Görüş

Türkiye'nin yeni IŞİD stratejisi ve beklenen Musul operasyonundaki yeri

Musul sorunu Türkiye’nin IŞİD'le mücadelesinin ötesinde bir etkinlik testi olacaktır. Türkiye çatışmanın doğrudan tarafı olmak istemiyor. Öte yandan Musul’un İran destekli bir hamleyle kurtarılmasını bölgede gelecekteki etkinliği açısından bir kayıp olarak görüyor.

Irak ordusu, Şii milisler ve Sünni aşiretlerin desteğiyle Tikrit çevresini ele geçirdi. IŞİD'e karşı Musul operasyonu ise birkaç ay içinde bekleniyor. [Fotoğraf: AFP-Getty]

Irak'ta IŞİD'in elindeki Tıkrit’te sona yaklaşan operasyon gözlerin Musul’a dönmesine neden oluyor. Ortadoğu’da diplomatların ve askerî yetkililerin trafiğinde bir hızlanma var. Bu noktada Türkiye’nin Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) yönelik bir stratejisi ve Musul konusundaki tutumu daha önemli hâle geliyor. Türkiye’nin IŞİD’e yaklaşımın değiştiği görülüyor. Ancak bu yaklaşımın nereden nereye geldiğini görmek gelecekteki gelişmeleri anlamak açısından hayati önem taşıyor.

Türkiye’nin IŞİD algısının ve sonuçta da politikasının değişiminin nedenleri üç kategoride ele alınabilir:

Musul’daki Türkiye Konsolosluğuna yapılan saldırı: Musul’daki başkonsolosluğumuza düzenlenen saldırı IŞİD vb. örgütlerden doğrudan tehdit algılamayan Türkiye’nin olaya bakışını büyük ölçüde değiştirdi. Kamuoyuna “her şey kontrol altında” mesajı verilse de konsolosluk personelinin hayatından endişe edildiği ortadaydı. Bu nedenle Türkiye, IŞİD’e karşı sahadaki güçlere yaptığı yardımı gizli tuttu. Ayrıca IŞİD’in Türkiye’ye yönelik eylemleri Musul’la sınırlı kalmadı. Niğde’deki saldırı ve Süleyman Şah Türbesi’nin tehdit edilmesi tehlikenin sanılandan yakın olduğunu gösterdi. Üstelik geçen süre zarfında IŞİD’in Türkiye içinde de uyuyan hücreleri bulunduğu ve bunların Türkiye’nin belki de en önemli zaafı olduğu düşüncesi Türkiye’nin algısının değişmesinin başlıca nedenlerinden biri oldu.

IŞİD’in neden olduğu stratejik kayıplar: IŞİD, Türkiye’nin Ortadoğu’da stratejik kayıplara uğramasına neden oldu. Bir kere IŞİD’in Irak ve Suriye’de yarattığı tahribat İran’ı her iki ülkede daha güçlü hâle getirdi. IŞİD’in ilerlemesiyle Türkiye’nin Suriye’deki rejim değişikliği beklentisi bir başka bahara kaldı. İran ve Rusya’nın Şam’ı kurtarmak için ürettiği askerî ve diplomatik çözüm formülleri gün geçtikçe daha fazla destek görüyor.

IŞİD, Türkiye’nin Ortadoğu’da stratejik kayıplara uğramasına neden oldu. Bir kere IŞİD’in Irak ve Suriye’de yarattığı tahribat İran’ı her iki ülkede daha güçlü hâle getirdi.

by Serhat Erkmen

Irak’taki tablo ise daha açık bir biçimde Türkiye aleyhine döndü. IŞİD faktörü eski başbakan Nuri Maliki’nin devrilmesine neden oldu ki bu Türkiye’nin kesinlikle görmek istediği bir şeydi. Fakat İran’ın Maliki sonrası dönemde de etkinliği arttı. Yeni hükümetin bir öncekinden daha fazla İran’a yakın olduğuna hiçbir gözlemcinin şüphesi yok. Fakat İran’ın etkinliğinin artması sadece Bağdat’ın siyasi kulislerinde gerçekleşmedi. İran, Irak’taki etkinliğini hem coğrafi hem de kategorik olarak artırdı. IŞİD’in ilerlemesi sonucu kurulan milis güçlerini donatan, yönlendiren ve her türlü desteği veren ülke açık bir biçimde İran’dır. IŞİD’den sonra İran’ın etkinliği sadece Şii Araplar arasında artmadı; tersine İran Kerkük ve Selahattin gibi Türkiye’nin en azından psikolojik ve tarihsel ilişki üstünlüğü olan yerlere de girdi. Amirli’nin kurtarılması, Kerkük’ten çıkarılan Irak ordusunun yerine Şii milislerin girme çabası ve Tıkrit operasyonu İran’ın etkinliğinin kuzeye doğru genişlediğini gösteriyor.

