Görüş

Yeni dünya düzeninin sonu

Doğu Bloku ve Sovyetler Birliği'nin yıkılmasını takip eden 25 yıllık süreçte yeni dünya düzenini kabul ederek Batılı değerlere nispeten daha yakın duran Rusya, Ukrayna krizi ile birlikte eski günlere dönme özlemi içine girmiş gibi görünüyor.

Konular: Rusya, Ukrayna, NATO
Suriye'den sonra Ukrayna krizi ABD ile Rusya arasında iplerin yeniden gerilmesine neden oldu. [Fotoğraf: AFP-Arşiv]

Rusya'nın Kırım'ı ilhakı ve Ukrayna üzerinde devam eden tehditler, Moskova'yı Avrupa-Atlantik hedef ve gelenekleri ile daha uyumlu kılma gayretleriyle öne çıkan 25 yıllık bir sürecin sonunu getirmiş gibi görünüyor. Peki şimdi ne olacak?

Haftalar geçerken, asıl problemin – 23 yıl önce bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana olduğu gibi bir krizden diğerine savrulmaya devam edecek olan – Ukrayna'dan ziyade, Rusya ve onun eskiye dönmeye ve yeniden suç işlemeye meyilli, rövanşist yaklaşımı olduğu giderek daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Bundan tam 25 yıl önce, 1989 yılının ilkbaharında, o dönemde "Doğu Bloku" olarak bilinen Polonya ve diğer ülkeler, Sovyetler Birliği ile aralarındaki mecburi ittifaktan ayrılma yolunda ilk adımları attı. Aslına bakılırsa, bu ülkelerin Sovyetler ile olan ilişkisi, gerçek bir ittifaktan çok, isabetli bir tabirle "uydu devletler" şeklindeydi. Sınırlı bir egemenliğe sahip bu uyduların temel rolü Sovyet çıkarlarına hizmet etmekti.

Söz konusu ilişkiler her ne kadar hükmedici ve tarih dışı olsa da, dünyanın büyük bölümü, "Doğu Avrupa"nın Sovyetler Birliği'ne bağlanmasını makul ve 2. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan dünya düzenine uygun bir durum olarak kabul etti.

Fakat dünyanın rakip bölgelere ayrıldığı ve daimi olacağı düşünülen bu düzen, 1989 yılında Doğu Bloku'nun Sovyet yörüngesinden ayrılması ve hemen ardından da Sovyetler Birliği bünyesindeki cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle bir anda sona erdi.

Rusya, Sovyetler Birliği'nin isim değiştirmiş hali olarak değil; kendi tarihi ve simgeleri olan bir ülke olarak doğdu. Yeniden doğan bu Rusya, bir müddet yerinde yeller esen, ancak sonra birden tekrar ortaya çıkan uluslararası devletler sisteminin bir üyesi idi ve kendi meşrebince, Sovyetler sonrası komşuları ile aynı hedeflere bağlı görünüyordu. Yani o da Batılı kuruluşlara üyelik, pazar ekonomisi ve Rus usulü de olsa çok partili parlamenter demokrasi istiyordu.

Ukrayna krizi, aslında bir Rus krizidir. Ukrayna giderek daha Batılı bir ülke olacaktır. Rusya’nın aynısını yapacağına dair ise hiçbir emare yok.

by Christopher R. Hill

Bu yeni dünya düzeni 25 yıl kadar devam etti. Rusya'nın, Ağustos 2008'de Gürcistan ile yaşadığı (ve genel olarak Gürcistan yönetiminin pervasızlığı yüzünden çıktığı düşünülen) kısa soluklu savaş hariç, "yeni dünya düzenine" büyük ölçüde rıza ve sadakat göstermesi, Soğuk Savaş sonrası dönemin en önemli başarılarından biriydi.

Rusya'nın 1990'larda Bosna ve Kosova'da olduğu gibi, Avrupa'nın ortak eylemlerine destek verme konusundaki gönülsüzlüğü bile başka Avrupa ülkelerinde de duyulabilen argümanlara dayanıyordu. Rus demokrasisinin elbette kusurları vardı, ancak eski komünist ülkeler arasında bu durumdaki tek örnek olduğu da söylenemezdi.

Rusya'nın Ukrayna ile olan tarihi ilişkisi, pek çok Batılı uzman tarafından öne sürülenin aksine çok daha karmaşık ve ayrıntılı. Rus medeniyetinden bahsederken Ukrayna'yı es geçmek zor. Ancak ortada ne tür karmaşıklıklar olursa olsun, Rusya'nın küçük komşusu Ukrayna'ya yönelik son tavrının kökü, ortak tarih miraslarında yatmıyor.

