Görüş

Kazakistan ve Sovyetler'in nükleer mirası

Nükleer güvenlik ortamını iyileştirmek için tedbir alınması ve bunların mutlaka eyleme dökülmesi gerekir. Ancak getirilecek düzenlemeler ile ülkelerin sivil amaçlı meşru nükleer enerji çalışmaları arasında iyi bir denge tutturulması da şart.

Konular: Nükleer enerji
Elliden fazla ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen Nükleer Güvenlik Zirvesi, dünya genelinde nükleer terörün engellenmesini amaçlıyor. [AFP]

24-25 Mart 2014 günlerinde 50'den fazla ülkenin liderini Hollanda'nın Lahey kentinde bir araya getiren Nükleer Güvenlik Zirvesi'nde tartışma konusu veya konuşacak etkili isim sıkıntısı çekilmeyeceği açıktı. Ancak küresel anlamda genç bir ülke olsak da, bu meseleyle alakalı olarak Kazakistan'dan daha fazla tecrübe sunabilecek başka biri olduğunu sanmıyorum.

Ülkemiz 1991 yılında bağımsızlığını kazandığında, kendimizi dünyanın en büyük nükleer cephaneliğinin de mirasçısı konumunda bulduk. Bu silahların varlığını anında ilan ettik ve sıkı güvenlik altında tümünü Rusya Federasyonu'na sevk ettik.

Kazakistan'in böyle cesur bir adım atmasının da, bu kararın vatandaşlarımız tarafından desteklenmesinin de önemli bir nedeni vardı. Hiçbir ülke ve hiçbir halk, barış zamanında nükleer silahların o korkunç etkisi yüzünden bizim kadar sıkıntı çekmemiştir.

Kazakistan'ın kuzeyindeki Semipalatinsk test sahası, 40 yıldan uzun bir süre boyunca yaklaşık 500 Sovyet kaynaklı nükleer patlamaya sahne oldu. Bizim hava küremizde ve bizim topraklarımızın altında yapılan bu deneyler yüzünden, korunmasız durumdaki bir milyonun üzerinde insan radyoaktif serpintiye maruz kalırken, geniş bir kara parçası da ciddi şekilde kirlendi. İnsan sağlığı ve çevre açısından hâlâ ağır bir bedel ödemeye devam ediyoruz.

Çok şükür ki dünyamız, Semipalatinsk'in kurulmasına yol açan gerilim ve çatışmalardan uzaklaştı. Fakat bu gelişme, elbette nükleer silahların yarattığı tehdidin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Son yıllarda şiddet yanlısı terörist grupların sebep olduğu tehditlerin hem sayıca hem de vahşet dozu bakımından artması, özellikle endişe verici bir durum. "İnsan hayatına hiç saygısı olmadığı ortada olan bu gruplar, ellerine bir de nükleer aygıtlar geçerse kim bilir neler yapar." korkusu mevcut. ABD Başkanı Barack Obama'nın, nükleer terörün en büyük uluslararası güvenlik tehditlerinden biri olduğu yönündeki haklı uyarısının nedeni de buydu.

Anlaşmaya taraf olan diğer tüm ülkelerin, UAEK'ye sivil nükleer programları, projeleri ve planlarına dair eksiksiz bilgi vermeleri şart koşulurken, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin'in bu koşullardan muaf olması adil bir durum değil. 

by Nursultan Nazarbayev

Nitekim bu haftaki Nükleer Güvenlik Zirvesi'nde de, birlikte nasıl çalışarak, dolaşımdaki nükleer malzeme miktarını sınırlandırıp denetimleri pekiştirmek suretiyle bu tehdide karşı atak yapabileceğimize odaklanılması planlandı. Bu noktada Kazakistan'ın benzersiz düzeyde tecrübe sahibi olduğu bir alan daha var.

Semipalatinsk'teki testlerin bıraktığı miraslardan biri de, ciddi miktarda hassas bilgi, altyapı ve devasa kompleks etrafında emniyetsiz bir şekilde bırakılmış radyoaktif malzemelerdi. Söz konusu bilgi, teçhizat ve malzemelerin yanlış ellere geçip atom bombası yapımında kullanılma ihtimali son derece gerçek bir tehlikeydi.

Sovyet nükleer programı kalıntılarının bulunup emniyet altına alınması için Kazak, Rus ve Amerikalı uzmanlar, on yıl boyunca eşi benzeri görülmemiş ortak bir program yürüttüler. Azami hassasiyet arz eden bu bölgelerde, uluslararası barış ve güvenlik gibi daha yüce bir amaç uğruna ulusal menfaatler bir kenara bırakıldı.

