Görüş

Almanya İslamofobiyi yenebilir

Son dönemde Almanya'da İslamofobik ve göçmen karşıtı görüşleriyle radikal sağcı parti ve hareketler öne çıkıyor. Bu gruplar içindeki gerçek fanatikleri mantıklı söylemlerle yola getirmek mümkün görünmese de, aralarındaki çoğu gencin ve sıradan vatandaşın mantıklı argümanlara açık olduğu kesin.

Konular: Göç, Almanya, Avrupa
PEGIDA eylemlerinde İslam karşıtı pankartlar dikkat çekiyor. [Fotoğraf: AP]

Almanya'nın birçok kentinde aylardır her pazartesi akşamı, Almanya'nın sözde Müslümanlaşmasını protesto etmek amacıyla gösteriler düzenleniyor. Gösterilerin ön planında, ülkenin doğusundaki Dresden kentini merkez edinmiş, dağınık ve henüz kısa süre öncesine kadar tanınmayan PEGIDA (Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) isimli bir grup var. Geçen haftaki ayağına 17 bin 500 kişinin katıldığı Dresden protestoları, Avrupa'da düzenlenen en büyük İslam karşıtı eylem. Almanya'da İslam karşıtı önyargılar, Fransa ve İngiltere gibi diğer Avrupa ülkelerine kıyasla, yakın zamana kadar nispeten sınırlı idi. Ancak bu durum, 2014 yılına gelindiğinde ciddi biçimde değişti; bu da protestoları özellikle endişe verici kılıyor.

Almanya'daki protestolar kaygı yaratıcı, ama bunun nedeni, söz konusu güçlerin, 1930'larda Naziler ya da Avrupa'nın diğer ülkelerinde koalisyon hükümetlerine giren aşırı sağ partiler gibi iktidara gelme ihtimalinin olması değil. Bu akımlar, Almanya'da çoğunluğa hitap etmedikleri gibi, ana akım partilerin işbirliği tercihleri arasında da yer almıyorlar.

Almanya'da internet ortamında yıllardır yaygın olan İslam karşıtı fikirlerin en sonunda sokağa da taşması sürpriz değil. Yapılan anketler, Almanlar arasında İslam karşıtı önyargının yüksek olduğunu uzun süredir gösteriyor. 

by Paul Hockenos

Lakin gösteriler, Almanya ve Avrupa'nın geri kalanında kararlı ve bağnaz bir güruh olduğunu da ortaya koyuyor. Bu güruh, geçmişte Yahudi karşıtlarının yaptığı gibi, uluslararası finans krizleri, orta sınıfın sosyal statüsünün kaybı veya tehdit altına girmesi, işsizlik ve şiddet suçları gibi meselelere ilişkin meşru endişeleri belli kesimleri (bugün yaşanan örnekte söz konusu kesim Müslüman göçmenler oluyor) günah keçisi ilan ederek ve "öteki"ne karşı bir korku oluşturarak açıklama yoluna gidiyor. Üstüne üstlük, Almanya'da artık bu akımdan faydalanarak bir yıl gibi kısa bir süre içinde bölge parlamentolarına girmeyi başaran ve yüzde 10 civarında oy toplayan popülist bir parti var.

İslamofobi tırmanışta

PEGIDA'nın, gelişim aşamasında olan iyi niyetli toplumsal bir hareket mi, yoksa parladığı gibi sönecek kısa soluklu bir protesto topluluğu mu olduğu henüz belli değil. Fakat ülkelerindeki savaşlardan kaçarak Avrupa'nın yardım eli uzatmasını bekleyen göçmenlerin sayısının şimdiye dek hiç olmadığı kadar yüksek olduğu şu dönemde İslamofobinin yükselişi, Avrupa'da demokrasinin niteliği açısından son derece ciddi sonuçlar doğurmakta.

PEGIDA olgusunun merkezinin, Doğu Almanya'da ekonomik canlanmanın simgesi sayılan ve nüfusunun sadece binde 4'ü Müslüman olan Dresden olması özellikle can sıkıcı bir durum. Oysa Müslüman nüfusun çok daha yoğun olduğu Frankfurt (yüzde 12) ve Berlin (yüzde 9) gibi kentler var. Üstelik kimi kentler, büyükşehir statüsündeki Dresden'den çok daha küçük oldukları halde, kat kat daha fazla mülteci kabul ediyor.

