Görüş

Milli Eğitim Şûrası'nın ıskaladıkları

Şûra’nın gündemini karma eğitim, okul öncesinden liseye din dersleri, kokteyl hazırlama dersleri ve Osmanlıca tartışmaları önemli ölçüde işgal etti ve eğitimin niteliğine ilişkin ele alınması beklenen pek çok önemli konunun değerlendirilmesi mümkün olmadı.

Konular: Eğitim, Türkiye
2-6 Aralık'ta Antalya'da gerçekleştirilen 19. Milli Eğitim Şûrası'nda 200'ye yakın tavsiye kararı alındı. [Fotoğraf: AA]

Kamuoyunda 19. Milli Eğitim Şûrası’nın aldığı kararlar kadar, almadığı kararların da tartışılması gerekiyor. Özel eğitim (özel gereksinimli öğrencilere yönelik eğitim), eğitimde bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımı, İngilizce ve diğer yabancı dillerin öğretimi, yenilikçilik ve girişimcilik öğretimi gibi konuları tümüyle ıskalayan Şûra, televizyon ve gazetelere sadece karma eğitim ve din dersleri boyutlarıyla yansıdı. Oysa, Şûra kararları ve Milli Eğitim ve Kalkınma Bakanlıklarının hazırladığı üst politika belgeleri arasındaki uyuşmazlığın nedenlerinin ortaya konulması gerekiyor.

2-6 Aralık’ta Antalya’da gerçekleştirilen 19. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan kararlar, Türkiye’de eğitim politikası tartışmalarını alevlendirdi. Okul öncesinde değerler eğitimi verilmesi, ilkokul 1, 2 ve 3. sınıflarda din kültürü ve ahlâk bilgisi (DKAB) dersinin zorunlu olması, liselerde DKAB dersinin haftalık ders saatinin artırılması ve imam-hatip liselerinde Osmanlıca dersinin zorunlu olmasına ilişkin öneriler Şûra’da kabul gördü. Ancak, din dersleri ve Osmanlıca odaklı bu tartışmalar Şûra’nın işlevini ne ölçüde yerine getirdiğinin değerlendirilmesinin önüne geçti.

Şûra, özel eğitim (özel gereksinimli öğrencilere yönelik eğitim), eğitimde bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımı, İngilizce ve diğer yabancı dillerin öğretimi, yenilikçilik ve girişimcilik öğretimi gibi konuları tümüyle ıskaladı.

by Mehmet Alper Dinçer

8 Temmuz’da yayınlanan Milli Eğitim Şûrası Yönetmeliği’nin beşinci maddesi Şûra’nın Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) en yüksek danışma kurulu olduğunu ve eğitim sistemini geliştirmek, niteliğini yükseltmek için tavsiye kararları almakla sorumlu olduğunu belirtiyor. Yani Yönetmelik, Şûra’nın işlevini eğitim sistemini geliştirmek ve niteliğini yükseltmek doğrultusunda kararlar almak olarak tanımlıyor. Bu nedenle, Şûra’nın işlevini yerine getirebilmesi için eğitim politikasında mevcut zorluk ve aksaklıklara odaklanması ve Şûra’da bu sorunları gidermeye yönelik tartışmaların katılımcı biçimde ele alınması gerekiyor.

Üst politika belgelerinde eğitimin öncelikleri

Eğitim politikasında mevcut zorluk ve aksaklıklar üst politika belgelerinde tanımlanıyor: Onuncu Kalkınma Planı, 21. yüzyılın küresel bilgiyi kullanarak yeni bilgiler üretebilen, bilgiyi ekonomik ve sosyal faydaya dönüştürebilen, bu süreci bilgi ve iletişim teknolojileri ile bütünleştirebilen ve insan odaklı kalkınma anlayışını benimseyen ülkelerin yüzyılı olacağını belirtiyor. Bu nedenle düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, demokratik değerleri ve ulusal kültürü özümsemiş, paylaşıma ve iletişime açık, sanat ve estetik duyguları güçlü, özgüven ve sorumluluk duygusu ile girişimcilik ve yenilikçilik özelliklerine sahip, bilim ve teknoloji kullanımına ve üretimine yatkın, bilgi toplumunun gerektirdiği temel bilgi ve becerilerle donanmış ve üretken bireylerin yetişmesini eğitim politikasının önceliği olarak tarif ediyor.

