Portre

Portre: Abdullah Gül

1991 yılında Kayseri Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 2002’de AK Parti iktidarının ilk başbakanı oldu. 2007’de zor bir seçim sürecinin ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst makamına seçildi. Gül, TBMM'nin seçtiği son Cumhurbaşkanı.

Abdullah Gül’ün, Cumhurbaşkanlığına aday olması sonrasındaki süreçte devlet kurumları arasında gerginlik yaşandı. [AA]

Abdullah Gül

  • 29 Ekim 1950’de Kayseri’de doğdu.
  • 12 Eylül darbesinde tutuklandı, sonra serbest bırakıldı.
  • 1989 yılında ekonomi dalında 'doçent' unvanını kazandı.
  • 28 Ağustos 2007'de Türkiye Cumhuriyetinin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

 

Abdullah Gül, 29 Ekim 1950’de Kayseri’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kayseri’de tamamladı. Kayseri Tayyare Fabrikası’nda çalışan babası Ahmet Hamdi Gül, 1973 genel seçiminde, Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi’nden (MSP) milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Ailesinden aldığı terbiyenin yanı sıra şair ve yazar Necip Fazıl Kısakürek de fikirleri üzerinde etkili oldu. Dünya görüşü büyük ölçüde lise yıllarında Büyük Doğu Fikir Kulübü’ne gidip gelirken şekillendi.

 Üniversite yılları

Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra üniversite eğitimi için İstanbul’a gitti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okudu. Gül’ün üniversite yılları siyasi kutuplaşmanın arttığı, öğrenci hareketlerinin yoğunlaştığı bir dönemdi. Siyasi eğilimi onu Milli Türk Talebe Birliği’ne (MTTB) yöneltti. MTTB’de Recep Tayyip Erdoğan ile tanıştı. Öğrenci liderleri arasında yer aldı, çıkartılan dergi ve yayınlara katkıda bulundu. 1974 yılında İktisat Fakültesi’nden mezun olan Gül akademisyen olmaya karar verdi. Aynı fakültede başladığı doktora çalışmasını 1983’te tamamladı. Yabancı dil eğitimi ve doktora teziyle ilgili araştırmalar yapmak için İngiltere’ye gitti. Daha sonra Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda görev aldı ve burada ekonomi dersleri verdi.

Metris Cezaevi’ne girdi

12 Eylül 1980’deki askeri darbesinin ardından tutuklanarak İstanbul Metris Askeri Cezaevi’ne gönderildi. Hayrünisa Gül ile evleneli birkaç gün olmuştu. Daha sonra “Yanlışlık oldu” denilerek serbest bırakıldı.

İslam Kalkınma Bankası’nda çalıştı

1983 yılında Cidde'de bulunan ve Türkiye'nin de üyesi olduğu İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalışmaya başladı. Teklif, o sıralarda İslam Kalkınma Bankası Araştırma Bölümü’nün başında olan üniversiteden hocası Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’tan gelmişti. Bu teklif üzerine Gül, ailesiyle birlikte gittiği Suudi Arabistan’da sekiz yıl kaldı.

Aktif siyaset

1991 yılında Suudi Arabistan’dan oğlunun sünnet töreni için Türkiye’ye geldiğinde, önünde yeni kapıların açılacağından ve kendini aktif siyasetin içinde bulacağından habersizdi. Refah Partisi (RP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve hemşehrileri, Gül’ün siyasete girmesini istiyordu. RP, Gül’ü, Kayseri’den birinci sırada aday gösterdi. Gül milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda görev aldı. İki yıl sonra da RP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu.

Erbakan’ın hükümetinde bakanlık yaptı 

1995 genel seçimlerinin galibi, oyların yüzde 21,37’sini alarak 158 milletvekili çıkaran RP oldu. Gül ikinci kez milletvekili seçildi. Seçim sonrasında hükümet kurma süreci zorlu geçti. Refah lideri Erbakan, önce seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Mesut Yılmaz liderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) ile koalisyon kurmayı denedi ama teklifi kabul görmedi. Bunun üzerine ANAP ile Tansu Çiller liderliğindeki Doğru Yol Partisi (DYP) arasında koalisyon kuruldu. Ama uzun ömürlü olmadı.