PEGIDA organizatörleri ve yürüyüşlere katılanların çoğu, şimdilik gazetecilere pek konuşmamayı yeğliyor, çünkü onlara göre gazeteciler, hükümetin (ve tüm köklü partilerin) yaydığı yalan haberlere aracılık ediyor. Fakat posterleri ve kullandıkları işaretler, son derece mantık dışı ve ırkçı bir popülizm anlayışını yansıtıyor. Yürüyüşlerde rastlanan pankartların yarısında ("Alman topraklarında din savaşına karşı barış içinde birlik olduk"; "Dini fanatizme karşıyız"; "Avrupa'da şeriata hayır" gibi sloganlarla) Müslümanlığa atıfta bulunuluyor. Kimilerinde ise ("Mülteciler ve çingeneler için değil, çocuklarımız için daha çok para istiyoruz"; "Kültürümüzün korunması için"; "Medya yalanları, medya yalanları" gibi sözlerle) İslamofobinin de ötesine geçerek demagojiye kayan mesajlara rastlanıyor. Hatta 1989 yılındaki barışçıl devrimin "Biz halkız" ve "Özgürlük, farklı düşünebilmektir" şeklindeki sloganları bile kullanılıyor.

Almanya'da internet ortamında yıllardır yaygın olan İslam karşıtı fikirlerin en sonunda sokağa da taşması sürpriz değil. Anketler uzun süredir Almanlar arasında İslam karşıtı önyargının yüksek olduğunu, hatta oranların Kuzey Avrupa geneli ile aynı olduğunu gösteriyor. Forsa Toplumsal Araştırma ve İstatistiki Analiz Enstitüsü tarafından yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, Almanların yüzde 52'si "İslamiyetin Almanya'ya ait olmadığı" kanaatinde (Bu oran, doğudaki vatandaşlar arasında yüzde 60, gençler arasında yüzde 61 ve yaşlılar arasında yüzde 61). Leipzig Üniversitesi'nin gerçekleştirdiği benzer bir araştırmada da Almanya genelinde Müslümanlara, göçmenlere ve Romanlara karşıt görüşlerin arttığı tespit edildi. Araştırmaya göre, Almanların yüzde 43'ü ülkede çok sayıda Müslüman bulunmasından dolayı kendilerini yabancılaşmış hissediyor.

İslamofobi, Yahudi karşıtlığının aksine, Almanya'da son derece yaygın olabilir; zira bunun bir tabu olduğuna dair geniş ölçekli bir fikir birliği yok. Protestocular farklı altyapılardan geliyor. Aralarında endişeli yaşlılardan, sabit fikirli Neo-Nazilere kadar pek çok farklı insan var. İslamofobik kişilere sol ya da sağ her türlü partide ve de oy vermeyenlerin arasında rastlamak mümkün. Kadın hakları savunucusu Alice Schwarzer gibi kimi solcu feministler bile Müslüman toplumlarda kadın haklarının durumuna dikkat çekerek bir çeşit İslamofobiyi yürekten benimsiyor.

Yahudi karşıtlığında olduğu gibi, İslamiyete yönelik bu düşmanlık da tamamen mesnetsiz. Almanya, elbette ki bir İslamlaşma sürecinde değil. İslamofobikler bir şey öne sürdüklerinde buna kanıt göstermekte zorlanıyorlar. Almanya'da yaşayanların sadece yüzde 5'i Müslüman ve bunların da çoğunluğu barışçıl, toplumla bütünleşmiş, birden çok dil bilen ve vergisini ödeyen vatandaşlar. Araştırmalar, 2050 yılı itibarıyla Müslüman nüfusun ancak yüzde 7'ye yükseleceğini gösteriyor; bu bulgu da, Müslümanların bir şekilde Almanya'yı ve hatta tüm Avrupa'yı ele geçireceği yönündeki saçma iddialarla çelişiyor. Resmi tahminlere göre Almanya genelinde sayıları 6 bin 300 olan (ve aşamalı olarak artan) aşırı Sufiler, ülkenin batısındaki bazı şehirlerde sayıca kalabalıklaşıyor olsa da, Almanya'nın hiçbir yerine şeriat gelmiyor.

Bununla birlikte, İslam karşıtı düşüncenin potansiyel açıdan etkili olduğu ve Alman aşırı sağının daha merkezci bölgelere nüfuz edebilmesine imkân sağladığı ortada. İslam tehdidi, Almanya'daki göçmen toplumları ve ülkenin mülteci politikaları ile yakından ilgili. Araştırmalar göçmenlerin ülkeye maliyetinden daha fazlasını vergi olarak ödediklerini gösterdiği hâlde, göçün getirdiği yüksek maliyetten ve yabancı uyrukluların işledikleri suçlardan dem vurarak seçmenleri kazanmaya çalışan, katı muhafazakâr sağcı Alman partileri, yıllardır bu gelip geçici konuları gündemlerinde tutuyor.