Bunun kökeni, farklı bir yere; alışkanlıkları Sovyetler döneminde yok olmamış Rus İmparatorluğu'nun mirasına dayanıyor. Ukrayna'nın bağımsızlık süreci, 1989 yılında Polonya ve diğer ülkelerde olduğu şekilde geliş(e)medi. Ama yine de ülke, kendi geleceğini belirleme hakkına sahip. Dolayısıyla Rusya'nın Ukrayna'nın bağımsız devlet statüsüne karşı çıkması, tüm dünyaya karşı bir meydan okuma sayılır ki, krizi küresel gündemin ilk sırasına taşıyan da zaten bu.

Amerika Birleşik Devletleri medyasında sıkça değinilen bir konu var: Çoğu Amerikalı haritada Ukrayna’nın yerini dahi göstermekte zorlanır, deniliyor. Aslında göstermeleri de gerekmiyor. Amerikalıların anlaması gereken tek şey, Batının son 25 yıldır sunduklarıyla artık ilgilenmediği anlaşılan Rusya’nın oluşturduğu tehlike. Nitekim NATO’da özel statü, Avrupa Birliği ile ayrıcalıklı ilişki ve uluslararası diplomatik girişimlere ortaklık imkanları şimdilik rafa kalkmış gibi görünüyor.

Peki Batı ne yapmalı? Kaybedecek şeyi en az olanlar (yani ABD’li siyasetçiler), Rus ekonomisini (ve dolayısıyla da halkını) hedef alan yaptırımlara dayalı bir yaklaşımı tercih ediyor. Fakat Rusya’nın ihtiyacı olan iç değişikliklerin yaptırımlar eliyle gerçekleşmesi pek muhtemel değil, zira söz konusu değişikliklerin Rus halkı tarafından başarılması gerekiyor.

Batı için asıl mesele, güvenlik yapılarını desteklemek ve uzun vadede hazırlıklı olmakta yatıyor. NATO, doğulu üyelerine güven vermek adına önemli bir adım attı. Bu demek değil ki, Kırım’ı ilhak edip Ukrayna’yı sindiren Rusya da eski Sovyet “müttefikleri” arasında benzer sorunlar yaratmaya çalışacak. Ancak tarihi anılar kolay kolay ölmez.

Polonyalıların gayet iyi bildikleri bir şey var: Bundan 75 yıl önce Fransa ve İngiltere, Polonya’nın işgal edilmesi halinde Almanya’ya savaş açmalarını şart koşan güvenlik anlaşmalarına taraftı. Ekim 1939’da Almanya Polonya’yı işgal ettiğinde, her iki ülke de bu anlaşmalar gereği Almanya’ya savaş ilan etti, ama ikisi de ne bir kurşun attı, ne de Polonya’ya somut bir yardımda bulundu. Polonya, beş yıl boyunca Avrupa haritasından silindi.

Ukrayna krizi, aslında bir Rus krizidir. Ukrayna – tüm bu krizin ardından kendisinden geriye ne kaldıysa o kadarıyla – giderek daha Batılı bir ülke olacaktır. Rusya’nın aynısını yapacağına dair ise hiçbir emare yok.

Üstelik Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uzun süreli soğuk bir diplomatik sürece hazırlanıyor gibi görünüyor. Buna mukabil, ABD de ortaklarını ve müttefiklerini güçlendirip gerektiği şekilde hazırlanmalı ve Ukrayna’nın Rusya’nın ilk ve son kurbanı olarak kalması için elinden geleni yapmalıdır.

ABD’nin Doğu Asya’dan sorumlu eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher R. Hill, Irak, Güney Kore, Makedonya ve Polonya’da büyükelçilik görevinde bulundu. ABD’nin Kosova özel temsilcisi, Dayton Barış Anlaşmaları’nda arabulucu, 2005-2009 yılları arasında Kuzey Kore ile yapılan görüşmelerde ise ABD’nin başmüzakerecisi olarak görev yapan Hill, halen Denver Üniversitesi Korbel Uluslararası Çalışmalar Fakültesi’nin dekanlığını yürütmektedir.

Twitter’dan takip edin: @ambchrishill

Bu makalenin ilk nüshası Project Syndicate tarafından yayımlandı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Christopher R. Hill

Denver Üniversitesi Korbel Uluslararası Çalışmalar Fakültesi Dekanı. ABD’nin Doğu Asya’dan Sorumlu Dışişleri Eski Bakan Yardımcısı olan Hill, ayrıca Irak, Güney Kore, Makedonya ve Polonya Büyükelçiliği görevlerini yürüttü. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;