruh hali gelişiyor. Bu yüzden de Türkiye kamuoyu ülkesini ağırlıklı olarak İslam ülkesi veya Ortadoğu’lu diye tanımlıyor. Bir yandan NATO üyeliğine verdiği desteği de sürekli artırıyor.

Türkiye’nin yalnızca bölge ülkeleriyle değil, Batılı müttefikleriyle de ilişkilerinin gergin olmasından dolayı dünyada yalnızlaştığı tezi bu nedenlerle sıkça işleniyor. Bunun önemli sebeplerinden birisi olarak da Türkiye’nin Suriye’de izlediği politikaya dikkat çekiliyor. Özellikle cihatçı gruplara katılanların sınırları kolaylıkla kullanması, bunun yeterince engellenmemesi gündeme getiriliyor. En son ABD Başkanı Barack Obama cihatçı savaşçıların, ki bunu IŞİD anlamında söyledi, Suriye’ye geçmeleri konusunda Türkiye’nin tüm kapasitesini kullanmadığından şikayetçi oldu.

ABD’nin önceliği IŞİD, Ankara’nın önceliği ise Esad’ın devrilmesi olduğundan iki tarafın politikaları tam anlamıyla uyum içinde değil. Ankara İncirlik’in bombardıman için kullanılmasına izin vermiyor. Suriye politikasının en büyük hasarı Türkiye’nin iç huzuruna verdiğini de söyleyebiliriz. Öncelikle Ankara Suriye politikasında geleneksel laik çizgisinden uzaklaşarak mezhepçi bir siyaset güttüğü eleştirisine maruz kalmıştı. Dış politikanın iç politikada malzeme olarak kullanılması nedeniyle Türkiye’deki mezhep faylarına da enerji yüklenmişti.

Geçen yıl dünyanın baş düşman diye tanımladığı IŞİD’e karşı Kobani’de, daha sonra da Telabyad’da savaşan ve başarı elde eden PKK bağlantılı PYD’ye karşı Ankara’nın mesafeli davranması sorun yarattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kobani kuşatması sırasındaki sözleri ülkede gerginlik ve hatta zor kontrol edilebilen bir şiddet dalgası yaşanmasına yol açtı. Sonuçta Suriye Kürtleri Kobani’de Türkiye’nin hoşnutsuzluğuna rağmen ABD’nin hava desteğini aldı. Telabyad’da da benzer bir işbirliği yaşandı.

Son haftalarda PYD’ye karşı bir askeri operasyon yapılması ihtimali Cumhurbaşkanlığı katınca dile getirildi ancak kamuoyundan destek bulamadı. Üstelik üst düzey bir dışişleri yetkilisinin İstanbul’da gazetecilerle yaptığı uzun bir sohbette ortaya koyduğu hedefler ve tercihler, aslında Türk dış politikasında çok şikâyet edilen ideolojik çizginin terk edilmeye başlanıp, daha gerçekçi bir politika arayışına geçildiğini gösteriyordu.

Bu politikada PYD bir düşman değil, diyaloğun sürdüğü ama dikkat etmesi gereken sınırlar kendisine belirtilen bir örgüttü. IŞİD kesinlikle bir düşman statüsüne giriyordu. Yetkiliye göre "Türkiye'nin öncelikli hedefi, bir Avrupa devleti olarak AB ile ilişkileri büyük bir Avrupa devleti olduğu bilinciyle yürütmektir. Türkiye o dünyada kendine ait yeri bulacak." Böyle bir yönelim Kıbrıs konusunda da 12 yıl önceki gibi cesur adımlar atılmasını da gündeme getiriyordu.

Artık AKP’nin, Başbakan Davutoğlu’nun göz bebeği olan dış politikasında usulca bir değişikliğe gittiğini söyleyebiliriz. Kamuoyuna bu şekilde anlatılmasa da Batı ile ilişkilerin giderek daha fazla merkeze yerleşeceği, NATO ve AB ilişkilerinin geliştirileceği ve Esad’ın devrilmesi hedefi muhafaza edilse bile IŞİD ile mücadelenin daha fazla ön plana çıkacağı bir çerçeve şekilleniyor. Bunu üst düzey yetkiliden nakledilen sözler kadar Türkiye’nin davranışlarından da çıkarmak mümkün.

AKP-MHP koalisyonu dış politikada ne yeterli uyumu sağlayabilir ne de gerçekçi dış politikanın gerektirdiklerini bihakkın uygulayabilir.

by Soli Özel


Bu durumda AKP’nin dışişleri bakanlığından vazgeçmesinin daha kolay olacağını da söyleyebiliriz. Zaten başlamış olan yeni yönelimi sürdürmek koalisyon ortağının tasarrufu diye gösterilebilir ve AKP seçim bildirgesinde büyük bir gururla savunulan politikadan partinin vazgeçmediği iddia edilebilir.