Benzer biçimde, MEB 2010-2014 Stratejik Planı, demokratik ve katılımcı yönetişim vurgusuna ek olarak MEB’in bilişim teknolojileri vizyonunun eğitim sistemini ileri teknolojilerle kaynaştırmak, yeniliklerle desteklemek, ölçüp değerlendirerek sürekli geliştirmek, bilişim teknolojilerini kullanarak öğrenci merkezli ve proje tabanlı eğitim sağlamak olduğunu belirtiyor. Ayrıca, stratejik planda belirtilen temel sorun alanları arasında küresel rekabet gücüne sahip beşeri sermaye oluşturulması, teknoloji yoğun eğitim altyapısı ile teknik ve mesleki eğitim hizmeti sunulması ve bilgi ekonomisinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi sayılıyor. Stratejik planda belirtilen bu noktaların izdüşümlerinin 2014-2018 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı Taslağı’nda yer bulmuş olması eğitimde öngörülen dönüşümün geçici değil uzun vadeli olduğunu gösteriyor.

Üst politika belgelerinde küreselleşme ve bilgi ekonomisine yapılan vurgular karşılığını 19. Milli Eğitim Şûrası Hazırlık Raporu’nda buluyor. MEB’in Şûra öncesinde oluşturduğu özel ihtisas komisyonlarının hazırladığı bu rapor 21. yüzyıl becerilerinin kazandırılmasına duyulan gereksinim konusunda görüş birliği olduğunu belirtiyor:

“Sürdürülebilir bir ekonomik ve toplumsal kalkınma için aktif nüfusun temel değerler, bilgi ve becerilerle donanmış olarak yetiştirilmesi gerekir. Bireylerin meslekleri ve işleri her ne olursa olsun okuma yazma becerileri, temel sayısal beceriler ile bilimsel beceriler istihdam edilebilirliğin ön koşulu olarak değerlendirilmektedir. Ancak günümüzde bu temel becerilerle birlikte 21. yüzyıl becerilerinin kazandırılmasının zorunluluğu konusunda da yaygın bir görüş birliği bulunmaktadır. Yirmibirinci yüzyıl becerileri şunlardır:

a) Düşünme becerileri; yaratıcılık, kritik düşünme, problem çözme, karar verme ve öğrenmeyi öğrenme

b) Çalışma becerileri; etkili iletişim ve işbirliği yapabilme.

c) Dünyada yaşama becerileri; yurttaşlık, hayat ve kariyer, kişisel ve sosyal sorumluluk.

d) Çalışma araçlarını kullanma becerileri; bilişim teknolojileri ve bilgi okur yazarlığı.”

Şûra Genel Kurulu kararlarında eğitimin önceliği

Üst politika belgeleri ve hazırlık raporunda belirtilen noktalar Türkiye’nin acil sorunlarına işaret ediyor: Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) üç senede bir gerçekleştirdiği Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) araştırması 2012’de Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 40’ından fazlasının matematikte; ve neredeyse dörtte birinin Türkçe’de en temel becerilere sahip olmadığını ortaya koyuyor. Daha da önemlisi PISA, 2009’dan 2012’ye Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin başarısının matematik, fen ve Türkçe alanlarında yerinde saydığını gösteriyor. Tüm bu nedenlerle Şûra’dan çıkacak kararların da üst politika belgeleri ve hazırlık raporuna paralel biçimde Türkiye’nin en acil eğitim politikası sorunu olan eğitimin niteliğine odaklanmasını beklemek yerinde olacaktı.

Oysa, Şûra Genel Kurulu’nda 21. yüzyıl becerileri veya bu becerilere ilişkin herhangi bir alt alanla (kritik düşünme, etkili iletişim, kişisel ve sosyal sorumluluk, bilişim teknolojileri ve bilgi okur yazarlığı vb.) ilgili hiçbir karar alınmadı. Benzer biçimde girişimcilik, yenilikçilik ve küresel yurttaşlık gibi konulara hiç değinilmedi. Şûra’da insan hakları ve demokrasi konuları sınırlı da olsa ele alındı ve trafik güvenliği ve insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi derslerinin haftalık ders çizelgesinden kaldırılmasına karar verildi. Şûra’nın gündemini karma eğitim, okul öncesinden liseye din dersleri, kokteyl hazırlama dersleri ve Osmanlıca tartışmaları önemli ölçüde işgal etti ve eğitimin niteliğine ilişkin ele alınması beklenen pek çok önemli konunun değerlendirilmesi mümkün olmadı. Başka bir deyişle, Şûra Genel Kurulu’nun öncelikli olarak değindiği konular ve alınan kararlar ile hem hazırlık raporu hem de diğer üst politika belgelerinin belirlediği öncelikler arasında çarpıcı bir uyuşmazlık bulunuyor.