28 Haziran 1996'da Erbakan, DYP ile Refah -Yol Hükümeti'ni kurdu. Gül bu hükümette devlet bakanlığı ve hükümet sözcülüğü yaptı. Fakat Refah-Yol Hükümeti, 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı kararları sonrasında istifaya zorlandı. Askerle hükümeti karşı karşıya getiren bu sürecin ardından Refah Partisi ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’ suçlamasıyla kapatıldı. Genel Başkan Erbakan ile bazı Refah Partisi milletvekillerine 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirildi.

Fazilet Partisi dönemi

Bunun ardından Milli Görüş çizgisinin devamı olarak İsmail Alptekin’in başkanlığında Fazilet Partisi (FP) kuruldu. Refah Partisi’nin kapatılmasından sonra bağımsız kalan ve aralarında Abdullah Gül’ün de bulunduğu 150'ye yakın milletvekili FP’ye geçti. Abdullah Gül de Fazilet Partisi’nde genel başkan yardımcısı olarak görev aldı.

1999 genel seçimlerinde FP’nin aldığı oy ve milletvekili sayısı Refah Partisi’nin altında kaldı. TBMM’deki milletvekili yemin törenine, FP İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı’nın başörtüsü ile gelmesi krize neden oldu. Kavakçı, Meclis Genel Kurulu’nu terk etmek zorunda kaldı. Bir süre sonra FP hakkında kapatma davası açıldı.

Fazilet Partisi’nde yenilikçi - gelenekçi ayrışması

Kapatma davasının ardından parti içinde yenilikçi - gelenekçi kanat ayrışması daha da belirgin hale geldi. Yenilikçi kanadı, milletvekilleri arasında Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener temsil ediyordu. Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan siyasi yasaklıydı ama yenilikçi kanadın öne çıkan isimlerinden biriydi. 14 Mayıs 2000'de yapılan FP Kongresi gelenekçi ve yenilikçi kanatlar arasındaki çekişmeyi gözler önüne serdi. Yenilikçi kanat, Erbakan’a rağmen Abdullah Gül’ü genel başkanlığa aday gösterdi. Erbakan ise Recai Kutan’ı destekliyordu.

Gül kongreyi, 633'e karşı 521 oyla kaybetti. Ancak kongre kaybedilse de bu sayede 'yenilikçi kanat' gücünü ortaya koymuş oldu. Fazilet Partisi, Refah Partisi'nin devamı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından, 22 Haziran 2001’de kapatıldı. Yeni oluşum sinyalleri veren yenilikçi kanat bundan sonra gelenekçilerle yollarını ayırdı. Kızılcaham’daki bir toplantıda ilk defa Abdullah Gül, “Niçin Avrupa Birliği’ne hayır diyoruz?” tartışmasını başlatmıştı. Yenilikçi kanat, 14 Ağustos 2001’de AK Parti’nin kurulduğunu ilan etti. Abdullah Gül, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kurucuları arasında yer aldı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı oldu.

Başbakan Gül

Demokratik Sol Parti (DSP), Anavatan Partisi (ANAP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından kurulan koalisyon hükümeti, siyasi kriz sonrasında erken genel seçim kararı aldı. 3 Kasım 2002 genel seçimlerine Erdoğan’ın başkanlığında giren AK Parti, yüzde 34 oyla iktidara geldi. Gül bu seçimlerde Kayseri Milletvekili olarak yeniden TBMM’ye girdi. Erdoğan ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'yken aldığı mahkumiyet kararı nedeniyle milletvekili seçimine girememişti. Başbakanlık için Gül ve Arınç’ın adları geçiyordu. İstişareler sonunda Arınç adaylıktan çekilerek Gül’ün önünü açtı. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen Gül, 18 Kasım 2002’de başbakanlık koltuğuna oturdu. Gül’ün başbakanlık görevi dört ay sürdü.

