Görüş

Tikrit harekâtı ve mezhep çatışması tuzağı

Tikrit'te IŞİD'e yönelik harekatın başarıya ulaşması an meselesi. Ancak yerli halkı hedef alan mezhep temelli misillemeler ciddi risk. Bu tür eylemler, Sünnilerin savunucusu ve Şii saldırılarına direnen güç olarak kendini konumlandıran IŞİD'in saflarını sıkılaştırır.

Irak ordusu ile birlikte hareket eden Şii milis güçlerin, IŞİD'in elinden geri alınan bölgelerdeki Sünni halka davranışları tartışma doğuruyor. [Fotoğraf: Reuters]

Irak ve Şam İslam Devleti'ni (IŞİD) Tikrit şehrinden çıkarmaya yönelik geniş çaplı saldırı harekâtının başarıya ulaşması an meselesi. Her ne kadar başka bölgelerden takviye kuvvet gelse de, örgüt, Irak'ın hava desteği ve deneyimli İranlı komutanların yönetimi ile halihazırda ilerleme kaydetmiş 20 bin civarında asker ile karşı karşıya. IŞİD, Irak ve Suriye'nin diğer bölgelerindeki eş zamanlı saldırılar yüzünden de bölünmüş durumda.

Bununla birlikte zaferi sadece askeri bir bakış açısından da görmemek gerek. Geçmişte yaşananlara ve son açıklamalara bakılırsa, yerli halkı hedef alan mezhep temelli misilleme eylemleri gerçek bir risk teşkil ediyor ki, riskin farkında olan dünya hükümetleri ve insan hakları kuruluşları da bu tür eylemlere karşı uyarıda bulunmakta.

Milisler, IŞİD'in Haziran 2014'te, yerli Sünni aşiretlerin de yardımıyla, Tikrit'i istila ettiğinde öldürülen Şii güçlerin öcünü almaya açıkça yemin ettiler. Tikrit'in, Iraklı Şii Müslümanlara acımasızca eziyet eden Saddam Hüseyin'in memleketi olması dolayısıyla taşıdığı önem de intikamın cazibesini arttırabilir.

by Şerif Naşaşibi

IŞİD'in elinden alınan diğer bölgelerde bunun örnekleri görülüyor; zira Irak güçleri ve müttefik Şii milisler, söz konusu bölgelerin sakinlerini IŞİD destekçisi ya da yandaşı olarak görüyorlar. Başbakan Haydar İbadi'nin son derece sorumsuzca sarf ettiği "IŞİD'e karşı savaşta tarafsızlık diye bir şey yoktur. IŞİD konusunda tarafsız kalan, onların safındandır" sözleri de benzer olayların Tikrit'te de yaşanması riskini arttırdı.

Toplu ceza

İbadi'nin açıklaması, Tikrit'e giren savaşçılar tarafından, IŞİD'e karşı aktif şekilde silaha sarılmayan herkesin hedef alınabileceği şeklinde yorumlanabilir. Iraklı liderin sözleri toplu ceza ihtimalini işaret ediyor. Ama İbadi bunları söylerken, IŞİD idaresi altında yaşayanların ayaklanmadaki isteksizliklerini etkileyen en önemli faktörlerden birinin, böyle bir hareketin neticelerinden korkmaları olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor. IŞİD'in, ona karşı gelen Sünni aşiretlere yönelik acımasız eylemlerini düşünürsek, haksız bir korku da sayılmaz bu.

Milisler, IŞİD'in Haziran 2014'te, yerli Sünni aşiretlerin de yardımıyla Tikrit'i istila ettiğinde öldürülen Şii güçlerin öcünü almaya açıkça yemin ettiler. Tikrit'in Iraklı Şii Müslümanlara acımasızca eziyet eden Saddam Hüseyin'in memleketi olması dolayısıyla taşıdığı önem de intikamın cazibesini arttırabilir.

Şayet mezhep nedenli misillemeler olursa, bu durum, Sünnilerin savunucusu ve Şii saldırılarına karşı direnişçi bir güç olarak kendini konumlandırmaya çalışan IŞİD'in saflarını sıkılaştıracak; ayrıca Sünni topluluklarının örgüte düşman olmasının da önünü kesecektir. Ki Sünniler zaten yıllar önce El Kaide'ye karşı başkaldırdıktan sonra, kendilerine verilen fırsat ve entegrasyon sözlerini yerine getirmeyen Irak devletine derin bir şüpheyle bakıyorlar.

Tikritliler, Şii milislerin onlara IŞİD'e benzer tarzda muamele etmelerinden korktuklarını zaten ifade ediyorlar. Yani ortada taraf tutmak için teşvik edici bir unsur olduğu söylenemez. Ancak sorun şu ki; Irak Başbakanı'na göre bunun adı taraf tutmak.

Tikrit'teki IŞİD'e saldırı harekâtının mezhepsel niteliğine dair ciddi kaygılar var. Savaşçıların çoğunluğunu Şii milisler oluşturuyor; zırhlı araçların üzerinde, Şii inancının simge isimlerinden İmam Hüseyin'in bayrağı var ve operasyon İranlı komutanlar tarafından yönetiliyor. Iraklı Sünniler ise ülkelerindeki İran etkisine şiddetle karşılar.

Reuters'in bir haberine göre, harekât, belli ki Şii savaşçılara kendi mezheplerine yönelik bir savunma olarak sunuluyor.