PEGIDA, barış yanlısı olduğunu iddia ediyor, fakat ortaya koydukları alt metinler yabancı düşmanlığı ve nefretle dolu.

by Paul Hockenos

Dahası, Almanya bu yıl Avrupa Birliği içinde en çok mülteci kabul eden ülke konumunda; çoğunluğu Suriyeli Müslüman olmak üzere 140 bin civarında mülteci kabul etti. Yerel haberler, kimi bölgelerde spor salonu ve toplu konutların mültecilere kalacak yer olarak tahsis edildiğine dair çoğu olumlu hikâyelerle dolu.

Radikal sağın yükselişi

İnternetteki sohbetlerinden ve kullandıkları afişlerden de anlaşıldığı üzere, PEGIDA'nın salt İslam nefretinden ibaret olmadığı açık. Protestocular, esasen uygulanan politikaları yeriyor ve uluslar ötesi bir kurum olan AB'yi Almanya'yı dezavantajlı duruma düşürmekle suçluyor. Siyasi partilere, medyaya ve heterojen yapılı, çok kültürlü toplumlara güvenmiyorlar. 2013 öncesine kadar Almanya'da radikal sağa, otoriterlik yanlısı vatandaşlara ve AB karşıtı muhafazakârlara hitap eden ne bir hareket, ne de bir parti vardı. Savaş sonrası Almanya'da aşırı sağı temsil eden onlarca acemi parti ve parlamento dışı kampanya olsa da, bunların hiçbiri ana akım seçmeni cezbetmeyi başaramadı. Sağ görüşlü Almanların çoğu, daha ziyade Hıristiyan Demokratların aşırı sağ kanadında yer alıyordu, ancak Başbakan Angela Merkel'in liberal söylemi yüzünden kendilerini açıkta kalmış vaziyette buldular.

Ancak geçen yıl Almanya için Alternatif Parti'nin (AfD) sahneye çıkışıyla bu durum değişti. Başlangıçta yeni kurulan partinin gündeminde tek bir mesele vardı: Almanya'nın euro bölgesinden çıkarak Alman markına dönmesi için ajitasyon yapmak. AfD, 2013 sonbaharında düzenlenen ulusal seçimlerde yüzde 4,9 oy alarak Bundestag'a girebilmesi için gereken yüzde 5 barajını kıl payı kaçırdı.

İlerleyen dönemlerde İslamofobi, göçmen karşıtlığı, kanun ve düzen çağrılarını da söylemine katan parti, böylelikle ülkenin doğusundaki bölgesel seçimlerde arka arkaya yüzde 10'un üzerinde oy aldı. Beklenildiği üzere, AfD, açıkça destek vermese de PEGIDA ile sıkı bir ilişki içinde. Her ikisi de benzer içgüdülere hitap ediyor ve üç aşağı beş yukarı aynı önyargı ve kavram yanılgıları üzerine oynuyorlar.

İslamofobik popülizm ve hatta terörün on yıldan uzun süredir siyaset ortamının bir parçası hâline geldiği diğer AB ülkelerinin safına şimdi Almanya da eklendi. PEGIDA, barış yanlısı olduğunu iddia ediyor, fakat ortaya koydukları alt metinler yabancı düşmanlığı ve nefretle dolu. Hatta bu söylemi bir adım daha öteye taşıyanlar var. 12 Aralık'ta Bavyera'nın kırsal kesiminde mültecilerin kaldığı bir ev kundaklandı. Fransa, İsveç ve Belçika'da camiler yakıldı. Almanya'da PEGIDA'nın meşru bir vatandaş hareketi mi, yoksa iflah olmaz şovenistlerden meydana gelmiş bir topluluk mu olduğu konusunda görüş ayrılığı var. Gruba nasıl yaklaşılması gerektiği hakkında da bir fikir birliği yok.

Gerçek fanatikleri mantıklı söylemlerle yola getirmek mümkün değil, ama grubun içindeki çoğu gencin ve sıradan vatandaşın mantıklı argümanlara açık olduğu kesin. Almanya nasıl mantık ve kararlılıkla Yahudi karşıtlığını yendiyse, İslamofobi ve benzer radikal akımları da yenebilir.

Paul Hockenos, Berlin'de yaşayan gazeteci-yazar. 25 yılı aşkın süredir Avrupa Birliği'nin geçirdiği dönüşüm süreçleri ile ilgili çalışmalar yapıyor. Makaleleri, New York Times, Newsweek, The Nation, Foreign Policy ve Spiegel International gibi dünyanın önde gelen gazete ve dergilerinde yayımlanıyor.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Paul Hockenos

Paul Hockenos

Berlin'de yaşayan gazeteci-yazar. 25 yılı aşkın bir süredir Avrupa Birliği'nin geçirdiği dönüşüm süreçleri ile ilgili çalışmalar yapıyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;