Saçlarını ağartan “zor günler” 

AK Parti iktidar koltuğuna ısınmaya çalışırken ABD’nin Irak’a müdahalesi kapıya dayandı. ABD, Irak’a girmek için müttefiki Türkiye’den lojistik destek bekliyordu. AK Parti iktidarı ABD’nin Müslüman bir ülkeye müdahalesine tepki gösteren bir siyasi geçmişten geliyordu. Ama diğer yandan da Türkiye açısından denge ve çıkar hesapları yapılıyordu. Irak ve bölge yeniden şekillenirken Türkiye masada olmak, oyun dışı kalmak istemiyordu. ABD ile Türk hükümeti arasındaki müzakereler sonunda 1 Mart tezkeresi hazırlandı ve TBMM’ye gönderildi. Tezkereye göre ABD askerlerinin Irak’a geçişi için Türk hava sahası ve bazı limanların kullanımına izin verilecek, Irak’taki ABD güçlerinin cephe gerisinde desteklenmesi için 80 bin civarında ABD askeri Türkiye’de konuşlanacaktı. Tezkere ayrıca TSK’nın PKK ile mücadele için Kuzey Irak’a girişine de olanak veriyordu.

Erdoğan açıkça tezkereden yana tavır aldı, AK Parti milletvekillerinden ”tezkereye evet“ demesini istedi. Başbakan Gül’ün ise kaygıları vardı ve oylama öncesinde AK Parti grubunda yaptığı konuşmada milletvekillerine “Kararınızı kendi vicdanınıza göre vereceksiniz. Ben sizden şu ya da bu yönde oy kullanmanızı isteyemem” dedi. AK Parti’nin sandalye sayısı 361’di. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) de 178 milletvekiliyle tezkere karşıtı cephede yer alıyordu. Genel Kurul’daki oylama sonucunda tezkere reddedildi. Gül, aradan yedi yıl geçtikten sonra 1 Mart süreci ve ABD’nin Irak müdahalesini şu sözlerde anlatıyordu: “Zor günlerdi. Dört ay uyuyamadım. O günlerde en çok üç saat uykum vardı. Çocuklar, kadınlar gözümün önüne geliyordu. Saçlarım o dönemde ağardı.”

Aynı günlerde gündemi meşgul eden bir konu Siirt’te yapılacak ara seçimlerdi. Erdoğan’ın 9 Mart’ta Siirt’ten milletvekili seçilmesinin ardından Gül, başbakanlık koltuğunu Erdoğan’a bıraktı. 14 Mart 2003’te Erdoğan’ın başkanlığında kurulan hükümette, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. Gül'ün hariciyenin başında olduğu dönemde Türkiye’nin mevcut Kıbrıs politikası tamamen değişti. Gül ve AK Parti Hükümeti, Ada’da çözüm için hazırlanan Annan Planı’na büyük destek verdi.

“Adayımız Abdullah Gül kardeşim”

2007’de cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça siyasi tansiyon giderek yükseliyordu. Ana muhalefet Partisi CHP, “Cumhurbaşkanı Milli Görüş çizgisinden olmamalı” diyor, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt “Başkomutan sıfatını taşıyacak cumhurbaşkanı, sözde değil özde laik olmalı.” kriterini koyuyor, Cumhurbaşkanı Sezer de “rejim tehlikesine” işaret ediyordu. AK Parti henüz adayını ilan etmemişti. Dönemin TBMM Başkanı Arınç da “sivil ve dindar cumhurbaşkanı olmalı” diyerek tartışmalara katıldı. 24 Nisan 2007 günü Başbakan Erdoğan, AK Parti Grup toplantısında “Adayımız, bugüne kadar bu yolda olduğumuz, bu hareketi beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimdir.” diyerek Gül’ün adaylığını ilan etti. Bu açıklama AK Parti grubunda ayakta alkışlandı.