Dizginler milislerin elinde

İnsan Haklarını İzleme Örgütü (HRW) bu ay yaptığı bir açıklamada, hükümet yanlısı milis ve güvenlik güçlerinin, IŞİD'den geri aldıkları bölgelerde Sünni sivillere yönelik birçok zulüm ve suistimale imza attığının altını çizdi. Al Jazeera'nin röportaj yaptığı tanıklara göre – ki bunların arasında IŞİD'e karşı savaşan Kürtler de vardı – söz konusu düşmanca eylemleri yapanlar genellikle İran güdümünde hareket edenlerdi.

Tacizler, Iraklı Şiilerin en etkili dini otoritesi kabul edilen Ayetullah Ali Sistani'nin, IŞİD'e karşı savaşanlara yönelik 2014 yılında yaptığı 'sivillerin canlarına ve mallarına saygılı olma çağrısına' rağmen devam etti. Bu da milislerin bildiklerini okuduğu algısını daha da kuvvetlendiren bir şey.

Milislere ciddi şekilde bel bağlamış durumdaki hükümet, bu güçleri kontrol altına almak adına hiçbir şey yapmadı. Ordunun bizzat kendisi sivil bölgeleri ayrım yapmadan bombaladı, taciz eylemlerine imza attı ve milisler aynılarını yaparken de izlemekle yetindi. Hükümetse ortada bir sorun olduğunu kabul dahi etmezken, mezhep saikiyle cinayet işlendiği iddiaları Irak İçişleri Bakanlığı tarafından reddediliyor.

Uluslararası Af Örgütü'nden yapılan açıklamada, "Iraklı yetkililer dizginleri milislere teslim ederek, Sünnilere yönelik saldırıları sürdürmeleri için gereken özgürlük alanını onlara verdiler" ve "Ülkeyi parçalayan savaş suçları ve tehlikeli bir mezhep şiddeti sarmalını körüklediler" ifadeleri yer aldı.

Uluslararası toplum durumu görmezden gelmekle kalmadı, milislerin kontrol altında tutulacağına dair herhangi bir güvence almaksızın, Bağdat'ı destekleyerek sorunu daha da alevlendirdi. Müttefik ülkelerin Bağdat'a yaptığı büyük ölçekli silah sevkiyatının bir bölümü muhtemelen milislere gidiyor.

IŞİD belası ile gerçek anlamda başa çıkabilmek için askeri güçten çok daha fazlası gerekiyor. Bu mücadelede, kapsayıcılık ve insan haklarına saygı şart.

by Şerif Naşaşibi

Kapsayıcılığın karşı tezi

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun IŞİD'e karşı başlattığı harekât, büyük ölçüde eski başbakan Nuri Maliki döneminde Irak hükümetinin daha kapsayıcı davranacağı fikrine dayanıyordu. Bu beklenti Amerikan Başkanı Barack Obama tarafından açıkça dile getirilmişti. Oysa mezhepçi milisler, IŞİD'in geçtiğimiz yaz Irak'ta yıldırım hızıyla ilerlemeye başlamasından çok önce de kullanılıp destekleniyordu. Bu da kapsayıcılık ilkesinin karşı tezi sayılabilecek bir durum.

Dahası, Sünni aşiret liderleri, hükümetin kendilerine destek ve anlayış göstermediğinden şikâyet ediyor. Böyle bir ortamda İbadi, ülkedeki en büyük Şii milis güçlerinden birini bünyesinde barındıran Bedir Örgütü'nden bir ismi güvenlik ve polisten sorumlu İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturttu. Kabinenin İnsan Hakları Bakanı da yine bir Bedir üyesi.

Süreç doğru idare edilirse, IŞİD'in Tikrit'ten çıkarılması örgüte önemli bir darbe indirecek. Fakat yerli halka kötü muamele etmek, hem askeri zaferi müphem kılar, hem de bu denli büyüyüp yayılmasını büyük ölçüde Sünnilerin bugün halen geçerli şikâyetlerine borçlu olan IŞİD'e karşı verilen savaşı baltalar.

Aslında böyle bir hatırlatmaya gerek bile olmamalı ama bu durum bize, IŞİD belası ile gerçek anlamda başa çıkabilmek için askeri güçten çok daha fazlasının gerektiğini anımsatmalı. Bu mücadelede kapsayıcılık ve insan haklarına saygı şart. Aksi halde IŞİD ya yeniden eski gücüne kavuşur ya da onun yerini kendisi gibi başka bir cihatçı halefi alır.

Arap dünyası uzmanı Şerif Naşaşibi, ödüllü bir gazeteci ve analist. Al Jazeera English, Al Arabiya News, The National, The Middle East dergisi ve Middle East Eye için düzenli olarak yazılar kaleme alan Naşaşibi, Ortadoğu konusunda "tarafsız haberciliğe katkılarından dolayı" Uluslararası Medya Konseyi tarafından ödüle layık görüldü.

Twitter’dan takip edin: @sharifnash

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Şerif Naşaşibi

Şerif Naşaşibi

Arap dünyası uzmanı ödüllü bir gazeteci ve analist. Al Jazeera English, Al Arabiya News, The National, The Middle East dergisi ve Middle East Eye için düzenli olarak yazılar kaleme alan Naşaşibi, Orta Doğu konusunda "tarafsız haberciliğe katkılarından dolayı" Uluslararası Medya Konseyi tarafınd Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;