AKP- MHP koalisyonunda dış politika zor

AKP’nin bu yeni rota çizimini MHP ile birlikte yapabilmesi hem zor hem de muhtemelen sıkıntılar doğuracaktır. Partinin önceliği Türk dünyasıdır. Kalıp yaklaşımlar dışında özgün bir dış politika vizyonuna sahip değildir. Seçim bildirgesinin dış politika bölümünde Suriye’ye yer bile verilmemiştir. AB üyeliğini bir aidiyet meselesi olarak değerlendirmeyip Birlik’e hayli kuşkulu yaklaşıyor. Kıbrıs’ta geleneksel tezlere sarılırken, ABD ile ilişkilerde dikkatli bir dil kullanıyor.

MHP’nin genel geçer sözler dışında Ortadoğu vizyonunun, Türkiye’nin önündeki somut sorunlarla ilgili çözüm önerilerinin ne olduğu belirsiz. Aslında bu muğlaklık koalisyonun işini kolaylaştırıcı bir unsur diye görülebilir. Ne var ki bu partinin Kürt meselesinde aldığı tutum PYD’ye yönelik politikadaki akılcı, angaje ama çizgileri de net şekilde çizen yaklaşımı benimseyemez. Bu nedenle MHP ile yapılacak bir koalisyon, Suriye Kürtleriyle ilişkileri yeni bir çerçeveye oturmakta zorlanacağından ABD ile ilişkilere de menfi tesir edecektir.

Washington ile ilişkiler yeni bir evreye girerken İncirlik üssünün kullanımına izin verilmesi önemli bir adım olacaktır. Böyle bir gelişme yaşandığında, buradan kalkan uçakların PYD güçlerine yardımcı olması MHP açısından kabul edilemez bir durumdur. Kısacası AKP-MHP koalisyonu dış politikada ne yeterli uyumu sağlayabilir ne de gerçekçi dış politikanın gerektirdiklerini bihakkın uygulayabilir.

AKP – CHP koalisyonu fırsatlar içeriyor

Buna karşılık AKP ile CHP arasında kurulacak bir koalisyon hükümeti hem yeni çizgiye geçişi daha kolaylıkla yapabilir hem de CHP’nin muhalefetteyken izlediği siyasetin bir sonucu olarak diyaloğun kesik olduğu ülkelere açılımı kolaylaştırabilir. İki ortak muhtemelen Beşar Esad ile konuşmak konusunda anlaşamayacaktır. Kaldı ki Esad ile görüşmenin ne ölçüde akıllı, etik ve sonuç alıcı bir adım olacağı da tartışmaya açıktır.

Kürt meselesinde geçmişe göre daha yumuşak bir çizgiye gelen CHP, PYD ile olan ilişkilerden rahatsız olmayacaktır. Batı ile diyalog yollarının yeniden açılmasının gerektiği bir dönemde AB konusundaki tutumu, Ortadoğu’ya daha tutkuyla yaklaşan AKP’yi dengeleyebilecektir. İki ortağın dış politikada onarım aşamasından geçtikten sonra vizyonlarını birleştirerek bir sentez arayışına girmeleri, Batı-Doğu, değer/ideoloji-gerçekçilik dengesi bozulmuş dış politikayı yeniden dengeye getirmeleri de ayrıca Türkiye’nin gücünü ve etkisini artıracaktır.

IŞİD ile mücadele bu koalisyon hükümeti döneminde çok daha etkin bir şekilde sürdürülecektir. Örgütle mücadele yalnızca bir dış politika meselesi değil, IŞİD’e katılanlar ve sempati duyanlar bağlamında bir iç mesele de olduğundan koalisyonun bu konuda uyumlu çalışması önemlidir. İki parti İran konusunda birbirilerine yakın konumdadır. İsrail konusunda bir açılım ve Mısır ile buzların eritilmesi, CHP sayesinde gerçekleştirilebilir. CHP’nin varlığı AB ile olan diyaloğun da daha rahat sürdürülebilmesini kanımca sağlayacaktır.

Kısacası Filistin barış sürecinden Batı ile ilişkilerin restorasyonuna, Rusya’nın Avrupa güvenlik çerçevesini değiştiren hamlelerine karşı ne yapılacağından enerji politikasının yeniden formüle edilmesine, Suriyeli mültecilerin akıbetinden gümrük birliğinin derinleştirilmesine pek çok konuda ihtiyaç duyulan yeni başlangıçları bir AKP-CHP koalisyonu gerçekleştirme şansına sahiptir. Yeter ki bir önceki dönemin ideolojik hayalleri ve emperyal vizyonlarından vazgeçilmiş olsun.

Soli Özel, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi. Türk dış politikası, Türkiye siyaseti, Türkiye - ABD ilişkileri ve Orta Doğu siyaseti konularında birçok akademik çalışma, gazete ve dergi makaleleri kaleme aldı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Soli Özel

Kadir Has Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi.Robert Koleji'nde liseyi tamamladıktan sonra ABD'deki Benington Koleji'nde Ekonomi ve Sosyal Bilimler Bölümü'nde lisansını, Johns Hopkins Üniversitesi, Yüksek Uluslararası Etüdler Bölümü'nde (School of Advanced International Stu Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;