Erdoğan, Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığını 24 Nisan 2007'deki AK Parti Grup toplantısında "Adayımız kardeşim Gül" diyerek ilan etti.
[[Fotoğraf: AA-Arşiv]]

İlk tur 367’ye takıldı

27 Nisan 2007’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda 357 kabul oyu çıkmasına rağmen, 367 toplantı yeter sayısına ulaşılamadığı gerekçesiyle CHP seçimleri Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Aynı gece saat 23.20’de Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesine konulan hükümete karşı bildiri ortalığı iyice karıştırdı. Anayasa Mahkemesi CHP’nin itirazını kabul edince ilk tur oylama iptal edildi. TBMM, 367 krizi nedeniyle cumhurbaşkanı seçemedi. Bunun üzerine AK Parti 22 Temmuz 2007’de erken seçim kararı aldı. Abdullah Gül bu seçimler sonucunda AK Parti’den Kayseri Milletvekili seçildi. Bu Gül’ün TBMM’ye beşinci girişiydi.

Seçim sonrasında gündemin en önemli maddesi yine cumhurbaşkanlığı idi. AK Parti içinde Gül'ün yeniden aday gösterilip gösterilmemesi konusunda tereddütler vardı. Ancak Gül, cumhurbaşkanlığı tartışması yüzünden yapılan erken seçimde AK Parti'nin kazandığı yüzde 46,58'lik oy oranını, kendi adaylığına verilen bir destek olarak gördü ve adaylıktan geri adım atmadı. Gül, 28 Ağustos 2007 günü Meclis Genel Kurulu’nda yapılan üçüncü tur oylamada 339 oy alarak 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

Bu arada, cumhurbaşkanlığı seçiminin krize dönüşmesi nedeniyle Anayasa değiştirilerek cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5 yıl süreyle seçilmesi TBMM’de kabul edildi. Ancak bu düzenleme Gül’ün cumhurbaşkanı seçildiği dönemde henüz referanduma sunulmamış ve yürürlüğe girmemişti. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin Anayasa değişikliği 21 Ekim 2007’de halkoyuna sunuldu ve yüzde 68,9 evet oyu ile kabul edildi. Gül bu nedenle TBMM tarafından seçilen son Cumhurbaşkanı unvanını taşıyor.

Hükümet ile uyum içinde çalıştı

Gül, Çankaya Köşkü'ne çıktığı günden bu yana hükümetle uyum içinde çalıştı. AK Parti iktidarının çıkardığı çok sayıda yasa, onun onayını aldı. Veto ettiği yasa sayısı 10’u bulmadı. Ana muhalefet partisi bu durum için “Çankaya Noteri” ifadesini kullandı.

Görev süresi tartışmalarına son nokta

Gül 2007 yılında TBMM tarafından seçildiğinde mevcut anayasaya göre görev süresi 7 yıldı. Ancak daha sonra cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişikliği yürürlüğe girdi. Buna göre cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıl olacak ve ikinci kez de seçilebilecekti. Bu düzenleme Gül’ün görev süresi ve ikinci kez aday olup olamayacağı tartışmalarına neden oldu. Tartışmaları sona erdirmek ve anayasa ile uyumu sağlamak amacıyla 2012 yılında TBMM’de yeni bir yasal düzenleme yapıldı. AK Parti millevtekillerinin verdiği bir önergeyle “Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğu ve ikinci kez aday olamayacağı” şeklindeki düzenleme kabul edildi. Bu yasa CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Gül’ün görev süresini 7 yıl olarak belirleyen yüksek mahkeme, ikinci kez aday olabileceğini de hükme bağladı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmet Sever, bir gazeteye verdiği röportajda, Gül’ün bu konudaki rahatsızlığını şu sözlerle dile getirdi:

“Kendisi dışarıya yansıtmadı ama yeniden aday olmasını engellemeye yönelik bir yasak konulması kendisini gerçekten çok üzdü ve kırdı. Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ile bir çatışma, çekişme görüntüsü vermemeye özen gösterdi, gösteriyor ama aynı özeni partinin bazı önemli isimlerinin göstermemesi ve uluorta konuşmaları pek hoş olmadı. Bu benim kişisel görüşüm. Anayasa Mahkemesi bu kararı vermiş; pekala aday da olabilir, niye olmasın?”