Anlık sıkıntılar ne olursa olsun, Lahey'de aynı vizyon ve uluslararası işbirliği seviyesinde buluşulması önemlidir. Tartışmalar sayesinde, nükleer güvenlik koşullarını iyileştirmek adına alınması gereken pratik tedbirleri belirleyebileceğimizi ve daha da önemlisi, bunları eyleme dökecek siyasi iradeyi gösterebileceğimizi umuyorum.

Burada asıl zorluk, bir yandan devlet içi ve devlet dışı aktörlerin daha fazla silahlanma riskini en aza indirmek için yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum üretimi ve kullanımını sıkı düzenlemelere tabi kılarken, diğer yandan ülkelerin tamamen meşru sivil amaçlı nükleer enerji çalışmaları konusunda iyi bir denge gözetebilmekte yatıyor.

Kazakistan olarak, bu konuda Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) görüşünü, yani çözümün, nükleer tesislerde kullanılmak üzere ülkelere yakıt teminatı sağlanmasından geçtiği fikrini kesinlikle paylaşıyoruz. UAEK'nın düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum için uluslararası bir uranyum bankası kurma planlarını desteklememizin ve bu bankanın bizim topraklarımızda kurulması önerisini getirmemizin altında yatan neden de bu.

Kazakistan, güven seviyesinin artması açısından mevcut Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Anlaşma'nın da modernize edilip daha dengeli hale getirilmesi gerektiği kanaatinde. Silahsızlanma rejimi, şu anda tarihi sebeplerden ötürü, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi olan ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin'e teknoloji ve ekonomi açısından ciddi avantajlar sağlıyor.

Açık söylemek gerekirse, anlaşmaya taraf olan diğer tüm ülkelerin, UAEK'ya sivil nükleer programları, projeleri ve planlarına dair eksiksiz – ve potansiyel açıdan ciddi ticari değerde – bilgi vermeleri şart koşulurken, nükleer silah sahibi bu 5 ana ülkenin o koşullardan muaf olması adil bir durum değil. Bahsi geçen bilgilerin hassasiyetini de dikkate almak kaydıyla, her ülkenin silahsızlanma konusundaki yükümlülüklerini yerine getirip bunu da dünya toplumuna bildirmesini garanti altına alacak bir yol bulmalıyız.

Bu da BM Güvenlik Konseyi yetkisi altında, nükleer silah sahibi 5 ülkenin rapor vereceği özel bir komite kurularak başarılabilir. Komitenin oturumları, gizliliği korumak amacıyla dışarıya kapalı olabilir. Ancak bulguların yer alacağı sonuç bildirgesi, tüm üye ülkelerin erişimine açık olur. Böyle bir değişiklik, mevcut nükleer silahsızlanma sistemine olan güvenin korunmasına ve artmasına yardımcı olacaktır.

Netice itibarıyla, küresel güvenlik sisteminin, tarih ve nükleer silahların yıkıcılığı yerine, ortak bir barış ve uluslararası hukuk arzusuna dayalı olduğunu ispat etmemiz gerekmektedir.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 6 Temmuz 1940'ta Almatı'ya bağlı Çemolgan Köyü'nde doğdu. Karagandı Teknik Üniversitesi'nde matalurji öğrenimi gördü. 1965'te Karagandı Metalurji İşletmesi'nde çalışmaya başladı. 1969'da siyasete yöneldi.

1979'da Kazakistan Komünist Partisi Başkan Yardımcılığı, 1984'te ise Kazakistan Sovyet Yönetimi Bakanlar Kurulu Başkanlığı makamına geldi. Kazakistan Yüksek Sovyeti tarafından 1989'da Kazakistan Komünist Partisi Genel Başkanı, bir yol sonra Kazakistan Cumhurbaşkanı olarak görevlendirildi. Nazarbayev, 1 Aralık 1991'de düzenlenen seçimlerde oyların yüzde 98,7'sini alarak Kazakistan'ın halk tarafından seçilen ilk lideri oldu.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Nursultan Nazarbayev

Kazakistan Cumhurbaşkanı. 6 Temmuz 1940'ta Almatı'ya bağlı Çemolgan Köyü'nde doğdu. Karagandı Teknik Üniversitesi'nde matalurji öğrenimi gördü. 1965'te Karagandı Metalurji İşletmesi'nde çalışmaya başladı. 1969'da siyasete yöneldi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;