Şûra’ya katılım

Eğitim politikasının gündeminde olduğunu ve öğrenci, veli, öğretmen ve okul yöneticilerinin önemsediğini bildiğimiz, MEB ve Kalkınma Bakanlığı’nın üst politika belgelerinde açıkça dile getirdiği önceliklerin Şûra Genel Kurulu kararlarına yansımamış olmasının açıklanması gerekiyor.

Katılım ve temsiliyeti iyileştirmeyecek olursak Milli Eğitim Şûrası’nda eğitim politikalarını anlamlı biçimde destekleyecek tartışmaların yapılmasını ve kararlar alınmasını beklemek gerçekçi olmayacak.

by Mehmet Alper Dinçer

Yönetmeliğe göre TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve üyeleri, Bakan Yardımcısı, Müsteşar ve Bakanlık merkez teşkilatı birim amirleri Şûra’nın tabii üyeleri. Ayrıca MEB, Şûra katılımcılarını bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ile yurtiçi ve yurtdışından meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, basın ve yayın kuruluşları, öğrenci ve veli temsilcileri ile eğitim alanında Şûra konusuyla ilgili çalışmalarıyla tanınmış uzmanlar arasından seçmekte ve Şûra'ya davet etmekte. Bu biçimde Şûra Genel Kurulu’nun 500’ü aşkın katılımcıdan oluştuğunu belirtmek yanlış olmayacak.

Şûra’da alınan kararlar elbette katılımcıların öncelikleri temelinde şekilleniyor. Bu nedenle katılımcıların eğitim politikalarının tüm paydaşlarını dengeli biçimde içerecek biçimde davet edilmesi büyük önem taşıyor. Örneğin, özel eğitim konusuna duyarlı veli, öğretmen ve öğrenciler davet edilmezlerse hazırlık raporunda kapsamlı biçimde değinilmesine karşın, Şûra’da özel eğitimin hiç konuşulmaması şaşırtıcı olmaz. Bu yüzden Şûra Genel Kurulu’nun özel eğitime ilişkin nerdeyse hiçbir karar almadığını görüyoruz. Benzer biçimde öğretmen niteliği tartışılırken, Türkiye’de devlet okullarında görevli öğretmenlerin yarısından çoğu kadın olmasına karşın, kadın katılımcıların katılımının çok sınırlı olduğunu gözlemledik. Eğitim fakültelerinin niteliği ele alınırken hiçbir eğitim fakültesi öğrencisinin, formasyon programının içeriği ve niteliği değerlendirilirken fen-edebiyat fakültesi dekan veya dekan yardımcılarının katılımcılar arasında bulunmaması büyük bir eksiklik. İngilizce ve yabancı dil öğretimine ilişkin Şûra Genel Kurulu’nda hiçbir kararın alınmaması da bu çerçevede açıklanabilir.

19. Milli Eğitim Şûrası’na katılımcıların nasıl belirlendiğini bilmiyoruz. Büyük bir olasılıkla hiç öğrenemeyeceğiz. Ancak, açık olan noktalardan biri, Milli Eğitim Şûrası kurumu yönetmelikte tarif edildiği şekliyle eğitim sistemini geliştirmek, niteliğini yükseltmek için kararlar almak göreviyle MEB’in en yüksek danışma kurulu olarak çalışmaya devam edecekse Şûra’da ele alınan konuların tüm taraflarının katılım ve temsilinin sağlanması için davet edilecek katılımcıların daha titiz ve özenli biçimde belirlenmesi gerekiyor. Çok sesliliğin teşvik edildiği ve Türkiye’ye özel sorunların yanında küresel eğitim eğilimlerinin de tartışılabildiği bir kurum olarak Milli Eğitim Şûrası işlevini böyle yerine getirebilecek. Katılım ve temsiliyeti bu doğrultuda iyileştirmeyecek olursak Milli Eğitim Şûrası’nda eğitim politikalarını anlamlı biçimde destekleyecek tartışmaların yapılmasını ve kararlar alınmasını beklemek gerçekçi olmayacak.

Dr. M. Alper Dinçer, Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Araştırma Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. 2013 yılında Columbia Üniversitesi Ekonomi ve Eğitim Doktora Programı'nı tamamladı. Columbia Üniversitesi'nde göç, eğitim ve sağlık üzerine çeşitli araştırma projelerinde görev aldı. UNICEF Kenya Eğitim ve Gençlik Birimi'ne danışmanlık yaptı. İlgi alanlarının başında, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu kalkınmakta olan ülkelerdeki eğitim ekonomisi çalışmaları geliyor. Dinçer, 19. Milli Eğitim Şûrası'nın katılımcıları arasındaydı.

Twitter'dan takip edin: @MAlperDincer

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Mehmet Alper Dinçer

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Araştırma Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;