Gezi eylemlerinde yorum farkı

2013 Mayıs’ının son günlerinde İstanbul Gezi Parkı’nda ağaç kesimi ve Topçu Kışlası projesine yönelik başlayan eylemler tüm ülkeye yayıldı. Çevre hassasiyeti ile başlayan eylemlerde hükümetin yaşam tarzına müdahale ettiği iddiası da dile getirildi. Başbakan Erdoğan eylemlere katılan ve destek verenlere tepki gösterirdi, hükümet Gezi olaylarını kendisine karşı bir darbe girişimi olarak niteledi. Cumhurbaşkanı Gül’ün yaklaşımı ise farklı oldu. Olaylar devam ederken tansiyonu düşürmeye yönelik mesajlar veren Abdullah Gül “ Demokrasi demek sadece seçim demek değildir. Seçimlerin dışında da farklı görüşler, farklı durumlar, itirazlar varsa bunların da çeşitli yollarla dile getirilmesinden daha tabii bir şey olamaz. Barışçı gösteriler de tabii ki bunun bir parçasıdır. Bu anlamda son günlerdeki gelişmeleri bu çerçeve içerisinde görüyorum” dedi ve eylemlerde verilen ‘iyi niyetli mesajların’ alındığını söyledi.

Başbakan Erdoğan ile Gül arasındaki ‘yorum farkı’ daha sonra yapılan açıklamalarda da kendini gösterdi. Eylül 2013’te New York’ta ABD finans sektörünün  temsilcileriyle görüşen Gül Gezi eylemlerinin sorulması üzerine  Gezi Parkı’nda çevre duyarlılığı ve şehir estetiği kaygılarını sergileyen gençlerin barışçı eylemlerini demokratik gelişkinliğimizin yeni bir tezahürü olarak gördüm…

Bu ve benzeri olayların başlangıcıyla ilgili açıkçası gurur da duyarım” dedi.

'Gezi' mesajları CHP'den alkış aldı 

Gül 1 Ekim 2013’te Meclis’te yeni yasama yılının açılış töreni nedeniyle yaptığı konuşmada da Gezi eylemlerine yönelik benzer  mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı Gül “Bu eylem ve olaylarda hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet acılı ailelerine başsağlığı dilerim. Bu süreç içerisinde zaman zaman şahit olduğumuz başta aşırı güç kullanımı olmak üzere tüm hukuk ihlalleri araştırılmakta, yargı süreçleri devam etmektedir” diye konuştu. Gül’ün bu sözleri CHP’li milletvekilleri tarafından alkışlanırken AK Parti sıralarından alkış yükselmedi.

'Kuvvetler ayrılığı' vurgusu 

Gül’ün Meclis konuşmasında ‘kuvvetler ayrılığı’ vurgusu da dikkatlerden kaçmadı. Gül” Kuvvetler ayrılığı, özgür basın ve etkili muhalefet demokrasinin olmazsa olmazları arasındadır” dedi.  Gül’ün bu sözleri Başbakan Erdoğan’ın “ Kuvvetler ayrılığı önünüze gelip engel olarak dikiliyor”  şeklindeki sözlerini hatırlattı ve bu sözler de Gül ile Erdoğan arasındaki  bir başka ‘görüş ayrılığı’ olarak kayıtlara geçti.