Üstelik, Türkiye’nin bölgede stratejik düzeyde en istikrarlı ilişkilere sahip olduğu Iraklı Kürtlerle bağı da IŞİD’in eylemlerinden olumsuz etkilendi. IŞİD’in Erbil kapılarına dayandığı süreçte Türkiye’nin açıktan tavır almaması Iraklı Kürtlerin zihninde onarılması zor bir yara açtı. İran ise bu boşluğu iyi değerlendirdi. Tarihsel olarak güçlü olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) bölgesinde her zamankinden etkin hâle gelirken Mesut Barzani’nin Kürtlere yardım eden ilk ülke olarak İran’a teşekkür etmesi Türkiye için olumlu bir puan değildi. Kerkük ve Selahattin’deki Sünni Arapların İran’a yavaş da olsa yakınlaştığı bir dönemde Türkiye’nin Türkmenler üzerindeki etkisi de azaldı. Türkmenler, Telafer, Amirli ve Tuzhurmatu’daki kargaşa ortamında yüzünü Türkiye’ye dönse de beklediğini bulamadı. Bunun da ötesinde Kerkük’e IŞİD yaklaşırken Türkiye, Irak Türkmen Cephesi'ne (ITC) kendisinden silah istememesi konusunda açıkça uyardı. Buna karşılık peşmergelerin ve Musul’u kurtarması beklenen Sünni Arapların eğitiminde yer aldığını Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Erbil ziyaretinde açıkça ilan etti. Tüm bunlar Türkmenler arasında artan sayıda insanın Türkiye’den uzaklaşmasına neden oluyor.

IŞİD’in ilerlemesi Türkiye’nin stratejik kayıplarını Irak'la sınırlandırmadı. Suriye’de de Türkiye’nin beklentilerinin çok ötesinde yeni sorunlar yarattı. Bir kere Türkiye’nin Esad’a karşı desteklediği ılımlı muhaliflerin büyük bir kısmı IŞİD tarafından ezildi. IŞİD’in gazabına uğramayanlar ise ondan ayrı düşen Nusra Cephesi’nin hışmına uğradılar. Hazım Hareketi ve Cemal Maruf’un önderliğindeki gruplar başta olmak üzere pek çok irili ufaklı grup IŞİD veya Nusra Cephesi tarafından haritadan silindi. Bu iki grubun etkinliği sadece sahada değil aynı zamanda uluslararası alanda etki yarattı. Bunların zayıflaması ya “Esad’ın alternatifi radikallerdir” söylemini ya da Rusya’nın öncülüğündeki diplomatik girişimleri güçlendirdi. Küçük bir grup ise hâlâ üzerinde anlaşma sağlanamayan eğit-donat programını bekliyor.

IŞİD’in Suriye’deki diğer bir etkisi ise PYD-YPG’nin denklemdeki yerini değiştirmesi oldu. Ayn El Arap saldırısı, Esad ile işbirliği yaptığı düşünülen ve yerel çıkarlarına öncelik verdiği için geniş resmin bir parçası olamayan PKK'nın Suriye uzantısı PYD ve onun silahlı kanadı YPG’den uluslararası bir “kahramanlık” hikâyesi üretti. PYD ve YPG dünya kamuoyunda tuttuğu yerin ötesinde sahada ABD ve Avrupa ülkeleriyle açıkça taktik/askerî düzeyde işbirliği yapan ve gelecek vadeden bir müttefike dönüştü.

Uluslararası baskı: IŞİD konusunda Türkiye’nin algısını değilse de uygulamalarını değiştiren en önemli faktörlerden birisi uluslararası baskı oldu. Avrupa’daki şiddet olaylarından sonra gözlerin Türkiye-Suriye sınırına çevrilmesi Türkiye açısından büyük bir psikolojik baskı yarattı. Türkiye ısrarla sınırı kontrol altında tutmanın kolay olmadığını ve şikâyetçi ülkelerin yeterli ve zamanında işbirliği yapmadığını iddia etse de uluslararası medyada Türkiye’ye yönelik eleştiriler artarak sürüyor. Türkiye asıl mağdurun kendisi olduğunu söylese de ülke içinde tedavi edilen veya Suriye’ye gel-git yapan IŞİD militanları hikâyelerinin Batı basınının en ilgi çekici konularından olmasını engelleyemedi.