Twitter ve youtube yasağını deldi

17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında dört eski bakan hakkında da iddialar gündeme geldi. Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen telefon görüşmesinin kayıtları da internet ortamında yayınlandı. MİT soruşturması ve dershane yasa tasarısıyla başlayan hükümet ve Gülen Cemaati arasındaki kavga 17 ve 25 Aralık soruşturmasının ardından daha görünür oldu.  Kavganın en hararetli yaşandığı platform ise hergün neredeyse yeni bir ses kaydı ve iddianın yer aldığı  sosyal paylaşım siteleri oldu. Başbakan Erdoğan 30 Mart yerel seçimleri öncesinde yaşananları ‘komplo’ olarak niteledi. Erdoğan 20 Mart 2013’te Bursa’da düzenlediği mitingde “ Şimdi bakın uluslararası komplolor bu işin içinde. Çok ilginç. Bu twitterlar falan var ya şimdi mahkeme kararı çıktı. Twitter mivitır hepsinin kökünü kazıyacağız” dedi. Erdoğan’ın bu açıklamasının hemen ardından o gece Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından twittera erişim yasağı getirildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise erişim yasağına rağmen mesajlarını kendi twitter hesabından verdi. .

Cumhurbaşkanı Gül  şu  tweetleri attı: :

“ Umarım bu uygulama uzun sürmez”

“ Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal gibi suç oluşturan hususlar varsa ancak mahkeme kararıyla sadece ilgili sayfalar kapatılabilir.’

“ Kullanılan platformlara erişimin topyekun engellenmesi teknik olarak zaten mümkün değil”

“ Sosyal medya platformlarının tamamen kapatılması tasvip edilemez”

Youtube yasağını video ile deldi 

30 Mart seçimleri için geri sayım sürerken yeni bir ses kaydı bu kez  youtube’un kapanmasına neden oldu.  Bu ses kaydı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in katıldığı güvenlik zirvesine aitti.  Cumhurbaşkanı Gül güvenlik zirvesinin dinlenilmesine de youtube’a erişim yasağı konulmasına da tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Gül ses kaydıyla ilgili olarak “ Bu dinleme bir casusluk faaliyetidir, bu işe bulaşanlar mutlaka cezalandırılacaktır” dedi.  Gül’ün bu açıklamalarına ait video Cumhurbaşkanlığı’nın youtube’daki sayfasına da yüklendi, yani Gül youtube yasağını da delmiş oldu.

Gül bu süreçte iktidar partisinin Meclis’ten geçirdiği internet yasasını ise onayladı. Gül yasayı onayladıktan sonra twitterdan yaptığı açıklamada ‘yasayla ilgili kaygıların yeni bir yasal düzenlemeyle giderileceğini’ belirtti ve  bu konudaki görüşlerini hükümete aktardığını söyledi.

‘Hizmete devam’ mesajı

28 Ağustos’ta Çankaya Köşkü’nde 7 yılı geride bırakacak olan Abdullah Gül  daha cumhurbaşkanlığı seçim tartışmaları alevlenmeden, adaylar ortaya çıkmadan ‘hizmete devam’ mesajı verdi. Gül 1 Ekim 2013’te Meclis’te yaptığı konuşmada “ Hayatım boyunca  halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek, yüce milletimizin hizmetinden hiç ayrılmadım. Bundan sonra da bu anlayış ve şuurla milletimizin hizmetinde olmaya devam edeceğim” dedi.

AK Parti Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığını 1 Temmuz’da açıkladı.  Erdoğan’ın adaylığı resmen açıklanmadan önce Gül ve Erdoğan 29 Haziran’da İstanbul’da bir araya geldi. Görüşme öncesinde gazeteciler  Erdoğan’dan ‘ Başbakanlık için size bir teklif gelirse” demesi üzerine Gül “Bunlar sonra konuşacağımız konular” dedi. Gül  Ramazan Bayramı nedeniyle yayınladığı mesajda da yine ‘ hizmete devam’ dedi.

1980 yılında evlenen Hayrünisa ve Abdullah Gül çiftinin üç çocuğu var. Hayrünisa Gül Türkiye’nin ilk başörtülü first lady’si oldu. Hayrünisa Gül Çankaya Köşkü’ne çıktıktan sonra ilk kez geçen yıl Meclis Genel Kurulu’na geldi ve  Abdullah Gül’ün Meclis’te yaptığı konuşmayı locadan izledi. 

Kaynak: Aljazeera ve Ajanslar 

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;