Musul operasyonu IŞİD sonrası Irak’ın ilk günü olacaktır. Türkiye’nin buradaki duruşu ise Irak, Suriye ve hatta Ortadoğu genelinde gelecekte oynayabileceği rolün anahtarını oluşturacaktır.

by Serhat Erkmen

Türkiye için dönüm noktası

Türkiye son dönemde IŞİD'le mücadele eden koalisyona söylemsel ve pratik destek vermeye başladı. Artık geçişlerin durdurulmasında artan bir çaba görünüyor. Bunun ötesinde Türkiye, IŞİD’e karşı peşmergelerin ve Musullu Arapların eğitilmesinde rol oynuyor. Ayn El Arap’ta peşmergelerin YPG’ye yardım için geçişine izin verdi. Bağdat’a iki uçak dolusu askerî malzeme gönderdi. Bunların hepsi küçümsenemeyecek adımlardır. Fakat Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede daha ileri bir düzey katkıyı nasıl sunacağı konusunda kafa karışıklığı seziliyor. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz “koalisyon olmanın gerektirdiği katkıları yapacağız” derken Başbakan Davutoğlu askerî operasyona doğrudan dahil olunmayacağını açıkladı. Bunun ötesinde Musul’un kurtarılmasında Şii milislerin oynadığı role dikkat çekerken şehrin bölge sakinleri tarafından kurtarılması gerektiğini söyledi. Bu aşamada Türkiye’nin Musul operasyonuna vereceği katkının koalisyon uçaklarına hava sahasını açmak ve/veya havaalanlarını kullandırmakla sınırlı kalacağı görülüyor. Muhtemelen Türkiye’nin operasyona muharip güçlerle katılmasını ne ABD, ne İran ne de Irak istemekte. Fakat bu konuda Türkiye’yi önemli bir ikilem bekliyor. Bir yandan Musul’un kurtarılması sadece zamana bağlı hâle geldi. Belki 3 ay belki de 1 yıl içinde Musul’da büyük bir çatışma gerçekleşecek.

Türkiye bunun doğrudan bir tarafı olmak istemiyor. Öte yandan tarihsel hinterlandı olarak gördüğü Musul’un İran destekli bir hamleyle kurtarılmasını bölgede gelecekteki etkinliği açısından bir kayıp olarak görüyor. Aslında Türkiye’nin Şii milislere yönelik eleştirisinin önceki örnekler ekseninde haklı temelleri bulunuyor. IŞİD’in çıkarıldığı yerlerde büyük bir demografik değişim yaşandığı bir gerçek. Fakat Musul’un şehri terk eden valisinin yetersiz güçleriyle IŞİD’den alınmasını beklemek hiç gerçekçi değil. Türkiye’nin Musul konusundaki çıkışı Irakla ilişkilerin geliştiği bu dönemde Bağdat’ta sessizlikle karşılandı. Fakat bu tavrın sürdürülmesi yine bir kararsızlık işareti olarak algılanabilir.

Gelinen noktada Musul sorunu Türkiye’nin IŞİD'le mücadelesinin ötesinde bir etkinlik testi işlevini görecektir. Bu operasyondaki tavrı Türkiye’nin yerel müttefiklerine güven verebilmesi ve soruna insani yardımın ötesinde reel politik ekseninde ele alabilmesinde dönüm noktası olacaktır. Musul’a operasyonun ilk adımı muhtemelen Telafer olacak. Türkiye ise bu noktada koalisyon içinde hangi ölçekte ve nasıl davranacağının ipuçlarını sergileyecek. Belki de Türkiye’nin Telafer’in kurtarılmasına ciddi bir katkı yapması veya doğrudan dahil olması düşünülmelidir. Çünkü Musul operasyonu IŞİD sonrası Irak’ın ilk günü olacaktır. Türkiye’nin buradaki duruşu ise Irak, Suriye ve hatta Ortadoğu genelinde gelecekte oynayabileceği rolün anahtarını oluşturacaktır.

Doç. Dr. Serhat Erkmen, Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21.YY Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı. Ümit Özdağ ve Sedat Laçiner ile birlikte 'Irak Krizi (2002-2003)' kitabını derleyen Erkmen, 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi'nin editörlüğünü yürütüyor.

Twitter'dan takip edin: @serhaterkmen

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Serhat Erkmen

Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21.YY Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;